Yolculuk

BİNDİKLERİ ARABA İÇİN, “Nereye gidiyoruz?” diye soran
insanlar, yaşadıkları dünyada aynı soruyu unutmuş
görünüyorlar.
Bu dünyanın yolcusu değil de, içinde yaşamaya ve
oturmaya memur zannediyorlar kendilerini.
Her hâlde kalınacak son köy olarak bakıldığında,
böyle oluyor.
Burdan ötesini kabulle başlıyor sorular.
Sormak yoksa, yok.
Bu soruları sormaya sanki mecbur değilmişiz gibi
yaşayamayız.
Ayağımızın yere değdiği andan itibaren, aklımız ermeye
başladığı günden itibaren bu sorular çevremizde
döner durur…
Susmak, geçiştirmek, bir işe yaramaz. Çünkü içimizde
de vardır aynı sorular. Gece gibi, hem de koyu bir
gece gibi. Dev sorular… Cevabı ışık olan bir sorudur bu…
•••
Göz görmek için güneşe, akıl anlamak için Kur’ân
güneşine muhtaçtır.
İnsanın hayata ve ölüme dair soruları vardır. Sorularımız
ise, Kur’an güneşinin ışığında çözümlenebilir.
Ancak onun aydınlığında açıklığa kavuşabilir.
Hayatın hızlı akışı içinde insan bazen unutsa da,
sorular peşini bırakmaz. Şaşıran insan, safını seçemez.
Orta yerde kalakalır. Hem de bir başına… Yeter mi insan
kendine? Yetmez elbette sadece kuru bir akılla bu hayatı
yaşamaya. Nereden destek alacak, nereden yardım
görecek?
Güvenilir kaynaklara yönelmek ve sorularına tatmin
edici cevaplar bulmak durumundadır insan.
Gerçeği aramak ve bulmak kolay değil. Bu yolda pek
çok engeller çıkar insanın karşısına.
Bazen de kaybolur insan kendi içinde. Bu labirentten
çıkış için yollar arar, sorar.
Durum bu…
•••
Kaybolduk işte bu medeniyetin, bu hızlı gidişin, bu
dünyanın orta yerinde. Kaybolduk işte… Kayıplar bir
değil, bin değil, milyarlarca kişi…
Çoğu insan, “Ben kimim ve neden bu dünyadayım?”
sorusunu sormayı unutmuş görünüyor. Bu önemli soruyu
sormaya akıl edemiyor. Neden ki?
Çok mu zor?
İçlerinden biri çıkıp sorsa, rahatlayacak hepsi de. Sorudan
ve sorulardan kaçmamak gerek. Sorulardan kaçana,
hayatın faturası daha sonra ağır olur. Bu soruları
sormakla ve onlara cevap bulmakla hayat, hayat olur.
Yoksa azap olur ve bu hayat yaşanmaz olur. Hayatı sorgulamadan
yaşayamayız. Akıl bunun için verilmiş. Ardından
daha büyük sorular gelecek, onlarda cevap bekliyor.
Böyle böyle kemale erecek insan. Sorulara cevap
buldukça sevinecek, aklı ve kalbi huzur bulacak. Hayat
yolculuğu güven içinde seyredecek.
İlk sorunun cevabı doğru verilmeden, ikinci soruya
geçilmiyor.
•••
“Biz niye buradayız ve nereye gidiyoruz?”
Bu soruya klişeleşmiş cevapların dışında cevap vermeye
kalktığımızda anlıyoruz işin zorluğunu.
Siz nereye, sorular oraya…
Peşinizi bırakmıyorsa sorular, hayırlı bir yoldasınız
demektir…
Doğru cevaba ulaştığınızda mutluluğunuz tamam
olacak.
Sorular bittiğinde, siz de bittiniz demektir.
İnsan doğru soruların, doğru cevabını bulmak için var.
Bir gün gelecek, bu sorulara verdiğiniz cevaplar, hayatınızın
ve dünyanızın şeklini değiştirecek.
Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Niçin buradayız?
Bu soruların cevabını Hazreti Peygamber Efendimiz
(asm) bütün insanlık namına cevap veriyor.
Bu cevabı Bediüzzaman Hazretlerinin İşâratül-İ’câz
adlı eserinden okuyalım:
“Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelînin kudretiyle,
yokluk karanlıklarından, ziyadar varlık âlemine çıkarılan
mahlûklardır.” (Bediüzzaman, İşârâtül-İ’câz, 18)
•••
İnsan bir yerde uyuyakalsa ve uyandığında bulunduğu
yerin yatmadan öncekinden tamamen farklı olduğunu
görse; “Ben nerdeyim? Beni buraya kim getirdi?”
diye sormayacak mı?
