Selim Gündüzalp | Eserleri, Yazıları, Videoları

Bir anlık düşünce

BIRAKIP ŞÖYLE her şeyi bir kenara, bir anlık düşüncenin
tahtına çıkmalıyız bir an. Gül mü çağırıyor
bahçelerden, başını uzatmış? Biz de başımızı
uzatalım. Güllere yakın duralım sabahın davetkâr
ikliminde. Gökyüzü armağanı şebnemleri seyredelim bir
gül yüzünde, bir anlık… Devamını Oku »

Bosnalı iki ihtiyar


GÖZLERİMİ kapadığımda, bir hayâl beliriyor hemen
önümde:
İhtiyar bir nine ve dede…
Bastonlarına dayanmış, eski günlerin yâdında ikisi de…
Gönül gönüle yılları tiftik gibi birlikte atmışlar. Beraber
yaşamışlar her acıyı ve tatlıyı. Beraber ihtiyarlamışlar.
Şimdi gözleri ebedî gençlikte. İhtiyarlığın akşamından
sonra doğacak olan gençliğin sabahında, şafağında
gözleri. Sakinler… Ağır ağır konuşuyorlar. Kelimeleri
seçe seçe, inci gibi diziyorlar cümleleri. Her cümle, ruha
ok gibi düşüyor. Kulakları da iyi işitiyor. İhtiyarlığın dışında
bir dertleri yok. Işıl ışıl yüzleri. Sanırsınız ışık,
güneşten değil de, onların yüzünden yayılıyor. Yansıyor
çevreye yaydıkları o güzel hava. Devamını Oku »

Haydi gidiyoruz!

Çocuğun yetişme çağlarında okudukları, kirpikleri gibidir.
Gözlerinde kalır. Benzer olaylarda hatırlar onları.
— Fâzıl Hüsnü Dağlarca

HAYDİ!” dedi babam, “toparlanın, gidiyoruz.”
“Nereye?” diye sormaya vakit yok. Evin önünde
eski bir kamyon bekliyor. Kasasının altı
kum, üstü demir, bir yanı da çimento yüklü. Kamyonun
şoförü de tanıdık biri. “Koreli” lâkaplı Mustafa Amca.
Babam rahmetli, aceleci bir insandı. Bir seslendi mi,
ikinciye gerek kalmadan hazır olmalıydık. Bodrumdan
çıkardığımız kazma – kürek ne varsa, attık hepsini kamyonun
arkasına. “Bismillah” deyip yola koyulduk. Şoför
mahallinde iki kişi, kamyonun arkasında ben dâhil üç,
dört kişi daha… Devamını Oku »

Duâ çınarları

Sâhi, dedeler, nineler, Şimdi nereye gittiler?


ERKENDEN kalkar, abdestlerini alıp, seccadelerinin
yönünden bakarlardı dünyaya. On parmağı
ile tesbihi tutarlardı hep. Böyleydi daha düne
kadar. Evlerimizde baş tacıydılar. Odalarda ışıklar erkenden
yanardı. En erken onlar uyanırdı evlerde. Çok
konuşmazlardı. Lüzum oldukça ve bilgece derlerdi, diyeceklerini.
Kulağımıza gelen mırıl mırıl seslerden anlardık
namaz da olduklarını ya da Kur’an okuduklarını.
Gelen günü erkenden onlar karşılardı. Devamını Oku »

Bir insan nasıl kurtulur?

Allah’ım! Kalbimdeki en iyi armağanın, Sana olan umudumdur.
— Rabiâ-tü’l Adeviyye


HAYAT yeniden başlıyor her sabah. İnsanlar yollara
dökülüyor erkenden. Ne kadar garip bu an;
her şey, her yer. Bulutlar sanki tanıdık, bildik
değil. Yaprağa, yeşile, meyveye doymamış sanki ağaçlar,
bahçeler. Çiçekler saksılarda boy atıyor, kıymetini
bilene bir selâm ediyor. Devamını Oku »

Hastane penceresi

İnsan, kumbara kutusu gibidir. Anlatılanlar içerde kalır.
— Fâzıl Hüsnü Dağlarca


O PENCERE onun her şeyi.
Dünyaya oradan bakıyor. Kıvrım kıvrım bir yol
var tam karşısında. Az ötede yol ikiye ayrılıyor.
Ardından dümdüz bir yol daha başlıyor. Ağaçlar, ekili
tarlalar, göz alabildiğine yemyeşil bir alan… Geride
ise, şehri çevreleyen tepeler, dağlar… Her yer yemyeşil.
Bulutlar, sanki elini dokunduracak kadar yakın. Geçip
gidiyorlar ard arda akın akın. Şehrin üzerine doğru…
Hasta, hayatının bu en zorlu gününde en güzel bir manzarayı
seyrettiğinin farkında. Devamını Oku »

Sayfalar:«1234567...14»