Parasız hayat olmaz mı?

GÖZÜ TOK BİRİYDİ ama çevresi öyle değildi.
Haliyle o çevresinin etkisinde yetişmişti.
Parasız bir hayatın asla ama asla olmayacağına daha
genç yaşlarda inanmaya başlamıştı.
Çünkü çevresinde o kadar çok para konuşuluyordu
ki, hayatın merkezine ister istemez o da parayı ve onunla
alakalı değerleri almak zorunda kalmıştı.
Yakınlarının da telkinleri hep bu yöndeydi..
Bir iki dostunun:
“Yanlış yapıyorsun. Hayat senin zannettiğin gibi değil.
Her şey paradan ibaret değil. Hayatın kendisi, paradan
daha değerlidir.” diye yaptığı uyarıları da pek fayda
vermedi. Bunları çok da kulak asmıyordu.
“Anlıyorum, anlıyorum ama para çok önemli. Seviyorum
şu parayı yahu…” diyordu.
“Seviyorsun güzel ama onu diğer şeylerden daha
önemli hâle getirme ne olur. Aşırı bağlandığımız her
şeyden ciddi sınavdan geçmek de var ona göre..” diye
söylenenleri önemsemiyordu.
•••
Sonunda bir gün istediklerine ulaştı.
Hayatta birçok insanın gıpta edebileceği kadar servete
sahip oldu ama kader insana öyle enteresan sürprizler
hazırlar ki, işte o da onlardan biriyle karşılaştı.
Amansız bir hastalığa yakalandı ve hastaneye tedavi
için kaldırıldığında, aklına ilk gelen şey, paranın o kadar
önemli olmadığını söyleyen dostlarının ikazları oldu.
Acaba bu hastalığı atlatabilecek miydi?
Hastanenin bir odasında yalnız kaldığı gecelerde,
tedavi için geçen zamanı ve sonrasında yoğun bakım
ünitesinde yaşadığı anları bile tek tek hatırlıyordu.
Sadece bir şey için dua ediyordu:
“Allah’ım, söylenenler doğruymuş ama benim de düşüncelerim
tamamen yanlış değilmiş. Çünkü burada herkesten
farklı bir tedavi görüyorsam, o da farklı imkânlara
sahip olmamdan dolayıdır.” diye düşünüyordu.
Bir gün tam iyiye doğru giderken, enfeksiyon kapmış
olmalı ki, hastalığın seyri birden değişti.
Her geçen gün, onu son noktaya doğru götürüyordu.
İşte tam orada olanlar oluverdi. Hayatı, adeta geriye
saran bir kum saati gibi dökülüyordu. Eridiğini bittiğini
o da biliyordu. Dostlarının ona acıyan nazarlarla
bakmaları da zaten bunu hissettiriyordu. Artık paranın
pulun, malın mülkün bir değerinin olmadığını bu noktaya
geldiğinde çok daha iyi anlamıştı ama artık iş işten
geçmişti.
“Evet, hayatın her bir günü, parasız da olabilir. O
gün kâinat ve içindekilerden de değerlidir.” diye düşünmeye
başlamıştı ama bunu geriden gelenlere nasıl anlatacaktı?
Keşke bir daha hayata dönebilse, yaptığı yanlışları
düzeltecek ve bu yanlışı yaşayanlara karşı doğru olanı
söyleyecekti. Kalbi, gerçekten samimi olarak bu duygu
ile dopdoluydu.
Rabbinden bir fırsat vermesini niyaz ediyor ve ümitle
bekliyordu. Bir imkân lütfetmesini istiyordu. Yana
yakıla dualar ediyordu, o duaları da samimiyetle ve inanarak
yapıyordu.
Bir gün duaları kabul oldu. Hiç beklenmeyen bir mucize
gerçekleşti. Milyonda bir ihtimal gerçekleşti ve iyileşti.
Hayata yeniden doğdu.
•••
Servetini elinde tutmaktan çok paylaşmak olduğuna
yakinen inanmıştı. Sahibi olduklarının sahibi olmadığını
anladı. Onları ihtiyaç sahiplerine vermenin ve paylaşmanın
zevkini, saadetini tattı. Paranın yalnız kendisi
için değil, başkaları için de değerli olduğunu anladığında,
hayatının çok daha güzel olacağını yakından gördü
ve bunu iliklerine kadar yaşadı.
Bundan sonra bir şeyi daha fark etti. Biriktirerek değil
vererek mutlu olmayı.
Onun gözünde para kendisi için değil, başkaları için
değerliydi artık.
“Elimdekileri nasıl harcayacağım, onları nasıl sarf
edeceğim, yoksulların, gençlerin hayatına biraz daha
ışık nasıl serpeceğim?” diye onun heyecanını yaşıyor ve
onun mutluluğunu duyuyordu artık.
Rabbine şükrediyordu bir yanlıştan doğruya kendisini
ulaştırdığı için.
Böyle bir nimeti bahşettiği için şükrediyordu Rabbine.
Hastane kapısının önünde gözyaşlarıyla ve dualarla
duruyordu.
Herkese müyesser olamayacak bir nimete son anda
da olsa ulaştığını görmekle sevinçten uçuyordu adeta.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(517 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.