Ölümü Öldüren Yazar, İbrahim Demirkan

İlahi hakikatlere vesile olan kişiler ilahi sıfatların ebediliğinden de nasiplenir ve unutulmazlar arasına girerler. Bugün İslami ilimler başta olmak üzere, edebi ve tasavvufi konularda adını duyduğumuz pek çok ehl-i kemalin yaşadıkları dönemde, o dönemin ne beyleri, ne sultanları, ne de zenginlerini bilmeyiz. Örneğin bir Mevlana’nın,Yunus Emre’nin, Niyazi Mısri’nin.

Müstear adıyla Selim Gündüzalp de ilahi hakikatleri terennüm eden bu kutlu kervanın günümüzdeki bir üyesiydi. Teslimiyetin, sadakatin bozulduğu ve insanlardaki imanı şüphelerle kemiren dinsizlik kurdunun ruhları kavurduğu bu zorlu asırda, Risale-i Nurlar başta olmak üzere faydalandığı eserleri bir süt kıvamında her yaştaki okuyucusuna ulaştırarak imani konularda sadra şifa tespitlerde bulundu. Yazılarıyla unutulmazlar arasına ismini yazdırdı.

Belki vefatı, medyada ve ana haber bültenlerinde yaptığı muazzam işin boyutuyla karşılaştırıldığında, gerektiği gibi yer bulmadı. Halbuki bu ülke başta olmak üzere tüm dünyada yaşanan sıkıntıların çözümü noktasında reçeteler yazan bir doktordu.

Bediüzzaman’ın belirttiği “Evet bu cihan harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme davasından daha ehemmiyetli bir dava, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dava açılmış ki; her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek davayı kazanmak için bilâtereddüd sarfedecek.” (Şualar, 4. Mesele) dediği iman davasının aklî ve naklî plandaki en önemli temsilcilerinden birisiydi.

Adeta bir ehl-i keşf ve tahkikin, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmesi üzerine bu dehşetli ve önemli haberi alınca insanların ölüm karşısında kaybetmemesi için elinden geleni, gönlünden süzüleni, dilinden nebean eden fikirlerini, tespitlerini, çağın getirdiği hastalıkların karartmasına izin vermeyecek şekilde Zafer dergisinin sayfalarında ve kitaplarında estetik ve dengeli bir şekilde vermeyi bildi, izn-i ilahi ile başardı.

Gündüzalp’in ölümünden sonra öğretmenlere ait bir grupta öğrencilere kitap tavsiyesi istenildiğinde onun bir kitabının tavsiye edildiğini görünce gülümsedim. Grupta yazışanların sanki onun vefatından haberi yoktu, adeta yaşıyormuş muamelesi görüyordu. Kendisi ölümü öldüren bir yazardı böylede muamele görmesi normal diye düşündüm.

Ölümün son olmadığını eserleri ve konuşmalarıyla çok güzel anlattı. Onun yuvası olan Zafer Dergisi’yle—ki 40 yıldır yayınını devam ettiren başka bir dergi var mı Türkiyede bilmiyorum—yolu kesişmeyen çok az kişi vardır. Benim gibi İslamî anlamda kendini yetiştirmek isteyen milyonlarca kişiye faydasının olduğunu düşünüyorum. Çünkü Zafer Dergisi denilince akla gelen 2-3 yazardan birisi de Selim Gündüzalp’tir.

Bediüzzaman’ın, “Benim dilim ölüm ile susturulsa; pek çok kuvvetli diller benim dilime bedel konuşacaklar, o hizmeti idame ederler.” (Mektubat, 29. Mektub) dediği en önemli en çok kulak kabartılan dillerden birisiydi. Gençlik yıllarımın vazgeçilmez dergisi Zafer’de dikkatle okuduğum önemli bir yazardı. TV ekranları vasıtasıyla sevenleri ve okuyucularıyla buluşması biraz geç oldu ama, Allah’tan ki çıktığı programlar vesilesiyle dillendirdiği ölüm ve ötesi hakikatleri milyonlara duyurmayı başarmıştır. TV seyircisi için geç kavuşulan ama erken kaybedilen bir hazine olmuştur.

Vefatıyla ihtiyacın had safhada olduğu imani hakikatleri aklî ve naklî delillerle anlatan önemli bir yazarı, hatibi kaybettik ama inşallah onun “fâni diline bedel yazdığı eserler ve yazıların yüzbin nüshalarının bâki dilleri susmayacak, konuşmaya devam edecektir.”

Nurlarla hemhal oldu, insanların kabirlerinin nurlanması için uğraştı, nur içinde yatsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.