Ümidim Sendedir, ümidim Sendendir

Elimden bir şey gelmiyor deme!
Avuçlarında ne dualar gizlidir…
— İbrahim Tenekeci


ON DEĞİL, yüz değil…
Sayısını unuttum. Yine kapındayım, yine affını dileniyorum.
Yine mahcub, yine boynu bükük… Şanın yücedir, affetmeyi
seversin.
Senden uzaklaştığım zaman nihayetsiz düşüyorum.
Rabbim, bırakma beni ne olur! Bırakma! Düşerim,
düşerim, sonsuz düşerim…
Senden uzaklarda kaldım mı, üşürüm, ebedî üşürüm…
Derdimin dermanı Sendedir.
Bilirim de aynı hataya kim bilir kaç kez düşerim.
Neden oluyor bu? Onu da bilemem.
Hatalarımın, yanlışlarımın çocuğuyum, günahlarımın
zebunuyum.
Bir noktayım ama gözünü sonsuza dikmiş bir nokta…
Ayağımın altındaki yer titriyor. Biliyorum niçin…
Haddi aştığım için.
Denizin dalgaları köpürüyor. Yutacak gibi beni, içine
alacak gibi…
Yaşadığım şu zaman da öyle. O zaten beni her an
yutuyor.
Üşümediğim, düşmediğim an mı var? Ağrımayan yerim
mi kaldı?
Kendime yabancı kaldığım bu dünyada Senden
uzaklaşmam böyle başladı.
Sığınacak bir liman arıyorum, Senden medet umuyorum.
Sığınacak başka yerim yok.
•••
Fırtınalar içindeyim.
Tutunacak dal arıyorum.
Yağmurdan sonra güneş nasıl çıkarsa ve ferahlatırsa
içimi, öyle oluyor Sana varışlarım, huzurunda durup
yakarışlarım, su başlarında susayışlarım…
Varmak kolay değil.
Önce içim varacak. O tamam dedi mi, dışım adım atacak
ve o istikamette oluşlar, yeniden doğuşlar başlayacak.
Damlalar toplanıp göl olacak.
Sonra ruhum bir yeşillik bulacak. O toprakta açacak
çiçeğim işte.
Kendi içindeki güzelliği oluşturmak ve bu ateşi tutuşturmak
kolay olmuyor.
Ağır bir ameliyat sonrası hastalar nasıl yoğun bakıma
alınıyorsa, uzman hekimler tarafından nasıl titiz bir
kontrolden geçiriliyorsa, aynen öyle, dış dünyayla alakam
kesilmeden, kimden, neden ve nereden bir beklentim
varsa, onlardan elimi yüzümü tamamen çekmeden
Sana varmak olmuyor, olamıyor Allah’ım. Yüzüm yok
diyorum kapında durmaya. Kaçacak bir yer arıyorum.
Senin inayetinle bunu da başarıyorum çok şükür.
Aklıma güvendiğim zaman, aklımla baş başa kalıyorum.
Akıl ne ki? Ruhumun anlama âleti.
Ruhum, kalbim, vicdanım… Ben bunlarla insanım.
Ah kalbim… “Ah ah” demeyen bir kalp, “Allah” da
diyemiyor.
•••
Acılar, merhem sürmekle hemen iyileşecek olsa, ağrılar,
uyumakla hemen geçecek olsa; koşa koşa gider
her insan, bir yer bulur kendine. Kalbimizin yaraları ise,
bir değil, sayısız…
Onun şifası dualarda, tövbelerde…
Kaç yönden tedavi olduğunu bir bilse, bir inansa insanlık,
şifanın kaynağına koşacak doludizgin. Yılkı atının
özgürlüğüne koşuşu gibi… O koşuda belki de, kalbi
duracak. O da güzel.
Yeter ki yolunda olsun… Yeter ki su kaynağını bulsun…
Yeter ki “kurtuluş buradaymış meğer” desin, Onu
bulsun, Onu bilsin, o da yeter.
•••
Çatılardan sesler geliyor.
Gökyüzü ağlıyor, benim gözümde yaş yok.
Bulutlar içimde ağlar.
Her şey benimle alakadar. Biliyorum, görüyorum.
Her şey beni bilen birinin işaretleri…
Varsın Allah’ım, varsın… Öyle bir varsın ki, “var”
demek bile tuhaf geliyor dilime.
