Sevincimize ortaktır sabahlar

Boşuna yorulmadık desene
Bir insanın sevincine değdiyse

GÜN ÖMRÜN özetidir.
Sabahtan akşama dek nasıl geçer ömrümüz…
Bazen dururuz, bazen yürürüz, bazen okuruz, bazen
uyuruz.
Uyanınca saatimize bakarız, nasıl geçtiğini anlamayız
zamanın.
Öylesine bakarız işte.
Ömür, bir günden ibarettir.
Belki de bir andan.
Ezan sesi bildirir vakti; kolumuzdaki saat değil.
Bir beyaz bulut geçer önümüzden, ömrümüzden.
Bir martının kanatlarında, geçer gider belki de, zaman
denilen o esrarengiz kuş…
Selam vermeden geçmez.
Ne haber demeden gitmez.
Anlayana, duyana…
•••
Sonra bir aynanın karşısına geçer bakarız.
Şaşarız, nasıl yaşadığımıza bunca seneleri?
Ne çabuk büyümüşümüz, ne de çabuk geçmiş gözükür
yıllar gözümüze.
Çocuktuk, haberimiz olmadı; genç olduk, yine öyle.
Şimdi ömrün son durağına geldik; yine öyle.
Az olmuş, çok olmuş önemli değil.
Önemli olan kalitesidir ömrün.
Allah için yaşanmışsa eğer, bir gün bile bir ömre değer.
Aylar, günler, mevsimler…
Hepsi birer isimden ibaret.
Bir durak, bir işaret.
Ne yaşadığımız kadar, ne hatırladığımız da önemli
hayatta.
Bir günün içinden, bazen tek bir anı hatırlarız çok defa.
Hani çocukken ayağınıza bir diken batmıştır da canınız
yanmıştır ya, hani biri kırmıştır ya da elinizden
almıştır oyuncağınızı ya işte o anları hatırlarsınız…
Hatıralar anların toplamıdır.
Böyle böyle birikir ömürden size kalan servetiniz.
Ne kalmışsa geriye.
Ömrünüzden, geçen o güzel günlerinizden…
•••
Gün gidiyor, gece de ardı sıra gitmeyi bekliyor.
Sabah ve akşam mekik gibi dokuyor ömür halısını.
Bir gün bu tezgâhtan çıkacak, önümüze konulacak
halımız.
Halimizden haber verecek halımız.
Emanet olarak verilen hayat da bizim değil.
Bir bir anlatıyor bize bu gerçeği ömrün içinden geçen
anlar, anlatıyor her şeyi bir bir.
•••
Havalar ısınmaya başlamış; ne yazar kalpler ısınmadıktan
sonra?
Mevsim bahar olmuş; ne yazar içimize bahar gelmedikten
sonra?
Bahar içine uğramalı, diriliş içinden başlamalı ki, insan
o zaman hayretle bakıp göklere, elhamdülillah, maaşallah
diyebilsin.
Elini bir çiçeğe, bir güle uzattığında, gülü değil,
esma-ül hüsnayı koklamalı.
Onu hatırlamalı.
Tadına, kokusuna hayran kaldığı her meyvede.
Allah’ın güzel isimlerinin tecellisini hatırlamalı.
Koca bir kâinat fabrikası çalışıp da sunuluyor bu nimetler
bizlere.
Sebepler denilen perdeler aşılmadan anlaşılamıyor
bu gerçek.
Bu dünya hanında insan, aziz bir misafir olduğunu
anlamadan hakkını veremez kendine sunulan nimetlerin.
Dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik.
O zaman Allah namına söylediğimiz her söz suya,
havaya değil, kâinatın hafızasına nakşoluyor adeta…
İlk defa ve son defa “bismillah” ile taçlanıyor sözümüz.
Melekler güzel sözleri, sevinçle kaydeder.
•••
Hep yeniden yaşamak istiyoruz, hep yeniden başlamak
istiyoruz hayata.
Bırakmıyor ama peşimizi geride kalan olumsuzluklar.
Bir gariplik kaplıyor içimizi o an. Gönlümüz daralıyor.
