Yılları parmaklarınla sayma | Selim Gündüzalp

Yılları parmaklarınla sayma

NASIL geçtiğini anlayamazsın hayatın. Beş, on,
on beş, yirmi yıl… Saymaya kalkma, aldanırsın.
Hele bir yaşa da gör.
Saniyeler içinde yıllar gizlidir. Parmaklarınla saydığın
yılların bırak ayını, haftasını, bırak gününü. Geç saatini,
dakikasını… Saniyelerin içinde bile aylar gizlidir.
Parmaklarınla sayarsan yılları yaşadığını az bulursun.
Parmaklarınla saymaya kalkma. Yaşadığın yıllara
da, gelecek yıllara da haksızlık edersin. Yaratanın ömür
denilen nimetini küçümsersin.
“Geçmiş böyleyse, geleceğin bundan ne farkı olacak?”
diyemezsin. Dersen, kolaycılığa kaçmış olursun.
Hakkın yok buna… Hayat bizim değil, o bize emanet.
Hayat yaşayanın değil; bizi Yaratanındır. Öyleyse, hayatı
yaşayan olarak bizlerde sırrını anlamalıyız. Nabzını
tutmalıyız saniyelerin. Kolay mı? Ne kolay ki hayatta?
Doğru olan, denemendir, vazgeçmemendir.
Yıl var, yel gibi geçer; saniye var, uzar da uzar, bir
ömür olur.
Depremde bir binanın kirişinin altında kalan insana
sor o geçmek bilmeyen anları, o dakikaları. Doğum
ânını bekleyen anneye sor o ânı, o saniyeleri. Gurbetten
ya da askerden evlâdının dönüşünü bekleyen anneye,
babaya sor yılların, saatlerin ne olduğunu. Hasretle ve
iştiyakla, “Ya varamazsam?” diye yıllardır tutuşan bir
yürekle Kâbe’ye doğru yürüyen ayaklara, o yüce ruhlara
sor…
Günleri, ayları, yılları parmakla sayma… Sığdıramazsın
zamanı. Tutamazsın elinde. Göremezsin parmaklarının
üstünden akıp giden haftaları, günleri, saatleri.
Haksızlık edersin yaşadığın onca nimete, seçilip sana
gönderilen o sayısız nimete.
Bir çırpıda söylenecek bir rakam değildir hayat. Kimine
uzun, kimine kısa ama herkese yeterince ve nasibincedir
hayat.
Kimine göre hayat kısadır, kimine göre hayat uzundur.
İkisi de doğrudur. Yaşadıklarını hissedene bağlıdır.
An vardır; içinde yıllar gizlidir.
Hayatı dümdüz bir yaşamak olarak gören ve algılayan
için yaşadığı onca iniş – çıkışların, içten ve dıştan
hayatına vuran onca derin yansımaların kendisine hiçbir
katkısı, hiçbir faydası yokmuş gibi davranamaz insan.
Yaşadığı yılları rakamlarla anlayamaz, algılayamaz
insan.
Nefsin işi, parmaklarla hayatı saymaktır, muhasebesini
yapmak değil.
Nefis, bir kaçaktır. Görev kaçağıdır. Huzurdan kaçan.
Ya tutup vurursun nefsinin sırtını yere,
Ya da sürüklenip gidersin ardından boş yere…
Rakamlar, yaşanan hayatın karşılığı olamaz. Hayat,
rakamlara sığmaz. Derindir, dahası, keyfiyetlidir hayat.
Onun için kıymetlidir hayat. Olsa olsa, hayatın dış kalıbıdır
sadece rakamların içindeki.
Bir bardağın içindeki suyun duruşu gibidir. Sessizdir,
sakindir. Oysa kaç milyon, kaç milyar, kaç trilyon
damla vardır, zerre vardır o suyun içinde.
Ne bardak senin, ne de içindeki su.
Dikkat et, hayatına kurulmuş binlerce pusu…
Boş evle kim uğraşır? Hırsız boş eve girmez. Şeytanın
işi hayatla, hayatın içini boşaltmakla.
Kaç milyon, kaç milyar zerre vardır o suyun içinde,
bir düşün… Öyle değil mi?
