Mehtaplı bir gece

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (asm) aşıklarından Cabir b. Sümere, mehtaplı bir gece vakti, Peygamber Aleyhisselam’ı görmüştü. Resulullah’ın (asm) üzerinde kırmızı bir elbise vardı. Cabir, bir aya baktı, bir de onun yüzüne. Peygamber Aleyhisselam’ın yüzü ona, aydan daha parlak göründü.

Işıltı

SAADETLİ HANEDE bir gece vakti idi. Hz. Aişe annemiz yün eğiriyor, Peygamberimiz (asm) ise, ayakkabısını tamir ediyordu. Çok sıcaktı ve Allah’ın Resulü’nün (asm) mübarek alnından, boncuk boncuk terler damlıyordu.

Ufaklık

SAADETLİ GÜNLERDEN biriydi. Peygamber Efendimiz (asm), yanında Ebu Hureyre olduğu halde, saadetli hanesinden çıktı. Nereye gidileceğine dair hiçbir şey buyurmadı. Öylece çarşıya kadar yürüdüler. Oradan da, Fatıma annemizin hanesine geliverdiler. Peygamberimiz (asm), evin dışında bir yerde oturup içeriye seslendi: “Ufaklık evde mi? Ufaklık evde mi?” Sevgili torunu Hz. Hasan’ı kastediyordu….

Gece namazı

MEDİNE’DE bir gece vaktiydi. Peygamber Efendimiz (asm), biricik kızı Fatıma annemiz ile, Hz. Ali’nin hanesine geldi. Onlara: “Namaz kılmak istemez misiniz?” buyurdu. Kendilerini gece namazı kılmaya davet etti.

Bayram

BİR BAYRAM GÜNÜYDÜ. Peygamber Efendimiz (asm), saadetli hanelerine geldi. İçeride Aişe annemiz ile birlikte Medineli iki kız vardı. O iki kız, def çalıyor, şiirler okuyor, şarkılar söylüyorlardı. Allah’ın Resulü (asm), arkasını dönüp yatağına uzandı. Başını da elbisesiyle örttü. Biraz sonra içeriye, Hz. Aişe’nin babası Hz. Ebu Bekir girdi. Def çalan…

İki dağ arasında

BİR GÜN, Hazreti Âişe vâlidemiz Resûlûllah Aleyhisselâm’a şöyle bir soru sordu: “Ey Allah’ın Resûlü, hayatında Uhud Harbi’nin yaşandığı günlerden daha şiddetli bir gün geçirdin mi?” Peygamber Aleyhisselâm: “Kavmimin birçok işkencelerine uğradım. Bunların en şiddetlisi, Akabe Günü maruz kaldığım işkence idi.

Büyük peygamberler

BİR GÜN, Peygamber Efendimiz’e (asm) sordular: “Büyük Peygamberler kimlerdir?” Allah Resûlü (asm) bu soruyu bir ayet ile cevaplandırdı: “Bir vakit Biz Peygamberlerden, kuvvetli bir söz almıştık: Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem’in oğlu İsa’dan.” (Ahzab Sûresi 7) Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah… (36 kelime)

Bedeviler arasında

BEDEVİLER, kaba çöl insanlarıydı. Nezaket, onların çadırlarına neredeyse hiç uğramamıştı. Kalplerine iman nuru yerleştiğinde, elbette değişiyorlardı ama, o vakte kadar onlara tahammül gösterebilecek bir sabır, ancak bir peygamberde bulunabilirdi.

Bir yemek vakti

PEYGAMBERİMİZ’İN (asm), adına ‘el garra’ denen büyükçe bir yemek kabı vardı. Ashabı ile birlikte topluca yemek yiyeceği zaman, Allah’ın verdiği nimet o kabın içine konurdu. Sonra dört adam o kabı tutar ve sofraya getirirdi. O kap büyüktü ama onun içine lûtfedilen bereket, çok daha büyüktü.

Dua

AZGINLIKLARIYLA mü’minlere çok sıkıntı çektiren Devsoğullarının yaptıkları artık dayanılmaz bir hâl almıştı. Ashabdan bazıları Peygamber Efendimiz’e (asm) gelerek: “Ey Allah’ın Resulü” dediler. “Bunlara karşı bizim gücümüz yok, verdikleri zararlarla baş edemiyoruz. Bari beddua etsen de yola gelseler, biz de kurtulsak..”