Unutsam şunları, silsem diyor ne varsa istemediğim
hafızamda… Ama olmuyor işte.
Bir yanda geleceği yaşamak var, tertemiz bir sayfa
açmak var, bir yanda geçmişten kalan acı hatıralar…
Anlar gelip yokluyor insanı. Bir kalp sancısı gibi bazen…
Karanlık gecede nasıl bir teselli beklerse insan, öyle
bekliyoruz bu sabah güneşin doğmasını. Ümidimiz o ki,
bu güzel sabah, yarının gecesine en güzel hatıralarla taşınmış
olacak.
Belki de ömrümüzde böyle hiç yaşanmamış bir gün
olacak.
Hasretle, muhabbetle beklemeye değmez mi?
•••
İlahi! Günümüzü mübarek eyle.
Niyetimizi kabul eyle. Baharı içimize de misafir eyle.
Tövbeyle yıkanan, mis gibi kokan, bembeyaz bir
sayfaya tebdil eyle ya Rabbi…
Bu güzel duygularla yürüyoruz, geçiyoruz şimdi yollardan.
Bir ağaç yapraklarıyla el ediyor uzaktan. Bir ses duyar
gibiyim. Çınarlardan, akasyalardan…
Bir ses duyar gibiyim.;
“Biz de senin dünyana dâhiliz, biz de senin kardeşiniz.
Bizi de unutma, bizi de kucakla bir merhabayla…”
Bir kavak ağacının altında uzanıp yapraklarının zikrini
dinledim.
Rüzgârda birbirine sürten yaprakların çıkardığı o esrarengiz
sesi.
Ne kadar ahenkli ve muhteşemdi.
O kadar güzel konuştular ki, geçen onca zaman bir
lüzumsuz kelam etmediler.
Söz böyle güzel olunca, zikir ve tesbih olunca, bir
ömür de konuşulsa dinlenilmeye değer.
•••
Bizden kopup giden bir şey var bu anlarda.
Güzel duyguların saati gelince ve kalbin kapıları açılınca,
dünyanın ne kadar güzel olduğunu o an anlıyor
işte insan. Anlıyor o zaman bu güzelliğin nereden geldiğini.
Yaratan güzel olmasaydı, yaratılanlar hiç bu kadar
güzel olur muydu?
“Ne olur, bana bir şeyler söyle” diye annesinin gözlerinin
içine bakan çocuktan farksız şimdi hâlimiz. Bakıyoruz
bulunduğumuz yerden.
Bakalım, ne cevap gelecek, neler çıkacak bu gecenin
içinden..
Bize ne mesajlar gelecek, kulağımıza neler fısıldanacak,
bekliyoruz.
•••
Bir şey bulduğumuzda içimizde uyanan sevinç, onu
ararken çektiğimiz çile kadardır.
Ekmeden biçmek yok.
Çapalamak gerek, biraz olsun çabalamak gerek.
Kabuğunu kırmadan içindeki özüne ulaşılamıyor
meyvenin.
Hayatın özü sözlerde gizli.
Açmadan görülmüyor. Hele şu gözlerin önündeki
perdeleri açmadan hiçbir şey görülmüyor.
Bir paket geliyor size, açıyorsunuz hemen. İçinden
küçük de olsa bir hediye çıkıyor. Sevdiğiniz birinden
gelmiş ya, küçüğüne büyüğüne bakmıyorsunuz o hediyenin.
Memnun kalıyorsunuz.
Ağaçların eliyle gönderilen bu rahmani hediyeler, ne
kadar büyük bir lütuf, ne kadar büyük bir kerem eseri.
Gönderilen hediyenin kimden geldiği bilinmeden,
kıymeti de anlaşılamıyor.
Dalların eliyle uzatılan nimetleri kimin gönderdiğini
göremedi mi gözler, her nimet sıradanlaşıyor birden.
Hassas kalpler anlıyor bunu.
Sayısız nimetlerle nasıl kuşatıldığımızı anlamak için
gayret gerekiyor.