Kaç kâinat vardır hayatın içinde… Açılıp kapanan
bir parantez değildir hayat. Hayatın içinde bir değil, bin
hayat vardır.
Hayat, bir bardakta duran durgun su değildir.
Binlerce duygusu ile insan, koca bir denizdir.
Hayatımızın içinde bir değil, bin hayat vardır. Her
latifenin ayrı bir hayatı vardır. Kalbin de hayatı vardır,
aklın da, hayâlin de, gönlün de, gözün de, kulağın da,
elin de, ayağın da bir hayatı vardır.
Bir hatırlamaya çalışalım hele gözle gördüklerimizi,
akılla anladıklarımızı, kalple hissettiklerimizi, damağımızla
tattıklarımızı ve topyekûn bir ruh kuşatması altında
hissettiğimiz bu zengin sofraları bir düşünelim
hele…
O zaman anlarız hayatın asla rakamlara sığmadığını.
Geçmişin parmaklarla hesaplanmasının yanlış olduğunu…
Haksızlık olduğunu hayatı verene, hayatı yaratana
karşı…
Ha, bir de içiniz hüzünle dolar bazen. İnsanız. Olmaz,
olmaz… Başa gelmedik iş olmaz.
Pişmanlık kaplar belki bir yanınızı. Yaşadıklarınızın
içinde nice istenmeyen hâller karşınıza geçip geçip dururlar.
Ama geçmiştir, yaşanmıştır artık… Hayattaysanız
ve yaşıyorsanız, bir çaresi vardır bu yaranın: Yaratanın
affına sığınmak, en asil davranışıdır insanın.
Allah kuluna parmakla sayılmayacak kadar kıymetli
bir hayat verir. Parmak ısırılacak kadar harika bir hayat
verir. Hayatı verdiğine, yaratan her şeyi verir. Ve bu fânî
hayatla ebedî bir hayat kazanılır.
Hayatın her ânında binlerce hayat gizlidir. Milyonlarca
şükür gizlidir Rabbine…
•••
Haritada bir yer görse, santimle ölçmeye kalkar insan.
Oysa aradaki mesafeyi yürümek için günler gerek.
Onu unutur.
Unutur kişi. Unutmak nefsin, unutturmak şeytanın
işi…
Hayatı parmaklarınla saymaya kalkma. Yaşadıklarına
ve yaşadıklarını Yaratana karşı haksızlık, saygısızlık
edersin.
“Söyle bakalım, senden geriye ne kaldı?” derlerse bir
gün, ne dersiniz?
İnsan, hayata bir yeni gün daha eklemek imkânına
sahip değildir. Hayat ne kadarsa, o kadardır. Ama yaşadığı
bir güne, bir hayat katabilir. Hele bu hayat imanla,
inançla dolu ise… Hayatın hayatı budur işte… Elindeki
bu zenginliği herkesle paylaşabilirsin. Bu nimet, vermekle
azalmaz, vermekle çoğalır.
Bu dünyada geçireceğimiz süre, çok kısa. Durup güneşe
bakmaya, bulutları selâmlamaya, çiçekleri koklamaya
da zaman ayırmalı.
Kalbimizin ve bütün kalplerin aradığı budur. Ve o
çok uzaklarda değil, yanı başımızdadır. Adı, huzurdur…
Vicdanımızda, kalbimizde durur. Kırıntısı bile iş
görür onun. İlahî bir armağandır. Bir nur huzmesidir
bu. Huzurdur. Kibrit başı kadar bir aydınlık, odalar dolusu
karanlığı nasıl yutarsa, öyledir huzur. İnancın bir
şûlesinin hayatımıza kattığı nurdur bu, huzurdur bu…
İnsanlar hayatın dışında, çok uzaklarda zannederler
bunları.
Oysa ağaçların yeşermesini, çiçeklerin açmasını izlemek,
severek yaptığımız işlerden sonraki yorgunluk,
ardından havayı solumak, sevdiğimiz bir kitabın sayfalarını
açıp okumak ve sonra niçin bu dünyada olduğumuzu
düşünmek ve Allah’ı sevmek, ümit içinde duâ
etmek… İşte bizi mutlu edecek olan şeyler…
•••
Yoksulu zengin yapacak, bir küçük camdan bakıp
“Her şey benim içinmiş de, niye haberim yokmuş?”
diye söylenecek anlarımız olmalı. Günlerimiz dolu dolu
yaşanmalı.
