Ölüler konuşuyor

SİZ DİRİLERİ çok dinlediniz. Biraz da bizi dinleyin.
Ömrünüz zaten dirilerle geçiyor. Gününüzün
yirmi dört saati hep onlarla beraber. Biraz da bizi
dinleyin.
Kulak verin sesimize. Aklınızda tutun söylediklerimizi.
Can kulağıyla dinleyin… Söylemediler demeyin.
Biz bu kabristanın sakinleriyiz. Bir şairin dediği
gibi:
“Dışı sükûn ile zâhir, derûnu mahşer”
Burası işte böyle bir yer.
İzin verilince çıkar geliriz, bazen rüya yoluyla konuşur,
görüşürüz sizlerle. Rüyaya mahsus özel bir dil ile.
Sizin rüyada yaşadıklarınız, bir bakıma bizim buradaki
hayatımıza çok benziyor. Rüya da olsa, sizinki
hayal meyal bir şey. Benzer dediğimiz hâl sizinki rüya,
bizimki hakikat. Siz bir rüyadan uyanıp başka bir rüyaya
dalıyorsunuz, yani yeniden dünyaya koşuyorsunuz,
uyandığınızı sanıyorsunuz. Bir gün, ölümle, dünyanın
bu ağır uykusundan uyanıp, gerçeğine koşacaksınız.
Yanımıza geleceksiniz.
Gerçi bunu zaman zaman yaşıyorsunuz. Meselâ bir
büyük zelzelenin sabahında ya da ne bileyim, çok sevdiğiniz
birinin vefatında. Bir yakınınızın hastalığında
belki de, az da olsa yaşamışsınızdır bu hâli. Şöyle bir
silkinip uyanmışsınızdır. “Aman Allah’ım, biz nasıl bir
dünyada yaşıyormuşuz meğer… Ne kadar da boş şeylerle
meşgulmüşüz…” diye sorgulamışsınızdır her halde
yaşadıklarınızı.
Belki birkaç gün, belki birkaç hafta sürmüştür bu
hâliniz. Ruh gibi hafiflemişsinizdir. İşte o an bahsettiğim
gerçeğe yaklaşmışsınızdır. Ama hepsi o kadar.
Dünya tatlı ve çekici. Yine kaldığınız yerden yaşamaya,
yani uykuya devam… Tâ ki, bir musîbetin tahrikiyle
kımıldanıncaya kadar.
Malınız, mülkünüz geride kalacak hepsi… Sadece
yaşadıklarınız ve inandıklarınız… Gerçek malınız,
ancak onlar olacak. Şan, şöhretin sökmediği, paranın,
iltimasın geçmediği, dünyada kıymet verdiğiniz birçok
şeyin, Allah rızası için değilse eğer, zerre miktar değer
bulamayacağı bir âlemde olacaksınız. Burası ne dünyaya
benzer, ne ahirete… Her ölenin ruhu burada özel bir
kontrol altında, görevli melekler tarafından tutuklu.
Ben buraya yeni gelenlerden biriyim. Dünyanın tozu,
izi de henüz üzerimde. Buradan dünyaya baktığımda,
yapmamanız gereken pek çok şeyi yaptığınızı; yapmanız
gereken pek çok şeyi de maalesef yapmadığınızı görüyorum…
En kıymetli sermayeniz olan ömrünüzü nerede, hangi
işlerde sarf ettiğinize bir an bakar mısınız? Benim
şimdi pişmanlık duyduğum işler için, sizler dünyada
doludizgin koşturuyorsunuz.
Doğruyu gösteren pusula, yani vicdan her yerde. Kabirde
de yanımda. Aklımız, kalbimiz gibi, dünyadayken
sesini kıstığımız ya da kulak vermediğimiz vicdanımız
da burada, yanı başımızda.
Uyarayım dedim, uyandırayım dedim sizi bir türlü
uyanmak istemediğiniz o tatlı dünya uykularınızdan.
Biliyorum, birçoğunuza bu söylediklerim belki masal
gibi gelecek. Nefsinize yenik düşeceksiniz. Belki de
şeytan sizi dürtüp, “Aldırma, boş ver” diyeceksiniz. Olsun!
Ben uyarımı yapayım da, en azından birinizin olsun,
hayatında küçük bir değişikliğe, hayırlı bir başlangıca
sebep olabilirsem, ne mutlu bana…
Burasını tarif etmek çok zor. Ne desem, hayal gelecek,
asla tasavvur edemeyeceksiniz. “Aman, boş ver,
adam sen de…” deyip geçeceksiniz belki de. Oysa gerçeğin
gerçeği bir yer burası. Aldanmanın yeri ise, sizin
orası. Uyarayım, uyandırayım dedim.