Konuşan kim ki? Benim desem utanıyorum. Söyleyen
kim ki? Dil kimin, akıl kimin, kalp kimin, hava kimin,
ses kimin, bu ilim kimin? Ne varsa bende, Senden
biliyorum.
Seçtiğim yolda yürüyorum…
Şeytan peşimde, nefsim yanımda. Başkasına gerek
yok. Her yanım tehlikenin ta kendisi…
Ne oluyorsa bana, benden oluyor.
Bu girdiğim çıkmazdan nasıl bir çıkış yolu bulup nefes
alıyorsam, o da Senden, Senin kereminden. Lütfun
hiç eksik olmuyor üzerimden.
Ben bile kendime tahammül edemezken, Halimsin,
Gafursun Sen.
Kullarının bunca hatalarına rağmen, kapından onları
yüz geri etmiyorsun Sen.
Ellerini boş çevirmiyorsun.
Sabır dersini o en güzel isminin tecellisiyle bize yine
Sen veriyorsun.
Sabrın, sebatın ne olduğunu bize öğretiyorsun.
Azizsin; izzet ve azamet sahibisin.
Bağışlamak, mağfiret etmek Senin şanındandır. Biz
buna layık olmasak da…
Kuşlar ağaçları özlediği gibi, damlalar denizi aradığı
gibi arıyorum Seni.
Yuvam biliyorum, odam biliyorum, huzurunda durduğum
her anı duam biliyorum.
Kelimeler yetmiyor bu anı, bu hâli anlatmaya.
•••
Merdivenleri çift çift çıktığım günler geçti artık.
Yorgun bir beden var geride. İpe un seriyorum. Boş
işler, boş uğraşlar eksik olmuyor.
Atacağımı attım atacak kadar geriye. Ama yine yükselemiyorum
ötelere, öteye…
Her an ayrı bir kare hayatımda, her an ayrı bir imtihan…
Yıllar geçtikçe hayat kolaylaşacak sanırdım.
Her gün bir vagon ekleniyor, her gün. Günahlarım,
upuzun bir kervan… Peşimden geliyor.
Bıraksa peşimi şeytan…
Biraz olsun rahat olacak başım…
Biraz olsun nefes alacak içim.
Yâ Rab, ben Sensiz bir hiçim.
•••
Huzurunda iki büklüm; rahmetine, keremine yaslanmışım;
medet bekliyorum.
Onu bu anlarda çok daha iyi hissediyorum. Kaçacak
hiç bir yerim olmadığı zaman, köşeye tam sıkıştığım
anda, rahmetin bir güneş gibi yakalayıveriyor beni, buluyor
gözlerimi, buluyor içimi, tutuyor kalbimden, kaldırıyor
yine beni…
Belli ki, Senden uzak günlerim zindan…
Belli ki, yalnız çıkamam ben bu karanlıklardan…
Her daim rahmetin yetişiyor imdadıma…
Yalnız geçemem ben bu dar kapılardan…
Belli ki rahmetin erişmese, toprağın gecesine düşerim,
yiterim ben.
Yorganı başıma çekip, her şeyi geride bırakıp, öyle
konuşmak istiyorum, öyle dertleşmek istiyorum Seninle.
İçimi açmak istiyorum.
•••
Dualarımda, ısrarla ama ısrarla bir tek şeyi arzu ediyorum,
Onu istiyorum.
Sana nasıl kul bir kul olmam, Sana nasıl yaklaşmam
gerekiyorsa, beni öyle bulundur, öyle tut huzurunda.
Kim ne derse desin, kim nasıl bilirse bilsin.
Bana, Sen “kulum” de yeter!
Sen bu kulunu rahmetinden uzakta tutma, o yeter bana!
Rahmetin ki, her şeyi kaplamış. Uzağında kalamam,
acırım, kendine acırım…
Kalırsam Senden uzaklarda, tutuşur, yanarım.
Hangi çeşmeler, hangi sular, neler içsem, neler yapsam
boşuna…
Kaynağına inmeliyim. Belki ancak o zaman kanarım.
Dileğim o ki, hayatın izinden yürüyüp dünyaya geldiğim
günkü gibi terütâze olayım…
•••
Geçenlerde, güzel bir çocuğun, dünyalar tatlısı bir
bebeğin, gözlerine takıldı gözlerim.
