Zübeyir Gündüzalp Ağabey

Haydar Gündüzalp Ağabeyime
hürmet ve muhabbetlerimle…

ONU TANIMAK bahtiyarlığına eremedim ama fıtraten
onu hep kendime yakın bildim.
Bazı insanlarla aynı dönemde yaşamış olup olmamanız
o kadar önemli değildir. Onların hayatı gibi, sözleri
de bir gün sizi bulur. Bulmak ne kelime? Bir gün sizi
vurur. Beni de bir gün vurduğu gibi.
“Bir milletin gençliği ne zaman Kur’ân ve ondan lemean
eden ilimlerle teçhiz ve tahkim edilmişse, o vakit o
millet terakkî ve teâlî etmeye başlamıştır.”
Kimdi bu sözü söyleyen? Bilmiyordum. Bir evin duvarında
asılı gördüğüm eski bir levhada yazılıydı. Ama
benim için yepyeniydi bu tespit. Sonra bir başka ifadesi:
“Teessür ve ıztırap karşısında kalbden bir parça
kopsaydı, ‘Bir genç dinsiz olmuş’ haberi karşısında o
kalbin atom zerrâtı adedince param parça olması lâzım
gelir.” (Bediüzzaman, Şualar, 473)
Bu söz de öyle.
Ebedî bir dâvânın kapısında onun ebedî, yılmaz bekçisi
olmak…
Onca hizmete, onca fedakârlığa rağmen kendini geriye
çekebilmek, görünmezler arasına katabilmek, yok
bilmek kolay iş midir?
•••
Yıldızları göremeyen, çiçeklere bakmalı.
Çiçekler de yıldızlardan haberci. Sahabeleri göremeyen,
onların yolunu izleyenlere bakmalı. Onun her hâli,
her tavrı ve her davranışı, mübarek Üstadından aldığı
ve hayatına sindirdiği nurlardan yansıyan pırıltılardır.
Bir dâvânın gücünü, onun uğrunda hayatını çekinmeden
verenlerin fedakârlıklarıyla anlayabiliriz. Tarihte
nice insanlar vardır böyle yaşayıp böyle geçip gitmiş…
Geride altın izler bırakmış nice insanlar. İstanbul’un fethinde
surların dibinde şehit düşen mutlu askerler gibi,
Bedir’de, Uhud’da şehit düşen kahraman sahabeler gibi…
Bazı insanlar ölseler de yaşarlar. Bazı insanlar yaşasalar
da ölüdürler. İsimsiz kahramanların veda edip
gitmesiyle dünya ruhunu kaybetti. Yaşayan ne varsa,
yani tüm kâinat kardeşler, aralarından ayrılan giden samimi
bir kardeşleri oldumu, onun için üzülüp gözyaşı
dökerler. Neden mi?
Çünkü onlar yaratılan her şeyin gayesini, hikmetini
yaşarken bilmişler, denizin, ırmakların ilahilerini, kuşların
zikirlerini dinlemişler, baharların, ağaçların, çiçeklerin
ve meyvelerin sütüyle beslenip büyümüşlerdir.
Vefalıdırlar. Bunları kendilerine kimin hizmet ettirdiğini
bilecek ve başkalarına da bildirecek kadar hassas bir
kalbe, ve uyanık bir vicdana sahiptir onlar.
Bunların yeri yurdu yoktur. İhtiyaçları da yoktur.
Çünkü her kalp onların evidir, o yolda her hayat onların
izidir. Kaç hayat yanlış yola kıvrılırken, kaç insan tehlikeli
çıkmazlara girerken, onlar bir işaretleriyle ışık olmuşlardır.
Dalalet vadilerinde hayrete düşenler, onların
bir sözüyle silkinip kendilerine gelmişlerdir, halleriyle
hallenmişlerdir.
İslamiyet’i anlatmak için ta Çin’e kadar giden sahabeler
nasıl Çince bilmeyip hâl diliyle konuşmuşlara,
Asya’nın bahtını, talihini değiştirmişlerse, onların da
dili bu dildendir işte. Kâlden çok hâldir; onun için tesirlidir.
Öyle ki muhataplarını inandıkları dâvâya ve o
dâvânın hakikatine hayran edecek kadar…
Bu dünyada öylesine bir yolcu değil, şoför titizliğindeki
bir yolcu gibi, hem nefse hâkimiyeti kaybetmeden,
hem de yol emniyetini gözeterek, hâsılı hayat yolculuğunun
hakkını vererek yürümüşlerdir. Yolda karşılaştıkları
her meşakkati de Allah’ın izniyle aşmışlardır. Kaderin
onlara çizdiği o ince yolda karşılarına ne çıkarsa
çıksın yılmamışlardır, Allah’tan bildikleri için sarsılmamışlardır.