Evet, arabaya, trene, uçağa, gemiye binen, mutlaka
soruyor:
“Nereye gidiyoruz? Bu araba, bu uçak, bu gemi nereye
gidiyor?’ İllâ ki soruluyor bu sorular, öyle değil mi?
Evet dünya denilen şu uçağın içindeki insanlarda o
soruyu soracaklar ve sormalılar.
Dünya uçağının nereye doğru yol aldığını öğrenmeden,
içindeki bunca insan nasıl yaşayabiliyor? Hayret
doğrusu…
Yaşanmaz ve yaşayamazlar elbet…
Soruların sorulması lâzım. Yolcu bir durakta ne kadar
bir süre kalabilir ki? Ne hancı kalıyor bu yolda üstelik,
ne de yolcu… Üç gün, beş gün, on yıl, elli yıl, yüz
yıl, her neyse, en fazla işte o kadar…
Nerede bizden öncekiler?
Biz nereye gidiyoruz? Biz de oraya, onların yanına,
değil mi? Hem de anbean ve günbegün.
Otobüsün geleceği kesin de, yolcuların ne zaman gideceği
belli değil.
Bir gün geldiğinde -o hangi gün ise- bizsiz gitmeyecek
o araç. Herkesin saatine bakıp durması başka şey,
vaktin gelip geçmesi ve aracın gelmesi başka şey. Eninde
sonunda geliyor. Otobüse vadesi bitenler biniyor ve
gidiyor.
•••
Herkesin başındaki bir imtihan değil mi bu?
Oysa, farkında olan ve bununla ilgilenen insanların
sayısı maalesef çok az.
Dünya içindeki çoğu insanlar, kendilerini pek yolcu
gibi görmüyorlar.
Oysa yolculuk hiç kesintisiz sürüyor.
Her gün en az 300.000 kişi ayrılıyor aramızdan.
Dünyaya onları gönderen Allah, vakti geldiğinde
yine onları ebedî bir âleme alıyor.
Getiren götürüyor.
Kimi anlık, kimi yıllık, kimi de asırlık buradaki yolcuların.
Ne gelişleri ellerinde, ne de gidişleri…
Bu soru bizimde peşimizde.. Oysa bu önemli mesele
bugün bizden çok uzakta duruyor gibi. Yolcu değilmişiz
gibi… O zaman yaşamamızın bize ne faydası var? Yolcu
olduğumuzu unutsak da ne değişiyor ki?
Gelen gider, giden gelmez.
•••
Dünya böyle bir yolcu gemisi işte…
Doğumla bileti kesilen insan kendisine tanınan süre
bitene kadar bu gemide yaşamaya izinli. Bileti elinde,
ama ne yazdığını ve buradan kalkışın ne zaman olduğunu
bilen hiç kimse yok.
Sadece Yaratan biliyor.
İnsanı dünyaya gönderen Allah biliyor.
Biletin bir tarafında geliş, diğer tarafında gidiş vakti
ve saati yazılı. Ama bizim görebileceğimiz şekilde değil…
Bu geminin bazen sahile tam yanaşmadan da yolcularını
boşalttığı oluyor. Bazen de şimşek hızıyla boşalıp,
diğer yandan da doluyor. Öyle bir gemi ki, bunun içinde
yok yok…
Yolcular günlük işlerinin ve telâşlarının peşinde.
Sorulması gereken soru sorulmuyor bir türlü..
“Biz niye bu gemideyiz ya da bu dünyadayız? Biz
nereye gidiyoruz?”
Evet, bu, freni patlamış bir arabanın içinde bulunan
yolcuların sorduğu ya da soracağı soru değil. Dünya
gemisi akıl almaz bir hızla hareket ediyor. Bizler de o
dünyanın içindeki yolcularız. Bu soruyu her birimizin
sorması gerekiyor…
Nereye gidiyoruz? Yolumuz nereye çıkacak? Valizimizde
ne var acaba? İçi dolu mu, boş mu? Yanımızda
götürdüğümüz ve öte tarafta işe yarayacak ne var acaba?
•••
Elimiz eşya dolu
Heybemiz hayat dolu.
Bir bakalım öyle mi?
Az sonra kalkacak gemi.
Belki ömrünün son demi.
Yolcusun unutma emi.
•••
“İnsan bir yolcudur. Sabavetten (çocukluktan)
gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden
haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam
eder.” (Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye, 189)
•••
Çok genç yaşında Abdullah Bin Ömer’e
Sevgili Peygamberimiz (asm):
“Dünyada garip veya bir yolcu imiş gibi yaşa” derken,
aslında ümmetinin her asırdaki genç nesillerine de
önemli bir hakikati ders vermektedir.
Yolcuya düşen yolda oyalanmak değildir.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(952 kelime)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.