Damarlarımızda sadece kan yürümüyor bu mevsimde;
muhabbet ve dua da yürüyor.
Dört mevsim nimetlerle donatılan sofralarımız, özellikle
bu mevsimde çeşitliliğin ve zenginliğin zirvesine
ulaşıyor. Görecek gözü, hissedecek kalbi Rabbimizden
niyaz ediyoruz.
Ey göz! Gör artık… Ey akıl! Bil artık. Kimden geldiğini
bu nimetlerin gör artık.
Yarım mı kaldı söylemek istediklerin? Bırak, kalbinden
geçen bir dua olsun. Göçüp gitsek de bu dünyadan,
bizden kalan bir elhamdülillah olsun. Çıkıp gitsin içindeki
sıkıntılar, cümle kuruntular.
•••
Kalbini avuçlarında tut artık.
En güzel dilekler ve arzular içinde yollara çık.
Hamd ederek düş bakalım yollara.
Yolculuk insanı düşündürür. Bazen de dönüştürür.
Her şey biter, ümit bitmez.
En karanlık geceler içinde olsa da, yine kalbinde bir
ümit ışığı vardır inanan insanın.
Allah’ı sevdi mi insan, sevdiğinin hatırına her şeyde
Onun isimlerinin tecellisini görür, sevinir.
O tecellinin aksettiği aynalar bir gün kırılsa da üzülmez;
çünkü tecellinin geldiği yer bâkidir.
İnsan bekâya müştak.
Bâki-i hakiki olanı arıyor.
Fânilere değil, bâkiye yüzünü döndüğünde, yeryüzü
aynalarındaki tecelliler kırılsa da, ona bir şey olmuyor.
Aynalardaki güneş kırılsa da, gökyüzündeki güneş
kırılmıyor.
Bizi alıp götüren bir şey var bu dünyada. Şükre değer
çok şey var.
Eriğin, kirazın lezzetinde o var.
Ağaçların birbirine benzemeyen o yüzbinler meyvelerinde
de o var.
Her yaprağın enfes çizgilerinde o var. Gülün insanın
cezbeden kokusunda o var. O tatlı, mayhoş meyvelerde
o var…
Bu dünyada hamde ve şükre değer çok şey var.
Şimdi çiçekler, meyveler yetmiyor.
Yıldızlara uzanan gözlerimiz oralarda bile nasibini
arıyor.
•••
Bir genç soruyor:
“İçimden ne geçiyor biliyor musun?”
“Bilmem… Hasret mi?”
“Yok. Şimdi üzerime bir yağmur damlası düşse, o
damla bana göklerden bir selam getirse, ben de içime
katsam onu, sonra bir nefes verir gibi ‘hu’ diye göndersem
onu geldiği yere…”
“Çiçekten meyveye geçen yol, sende ne kadar da kısaldı.”
İnsan ağacının meyvesi böyledir işte. Bir nefesle nelere
ve nerelere gıda oluyor.
Ağzımızdan çıkan bir söz belki de meleklere nur oluyor.
İnsan ağacının meyvesi bu kadar çabuk olgunlaşıyor
işte.
İnsan inanan bir insansa eğer, hayatının her anında,
ömrünün en güzel meyvelerini yetiştiriyor. Ağacın
başındaki meyve ne kadar güzelse, kâinat ağacının başındaki
insan meyvesinin ağzından çıkan kelime meyveleri
hepsinden daha güzel… İki meyve birbirine bakıyor
şimdi. Ağacın başındaki meyve, insanın ağzından
çıkacak kelime meyvelerine bakıyor şimdi.

Bir öykü
Bir nehirden karşıya geçerken, annesi:
“Elimi tut” demiş oğluna.
“Hayır anne; sen benim elimi tut” demiş küçük çocuk.
“Ne fark eder ki?” diye sormuş annesi.
Çocuk cevap vermiş:
“Ben senin elini tutarsam ve olur da başıma bir şey
gelirse, ihtimal ki ben senin elini bırakıveririm. Ama biliyorum
ki, senin başına ne gelirse gelsin, sen elimi asla
bırakmazsın…”

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1195 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.