O bana baktı, ben ona… Ne kadar sürdü bilmiyorum.
Öyle bir ders aldım ki…
Ben o muydum, o ben miydi anlamadım gitti…
Yıkadı beni, temizledi, ak pak etti.
Huzuruna çıkarken, onun gözlerinden içtim temizliği.
O bakışlarda yıkandım, orda aklandım, orda paklandım
sanki. Bir yaşındaki bir çocuğun gözlerinden içtim
safiyeti. O engin gölde yıkandım, o denizde aklandım
paklandım sanki…
Rahmetin o kadar geniş, o kadar engin…
Firardayız.
Önce kendimizden, kendi aynalarımızdan ve günahlarımızdan.
Ama bir sebep halk ediyorsun yine… Bırakmıyorsun
bizi orta yerde.
Ey sebep, sen bir neticenin kendi başına başlangıcı
olamazsın. Sen nesin ki ey sebep? Sen asla bir netice
olamazsın. Sebebi de, neticeyi de yaratan Sensin Rabbim.
Sensin Rahim, Sensin Kerim…
“İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini
derseniz deyin, en güzel isimler O’nundur.” (İsrâ, 110)
dediğin gibi, içimizden geçen her güzelliğin karşılığı
Sende, Senin rahmetinde.
Bugün de bu tepelerden, şu ufuklardan değil; içimden
doğsun güneşin, içime vursun ışığın. Nurunla yıkanayım,
kanayım, onunla arınayım. Hayatımın bir lokma
ekmeğini ona banayım…
Hiç acıkmamak üzere, hasretini çektiğim ne varsa,
hepsini o bir lokmada bulayım; o yudumda bulayım, o
sözde, o duada… Dünyada kimden ne beklediğim varsa,
hepsini ama hepsini huzurunda bırakayım. Bir başıma kalayım
ve bu dünyadan ötelere doğru yolculuğa çıkayım.
Bir başıma kalayım. Rahmetin yakalamışsa, kuşatmışsa
eğer; içimde bir çocuk safiyetiyle bir çiçek açmışsa
eğer; gün benimdir, güneş benimdir.
•••
Dizlerimde derman kalmadı, kelimeler ifade edemiyor
artık.
Sözler tutunacağım dal olmaktan çıktı artık.
Rahmetin yetişsin, yıkasın, uzaklarda bırakmasın diye.
Ümidim Sensin, ümidim Sendedir, ümidim Sendendir…
Sonsuz rahmetindendir…
Kapından ellerim hiç boş dönmedi. Her defasında, en
âciz, en bitkin, en müflis olduğum anlarda, yüz geri etmedin,
kapılarını yüzüme kapamadın.
Seni Hak, kapını hakikat bilen kulunu, rahmetinden
mahrum etmedin.
Bir damla da olsa, küçük görmedin.
Aziz olan Allah’ım, rahmetinle affeyle…
Kapındayım, huzurundayım.
Ümidim Sendedir, ümidim Sendendir…
Diller ayrı olsa da, dualar aynı…
Diller ayrı olsa da istekler aynı…
Belli ki, dualara cevap veren aynı.
Kim, ne istiyorsa, Senden istiyor aslında.
•••
Doğruyu, doğru yerde arayanların, doğru noktada
duranların, doğruya Senin sayende ulaşanların huzurudur
bu, niyazıdır bu.
Eller, Sen izin vermedikçe kalkamaz.
Diller Sen izin vermedikçe söyleyemez. Hâkimiyetin
her şeyi kuşatmıştır.
Senin sözün, Senin fermanın geçerlidir.
Mutlak hâkimiyet Senindir. Konuşan dillere de izin
Sendendir.
Senin hikmetindir, kudretindir.
Devede de dil var ama konuşamıyor..
Dili büyük nice canlı var ama konuşamıyor.
Kelam sıfatını tecelli ettirdiğin diller ancak konuşabiliyor.
Dilleri var diye değil, konuşmayı Sen yarattığın için
konuşuyor canlılar.
Hiçbir iş, hiçbir işine mâni olmaz.
Milyarları yaratmak, biri yaratmak kadar kolaydır
Senin için.
Toprağın derinliklerindeki, yedi kat semalardaki her
şeyi bilen Sensin.
Her şey Senindir. Her şey hikmetinin ve kudretinin
eseridir.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1252 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.