Sakın ola ki; Allah’ın rahmetinden uzakta kalmayın,
hayatta ümitsizliğe düşmeyin.
Yine sakın ola ki, affı geniştir diye günahlara dalmayın,
şeytana aldanmayın. Fırsat eldeyken hatalarınıza,
günahlarınıza bol bol tövbeler edin. Sadık kalın tövbelerinize,
sabır, sebat gösterin.
Sabrın sonu zaferdir. İman çok güçlü bir nimet. Aman
ha, onu ganimet bilin. Dünyada neye sahip olursanız
olun, iman dediğimiz bu nimetin bir zerresine değmiyor
hiçbiri.
Burada ve bundan sonrasında artık hep o nimet geçerli.
İman, ille de iman. Başka çare yok, başka deva
yok.
Kabri aydınlatan bir nurdur iman.
Dünyada olduğu gibi, buradaki korkulu hâllerden de
bizi koruyan ve bizi hep seven, sevdiğini de bildiren ve
rahmetiyle gösteren, bir an olsun bizi hiç yalnız bırakmayan,
nazlı bir bebek gibi âhımızı, nazımızı çeken, niyazımızı
dinleyen ve her nevî duamızı, ihtiyacımızı gören,
sonsuz merhameti ve şefkatiyle bir an olsun ihmal
etmeden veren Rabbimizle irtibatı koparmayın.
Güneşe arkanızı dönmeyin. Yoksa gölgede kalır ruhunuz,
üşürsünüz.
Bir küçük ışık, kibrit başı kadar bir ışık, nasıl koskoca
bir karanlığı yutuyorsa, şimdi burada o nur, o iman
çok lâzım. Gayretinizi, faaliyetinizi iman nimetini çoğaltmakta
harcayınız. Söylemedi demeyiniz.
Biz kabristanın sakinleriyiz. İçimizden biri bir şeyler
söylemeli size, uyandırmalı sizi. Ben buraya yeni geldim.
Yaşadığınız hayatın aynısını az zaman önce yaşayan
biriydim. Buranın yenilerindenim. Bir şeyler söyleyip
uyandırmaya çalışmalı içimizden biri sizi. Uyarmalı
ve uyandırmalı.
Bu da bir nimet… Bazen rüyada görüşürüz, konuşuruz
sizinle. Dualarınız ulaşır, nurdan tabaklar içinde
bize. İsim isim dağıtılır. “Bu filandan, bu falandan” diye,
seviniriz. Karanlık dünyamız, birden nurlarla dolar. Ruhumuz
gıdalanır, dualarınızla doyar.
Dünyada olduğu gibi, burada da rızka muhtacız.
Rezzak orda da birdir, burda da bir. Rabbimize muhtacız.
Bu ihtiyaç her yerde bir… Allah bir, Rezzak bir.
Dünyada da, kabirde de, mahşerde de Rezzak bir, Allah
bir.
Hayırlarınızı çoğaltınız, iyiliklerinizi arttırınız. Mümkünse,
bir çocuk sâfiyeti içinde kalmaya bakınız. Kalbinizi
dersle, zikirle, tefekkürle, sohbetle cilâlayınız. Kalbiniz
ki, en güçlü yanınız. Ne olur, onu ihmal etmeyiniz.
Tövbe ile yıkayınız. İmanla koruyunuz.
Ne yapıyorsanız, Allah için yapınız. Hiçbir şeyi, en
küçük bir iyiliği bile, desinler, bilsinler, görsünler diye
yapmayınız. Niyetinizi bozmayınız. Yoksa her şeyin değerini
hiçe indirebilirsiniz. Bizden demesi…
Nasıl olsa buraya geleceksiniz. Söylediklerimizi burada
yaşayıp göreceksiniz. İyisi mi henüz ölmeden ve
fırsat eldeyken hayat gözünüzü dört açınız. Bu uyanıklığınız
kabirde bir işe yarasın…
Son bir tavsiyem olacak sizlere. Her şeyi özetlemeye
yetecek bir tavsiye. Her an görüp okuyacağınız bir yere
asınız:
“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı
imân ile hayatlandırınız ve ferâizle zînetlendiriniz ve
günahlardan çekinmekle muhâfaza ediniz.” (Sözler, 134)
Şimdilik, Allahaısmarladık deyip ayrılalım. En kısa
zamanda buluşmak üzere. Dilimizi salâvatlara alıştıralım.
Hayatınızı dualı ve salâvatlı kılın, bizleri de dualardan
unutmayın. Hoşça kalın.
Rabbim izin verirse görüşmeye ve konuşmaya devam
ederiz inşallah.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(868 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.