Bedir’i, Uhud’u, Sıffin’i, Kerbela’yı yaşayan
sahabeler gibi…
Acıyı yudumlamışlardır ama Allah’tan ümitlerini
hem din adına, hem hayatları adına asla kesmemişlerdir.
İstikbalin bugünlerden daha parlak olacağına inanmışlardır.
Şeytan ne derse desin, inanan inandığını haykırır.
Hilenin, şüphenin değil, burçta bir bayrak gibi inancın
sesi dalgalanır. Bu Allah’ın vaadidir.
“Zafer Hakk’ın ve Hakk’a inananların olacaktır.”
•••
Hayatını gözden çıkaranın gözünü hiçbir şey korkutmaz
çünkü o göz hakkı ve hakikati görmüştür. Hakka,
hakikate açılan gözün dünyadaki bütün gözlerin üzerinde
bir sözü, bir hakkı vardır. O gözlere göz olmak,
onlara doğruyu ve hakikati göstermek ancak o yüce göz
sahiplerinin hakkıdır.
Kalbiyle görenler, inandığını yaşayanlardır.
Allah deyip bu yoldan dönmemek üzere geçenler,
isimsiz kahramanlar, bunlardır işte hayatımızı aydınlatanlar.
İmkânsızlık mı, hastalık mı? Vız gelir onlara.
Ölüm mü? Vız gelir. Ne varsa karşılarına çıkan olumsuzluk
adına, vız gelir tırıs gider. Hedefi Allah rızası
olanın ağzından boş söz çıkmaz. Onların din yolundaki
gayreti izin vermez buna. Sözleri, ifadeleri yürekten
geldiği için, oradan tutar ve bağlar kendini dinleyenleri.
Tutuşturur sineleri, kalpleri. Kendine benzetir kendini
sevenleri.
•••
Bir başkadır yeri benim âlemimde Zübeyir Gündüzalp
Ağabey’in. Elde değil sevmemek. Elde değil yolunu
izlememek. Hiç kimseden bir beklentisi de yoktur; gelin,
ne olur izleyin, beni takip edin diye… Bıraktıkları izleri
bile, inandıkları dâvânın hakikatine gölge etmesin diye
itinayla silmişler, yok etmişlerdir. Yok olanların hakkı,
var olmaktır.
Zübeyir Ağabey’in hayat aynasında görünen,
Kur’an’dır, Hz. Peygamber’dir (asm), Hz. Üstad’dır ve
Risale-i Nur’dur. Bir ayna bu kadar mı gösterir güneşi?
Bu hâl, her aynanın keyfiyetine tabidir. Konferansı,
mahkeme müdafaalarını ve mektupları şöyle bir taradığınızda,
her kelimenin, her cümlenin ne kadar yerli
yerinde olduğunu görecek, onu bir kere daha seveceksiniz,
bir kere daha böyle aziz insanların rehberliğinde
ebedî bir dâvânın izinde yürüdüğünüze sevineceksiniz,
size bu yolu açan Rabbinize hamd edecek ve şükredeceksiniz.
Mezarını yerde aramadıklarımızdandır Zübeyir Ağabey.
Değil mezara, dünyaya bile sığamayacak kadar büyüktür
ruhları onların. Onların hayatlarının her karesinde
açıkça görünüyor zaten Rabbimizin inayeti, kudreti.
Bu öyle bir tecelli ki, her insana, her faniye nasip olmaz.
Hayatta olsaydı, elini öpmek isterdim. Ama onun
edebi ve hassasiyeti biliyorum ki buna müsaade etmezdi.
Ruhundan af dileyerek bu yazının onun ellerinden
öpmesini niyaz ediyorum Rabbimden.
Biliyorum, onu benden çok daha iyi tanıyanlar var,
yakın olanlar var, bu yakınlığı hakkını verenler var. O
sevenlerden biri de ben olmayı, bu sevginin arkasında
durmayı Rabbimden niyaz ediyorum.
•••
Top atıp uyandıramayacağımız insanları, o bir cümleyle
uyandırdı. Ruhumuzu öyle bir yerinden yakaladı
ki, kendisine değil, dâvâsına bağladı. Bu dâvâyı anlatan,
konuşan, hakkında yazılar yazan, hizmetler yapan
kim varsa şimdi, hepsinin üzerinde hakkı ve emeği vardır,
duası vardır Zübeyir Ağabey’in. Onlar bilse de, bilmese
de bu böyledir.
Çok fazla kalamazdı Hz. Üstadsız bir dünyada. Yüreği
dayanmazdı onun bu ayrılığa.
