Rabbim, yandı kalbim…


BEN NİYE varım ki?
Seni anlatmak için, Seni…
Seni anlatmak varken, tutmuş kendimi anlatıyorum.
Dinliyorlar hayretle, merakla…
Oysa, bu muydu gaye? Yaratılmamdan maksat bu
muydu?
Bu insan kendini mi anlatacaktı, kendinden mi bahsedecekti?
Kendi gibi fakir ve kendi gibi âcizlere…
Yolunu şaşırmışlara yol göstermeyecek miydi? Kendinden
habersizlere Seni anlatmayacak mıydı, Rabbim?
Tutmuş, kendinden bahsediyor bu garip. Başkalarına
da kapılar açıyor, onlar da kendinden bahsetsin diye.
Farkında bile değil.
Kaygan bir zemin bu. Gayeden gittikçe uzaklaşıyor.
Balığa yüzme öğretiyor. Abesle uğraşıyor. Makasın ucu
gittikçe açılıyor.
İnsan bunun için mi yaratıldı? Ben bunun için mi
varım? Dillerim, ellerim, jestlerim, mimiklerim bunun
için mi var?
Ben Seni anlatmalıydım Rabbim, Seni…
Allah’ım! Allah’ım! Ben bunun için varım, Seni anlatmak
için. Tutmuş, kendimden bahseder olmuşum.
Meleklerin hiç hoşlanmadıkları bir manzara bu. Biliyorum
ama bile bile her gün defalarca bu yanlışa düşüyorum.
Kendimle başım dertte.
Ey insan, nerdesin? O eşsiz emanetin sahibi, nerdesin,
ne yapıyorsun? Görevinden uzaklaşmış, nefsine
oyuncak olmuşsun.
Allah’ın kendisine tayin ettiği yerde durmayan, başka
hiçbir yerde de yer bulamaz.
Düşüyorum, kalkıyorum, koşuyorum hakikatin peşinden
var gücümle..

Hakikat değişiyor daha bitmeden cümle,
Koşuyorum yetişmek için bütün gücümle…
— Necip Fâzıl Kısakürek