Allah’ı arayana, Onu isteyene O hep yakındır. Dört
duvarın arasında da olsa, odasından dışarı çıkamasa da,
hatta yatağından kımıldayamasa da, Allah kendini arayanla
ve sevenle beraberdir.
•••
Bırak yılları parmaklarınla saymayı.
Hücre hücre rahatlamak istiyorsan, kendini yeniden
keşfetmen gerekiyor. Şu an, içinde yaşadığın şu saat
belki de en bereketli, en verimli ve en meyvedar bir vakittir.
Günlerin günleri kovalamasını, takvimden yaprakların
bir bir düşmesini geç…
Geçmeyen âna geç. An içinde an var. Zaman içinde
zaman var. Sen onu bul ey insan.
“Madem her insan gayet şiddetli bir sûrette uzun
bir ömür ister, bekaya âşıktır. Ve madem bu fânî ömrü
bâki ömre tebdil eden bir çare var ve mânen çok uzun
bir ömür hükmüne geçirmek mümkündür. Elbette, insaniyeti
sukut etmemiş bir insan, o çareyi arayacak ve
o imkânı bilfiile çevirmeye çalışacak ve tevfik-i hareket
edecek.
İşte o çare budur: Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz,
Allah için çalışınız. Lillâh, livechillâh, lieclillâh
rızası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün
dakikaları, seneler hükmüne geçer.” (Bediüzzaman,
Lemalar)
Size tatlı ve huzurlu hayatlar, rüyalarınızda yaşayamayacağınız
kadar mutlu uyanışlar diliyorum.
Şimdi kalkıp bir camdan bakacağım. Küçük bir saksı
içindeki küçücük bir ağacı seyredeceğim. Minik yapraklarının
büyüyüşünü… Sonra bulutlara selâm vereceğim…
Ve sabâ rüzgârlarıyla beraber salât-u selâmlar göndereceğim
kutlu beldeye, Cennet-i Bâkî’ye ve Kubbe-i
Hadrâ’ya ve Fahr-i Kâinata…
“Ey bad-ı sabâ yolun uğrarsa semt-i Haremeyn’e
Tazimimi arz eyle Rasul’üs-Sakaleyn’e…”
Sayısız nimetleri için Rabbime hamd edip, yaşadığım
günlerin aleyhimde değil, lehimde şahitliğini dileyeceğim.
Bir güzel niyet ve düşünce, zamanı teslim alır. Zamanı
teslim alamayan, zamana teslim olur.
Günler o anda başlar ve güller o anda açar, o günde
yaşar. Günü fethedemeyen, gülü de fethedemez. Elindeki
fânî bir ânı fethedemeyen, ebedî bir ânı hiç fethedemez.
İstanbul’un fethinden sonra yeni bir fetih bekleyenlere
sayısız fetihlerin varlığından bir haberdir bu. Kendi
gülünü fethedemeyen, kendi gününü de fethedemez.
Gül, günden habercidir, gün de gülden.
Güller gibi güzel günleriniz olsun inşaallah.
Duamız, İmam Zeynel Âbidin Hazretleri’nin duâsı
olsun:
“Bana merhamet etmeni, hayatta bıraktığın sürece
Sana karşı gelmekten beni muhafaza etmeni, yaşattığın
sürece bana faydalı olacak her şeye beni muvaffak
etmeni, yüce kitabınla kalbimi ferahlatmanı, onu okumakla
günahlarımı düşürmeni, dinim ve bedenim konusunda
bana selâmet lütfetmeni, bana dostluk ve ünsiyet
edenleri benden ürkütmemeni, geçen ömrümde ihsanda
bulunduğun gibi kalan ömrümde de üzerimdeki ihsanını
tamamlamanı diliyorum. Ey merhamet edenlerin
en merhametlisi!” (Hazreti Hüseyin’in Oğlu İmam Zeynel
Âbidin’den Duâlar, terc. Doç. Dr. Abdülaziz Hatip, Gençlik Yayınları,
İstanbul)

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(1211 kelime)



Yorum Bırakın