Dâvâsı için yaşayan ve nefes alan bir insanın duası
da Allah’a kavuşmak yönündedir; onu da biliyorum. Nehirlerin
duası, denizlere karışmaktır. O da çok fazla kalmadı
dünyada; Üstadına yanına gitti… Nur denizinde
gark oldu gitti… Mekânı cennet olsun. Ruhu şad olsun.
Rabbim ona ve onun hassasiyetine layık bir hayat ve
hizmet, bizlere de nasip eylesin inşallah.
Bu dünyada ne aradığını, niçin bulunduğunu bilmeyen
milyonlarca insan var şimdi. Ama o neyi aradığını
ve neyi bulduğunu bilenlerdendi. Arayanlara da yol gösterenlerdendi.
O bahtiyarlığa erişenlerdendi. Allah için
yaşayan, Allah için konuşan, Allah için hayatını feda
eden bir insandı Zübeyir Ağabey. Bu yönü hafızalarımızda
ve kalbimizde silinmeden yaşayacaktır inşallah.
•••
Yanında, izinde, gölgesinde yürümek bahtiyarlığına
erenlere ve o izleri takip edenlere selam olsun… Ona
“ağabey” demek, o güzel kelimeyi onun için kullanmak
nasıl yakışıyorsa dilimize, bunun hayatımıza da yansımasını
Rabbimizden niyaz ediyoruz.
Aramızda olmasa da, hayatımızda hep var olan ve
var bildiğimiz ağabeylerden biridir Zübeyir Ağabey.
Böyle insanlarla güzelleşiyor dünya. Böyle örnek insanlar
ve kahramanlarla düzeliyor hayatımız. Onlar özgür
ruhlar. Bir defada ererler hakka ve hakikate. Tereddütsüz
hem de. Söylediler mi, kelimeler ateş kesilir âdeta.
Ellerine kalemi aldılar mı, kâğıtta, mürekkepte, sizi çarpan,
onları yakan ateşten bir şeyler aktığını görürsünüz
hemen içinize. Ne bedenin arzu ve istekleri, ne de yeryüzünün
nimetleri onları oyalayamaz, oyalayamadı da.
Ruhları zengin insanlara ne verebilirdi ki bu dünya?
Allah’ın özel korumasında olanlara marifetullah ve
muhabbetullahtaki ruhani lezzet, yeter de artar bile.
Biliyorum, yaşasaydı ve bu yazılanları duysaydı,
“Ayıp etmişsin be kardeşim, mübalağa etmişsin.” diyecekti.
Onu da biliyorum. Adım gibi biliyorum. Onun mütevaziliğinden
öyle demesi ona yakışır, benim de böyle
demem bir türlü susturamadığım bu kalemime yakışır.
Ne yapayım? Her ikimizin de elinde kaderimize razı olmaktan
başka çare yok.
Bizim için nefes alıp bizim için yaşayan nice isimsiz
kahramanlar geldi geçti bu dünyadan. Attıkları her
adım, yaptıkları her iş sonunda mukaddes bir zincirin
ucu oldu ve bize doğru uzandı o halka. Geldi buldu
bizi. Bir yerimizden yakalayıp kendine bağladı bizi.
Kelimelerin bittiği, kelimelerin yetmediği, anlatamadığı
insanlar vardır. Onlardan biridir Zübeyir Ağabey.
O, adıyla sanıyla Zübeyir Gündüzalp’tir. Kafkas Kartalı
Şeyh Şamil’in hemşehrisidir. “Arşa yükselmek istidadında
olanların ayaklarının altına başımızı koyarız.” diyendir o.
Hayran hayran o siyah beyaz resimlerine bakakaldığım
bir dâvâ adamı. “Bir fotoğraf karesi bu kadar mı
anlatır büyük bir dâvânın karasevdalısının ruhunu?”
denecek kadar hâlini yansıtır o fani görüntüyle.
•••
Şimdi Eyüpsultan Kabristanı’nın mutena ve müstesna
bir köşesinde kabri bulunsa da gönlümüzdedir yeri.
Silinmeyecektir bizdeki izleri inşaallah.
Tanımadığınız hâlde, görmediğiniz hâlde sevebileceğiniz
insanlar vardır. Çünkü kemal, zatında sevilir. Hz.
Ebubekir’i (ra) niçin sevdiğinizi, Hz. Ömer’i (ra) niçin
sevdiğinizi, Allah dostlarını niçin sevdiğinizi izah edebilir
misiniz? Zübeyir Ağabey de bu hükümden müstağni
değildir. Allah ondan ebediyen razı olsun. Onun
mezar taşındaki yazısıyla bitirelim:
“Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı
istemem. Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayrı istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim,
fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu
mevcudatı umumen isterim.” (Bediüzzaman, Sözler, 201)

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1353 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.