Kendimi değil, Seni anlatmalıydım. Seni anlatmalıyım
bilmeyenlere, duymayanlara. Senden bahsetmeliyim
Rabbim…
Zor mu?
Asla…
Zor olan aslında kendisinden bahsetmesi insanın.
Sahibinin huzurunda, efendisinin yanında ondan hiç
bahsetmeyen biri… Mütemadiyen kendini anlatan biri…
Ne kadar ayıp…
Sahibinin, efendisinin kendisine olan ikramından,
ihsanından bahsetmek varken, ne oldu bu insana, onu
ne aldattı?
Rabbine kul olmayan, nefsine köle olur.
Hal bundan ibaret…
•••
Ey insan!
Sen nerdesin?
Ey nefsim?
Ben nerdeyim?
Rabbim, ben ne hâldeyim?
Rabbim, yandı kalbim…
Ben ki, Senden bahsetmek için yaratılmıştım. Ben ki,
Senin için varım…
Ne garip hâllerdeyim…
Gölgem bile yok. Şimdi gölgesiz yerlerde sürüklenmekteyim…
İçi boşaltılmış bir hayatın tercümanı olmaya çalışmışım
boşuna.
Seni, Bâki olanı anlatmak varken, ben gibi fanilere
kendimi anlatmışım.
Yazık bana… Vah bana…
Ben nerdeyim? Ne hâldeyim?
Rabbim, biliyorum, bunun için yaratılmadım ben…
Gayemi hatırlamalıyım. Yarattığın o saf ve temiz hâle
dönmeliyim.
•••
Bu kaçıncı pişmanlıktır ki, kapında bekliyorum, yine
boynu bükük…
Konuşuyorum kendi kendime, şahidi melekler olan
kelimelerle…
Halim Sana mâlum Rabbim. Perişanım, yangınlardayım…
Bir sabah vakti yine kendimi sorgulamaktayım.
Ben ne hâldeyim? Neden buradayım, neden dünyadayım,
neden?
Görevimi ihmal etmişim. Dersine çalışmamış ve
okuldan kaçmış haylaz bir öğrenci gibiyim…
Hayat okulunda görevim, o anlı şanlı yerim, Senin
en yüce armağanındı bana.
Yeryüzünün en şerefli varlığı olarak seçmiş, göndermiştin
beni.
Seni anlatmam için. Senin kullarına yine Seni anlatmam
için göndermiştin beni.
Şimdi ben ne hâldeyim?
Tutmuş, kendim gibi fanilere kendimden bahsetmekteyim.
Yazık bana, vah bana…
Seni anlatmak varken, biteviye kendimden bahsetmekteyim.
Bazen vicdanımın uyarışıyla irkiliyorum.
Gayemi, dâvâmı hatırlıyorum. Bulunduğum yeri yadırgıyorum.
Burada olmamalıyım, bunları konuşmamalıyım.
Ben bunun için yaratılmadım. Rabbimi anlatmak için
vardım.
Rabbimi; kullarına, kardeşim olan insanlara anlatmak
için vardım.
Gökyüzünden, kuşlardan, yıldızlardan, yarattığı
ayan beyan her şeyden bahsetmek için…
•••
Günlük işlerin telaşında insanlar…
Onlardan ne farkım var ki, onlara Seni anlatmadıktan
sonra. Onlara Senden bahsetmedikten sonra… Onları
Sana kulluğa çağırmadıktan sonra…
Öğrenciysem görevimin başında olmalıyım…
Her görevin, her yerin kendine mahsus bir sorumluluğu
var.
Benim yerim, Senin seçtiğin yer olmalıydı.
Bir hataydı yaşananlar. Boştu konuşulanlar. Seni anlatmak
varken, kendimden bahsetmek hataydı.
•••
Ey hataların, yanlışların, küçük büyük her günahın,
her sözün, istikametinden sapmış her davranışın mahiyetini,
iç yüzünü bilen Rabbim!
Yardım eyle. Nefsime ve şeytanıma yenik düşürme
beni. Orta yerde çaresiz bırakma beni. Rahmetinle sar,
kuşat, affeyle…
Namazınla, orucunla yıkanayım. Arındır beni.
Seni söylesin dillerim, Seni…
Ceza amelin cinsine göredir…
Bilirim, ama yine de yanlış yapmaktan geri durmam.
Her daim görevinden uzak bir kaçak gibiyim. Bilirim…
Ama gücüm yetmez onarmaya.
İşte böyle bir hâldeyim.
Her yanım lime lime dökülürken, her hâlimle kapından
uzaklaşırken, vicdanın “Uyan” sesiyle irkildim bu
sabah. Gövdemde bir ağırlık; serilmişim yerlere, kalkamıyorum.
Yerim burası değil, biliyorum.
İsteyeni, hâlini Sana arz edeni ve bunda samimi olanı
geri çevirmezsin Sen.
Sen ki, Rabbimsin.
Ben ki ne hâldeyim…
Şükür ki, Rabbim var. Şükür ki dilimle, kalbimle,
canı gönülden diyebiliyorum bunu.
Şükür ki, Rabbim var. Hatalarımı görüyorum. Cümlesine
tövbeler ediyorum.
•••
Rabbim, yandı kalbim…
Kıskaçlar altındayım..
Nazarlar, keskin bakışlar bir namlu gibi doğrulmuş
üzerime… Yardım eyle Allah’ım…
Senden başkasından ve işe yaramaz bilgilerden uzak
eyle duygularımı ey Alîm!
Ey bütün bilenlerin üstünde her şeyi bilen Rabbim!
Teksin. Birsin. Bu kâinat Senin.
Bu kul da Senin.
Dili de Senin, fikri de, zikri de, şükrü de Senin.
İzin ver de hep Seni yâd etsin.
Bir diriliş daha yaşasın, izin ver de yeniden doğsun..
Seni anlatsın bilmeyenlere. Senden bahsetsin Senden
uzak düşmüşlere. Bir kenarda inleyenlere.
Ağlayan çocuğun elinden tutuyorlar. Annesini, babasını
arıyorlar.
Kaybetmiş insanlık.
Seni arıyor Rabbim, Seni arıyor.
Farkında değiller. Eşyalara, vitrinlere dalmışlar.
Üstüyle, başıyla uğraşıyor insanlar.
Kalplerini ihmal etmişler.
Vicdan bağırıyor, kalp ağlıyor. “Rabbim, Rabbim!”
diye inliyor.
Rabbim, yandı kalbim…
•••
Uyuyanları uyandıracak, onların yaralarını saracak
insanlardan biri olmalıyım, onların yardımına koşmalıyım.
Rabbim, oysa şimdi en acınacak bir hâldeyim ben.
İzin ver de, kördüğüm olmuş bu hayatın bir yerine
düşsün rahmetin…
O kadar ki, suyu gürül gürül akan çeşmelerin başında
bile susuzum.
Ruhum nefsine kölelikten kurtulsun, yardım et de
hürriyetine kavuşsun.
Rabbim, Sana koşsun, Sana koşsun…
Varsın, yolda soluğu kesilsin. Kalbi duracaksa, bu
yolda, bu uğurda dursun.
Seni anlatmayan diller, Senden bahsetmeyen hâller,
sözler; izin ver de bir şevk içinde tekrar Seni anlatsın,
Seni söylesin.
Utanıyorum, kumruların sesinden bile. Utanıyorum
gökyüzündeki güvercinin yere vuran gölgesinden bile…
Her şey yerli yerinde, ben yerimde yokum…
Senin kâinatında, Senin dünyanda, Senin nimetlerini
kendi dilleriyle yâd etmekte hepsi.
Ben ise şaşkın, mecalsiz, bir hâldeyim. Senden uzaklarda,
çöllerdeyim.
Şükür ki, bu hâlden kurtuluşumun çaresini de bilmekteyim.
Şükür ki, Sende bilmekteyim..
Sayısız defalar, tekrar tekrar kapındayım.
Affına muntazırım, beklemekteyim.
Rabbim! Ben ne hâllerdeyim…
Yazık bana… Vah bana…
•••
Ben bunun için yaratılmadım.
Bunun için bu dünyada değilim..

Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslâmı uyandırmak için haykıracaktım…
Gür hisli, gür imanlı beyinler coşar ancak,
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım…
— Mehmed Âkif Ersoy

Allah’ım, Allah’ım, ben Senin için varım.
Seni anlatmak için varım.
Senden başka Rabbim, kimim var benim?
Rabbim, yandı kalbim…
Dilimde dualar ve tövbelerle kapındayım…
Affını beklemekteyim…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(980 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.