Olanı biteni ibretle seyreden adam

DAĞINIK OLAN çalışma masasının üzerindeki kitaplara,
kâğıtlara bir göz attı.
Birkaç gün önce aldığı notlar dikkatini çekti.
“Allah Allah” diye söylendi. “İlginç!” dedi. “Bu kadar
da tevafuk olur mu?”
Aldığı notlarda şu sözler yazılıydı:
“İnsan, nefsinden; hayvan, yularından tutulur.”
“Affetmek, yiğidin şanındandır.”
“Hayvanın alacası, dışında; insanın alacası, içindedir.”
“Ağaca dayanma, kurur; insana dayanma, ölür.”
“Beşikten mezara kadar ağaca muhtacız.”
“Akıl vezirdir, gönül padişah.”
“Ahlaksız millet, evlatsız evdir.”
“Ağız var, inci döker; ağız var, zehir döker.”
“Anadan doğmak, ölmek içindir.”
“Allah insana bir ağız, iki kulak vermiş. Niye? Bir
söyleyip iki dinlesin diye.”
“Aklınla gör, kalbinle işit.”
“Söz var, dağa çıkarır; söz var, dağdan indirir.”
“Şeytan fitnenin hem başındadır, hem içindedir.”
•••
“Gökleri unuttuk. dedi. “Bulutları, çiçekleri.”
Hiç hesapta yok artık ne evler, ne de evlerdeki sesler.
Küçük şeyler küçük değil ki, değersiz olsun.
İnsanın yaşadığı hayata yeni şeyler katması gerekir.
Başını kaldırıp şöyle bir baksa, perdelerini açsa, güneş
alnına dokunacak o tertemiz ışıklarıyla.
İçinde uyuyor gün. Günü uyandırmak hangi gün?
Unuttuk…
Bir gün yapıp ettiklerimizin karşımıza çıkacağını da
unuttuk. Birilerine ders verelim derken, kendimiz ders
almayı unuttuk ve en önemlisi de, arada nefsimizi unuttuk.
Kendi nefsine söz dinletemeyenin, başkalarına da
söz dinletemeyeceğini unuttuk.
Ne edersek edelim, ettiğimiz çıkar karşımıza bir gün.
Herkes nihayetinde ektiğini biçer. Toz dumandan gözün
gözü görmediği bir yerde susmak da bir erdemdir;
hikmetle ve ibretle düşünmek ve ona göre davranmak
da bir erdemdir. Hikmet ve sabır sadece sevdiğimiz bir
isim olmaktan çıkmalı artık; yaşanmalı.
Kaderde ne varsa güzeldir madem, sabır gerekir, dikkat
ve temkin gerekir aklı başında olana.
Şeytandır öfkelendiren, aceleye getirip, çıkan koluna.
Dikkat et, gelmeyesin bu sinsi oyuna.
Başkalarının ölümünü duymak, yaşadığının farkına
varmak değildir.
Her gün de bizim ölümümüz var, hayatımızın bir
sayfasının kapanışı var, hem de bir daha gelmemek
üzere. Hayat gibi acılar da, ölümler de, sevinçler de ortaktır.
Bilene, hikmetle seyredene…
•••
Bahçenin bir köşesinde bir ağaç, o ağacın en ucunda
bir yaprak ve o yaprağın hemen altında bir meyve.
Hiçbir şey gizli değildir Rabbimizin ilminden ve kudretinden.
En gösterişsiz sanılan bir çiçek, bir ot bile Onun
bilgisi dâhilindedir, tasarrufu ve kudreti altındadır.
Onun da bir ameli vardır. Açması da solması da Onun
bilgisi dâhilindedir.
Saf bir inançla, temiz bir Allah sevgisiyle hayatın her
gününün yeninden açılmış bembeyaz bir sayfa olması
mümkünken, insan başlayamıyorsa hayata yeniden,
işin içinde iş var demektir.
Dikenler ve muzır otlar çiçeklerin ve ağaçların gelişmesine
nasıl mani oluyorsa, hayatın içinde de böyle
şeylerdir gelişmemize mani olan.
Ama bu da kaderin planına dâhildir. Safi gül bahçesi
yoktur.
Dikenler, yanı başındadır güllerin. Şerler hayırların
içindedir, hayırlar da şerlerle beraberdir.
Yeter ki; azmini, ümidini ve gayretini kaybetmesin
insan. Yeter ki, güzelliklere çevirsin yüzünü, güneşe
dönsün ve ümidini kaybetmesin..
•••
Bazı gelişmeler şer gibi görünebilir ama sonu hayra
çıkar.
Allah ne ederse güzel eder.
Kara gecenin sabahı da beyaz olur, kara koyunun
kuzusu da ak olur.
Yeter ki sen işine bak, görevini eksiksiz yap. İtidalini
kaybetme, şevkini yitirme.
Bu da senin sınavın.
“Kırılıp döküldük, her umudu söndürdük” deme sakın.
Sar içine, çek üstüne imanı ve sabrı. Tetikte bekle
avcı gibi. Nefsi emmâreye mağlup olma. Adam gibi yaşamak
anıdır. Kalabalıkların arasında kaybolmak vakti
değildir.
Unutma, sesi çok çıkanın değil, haklı olanın sözü
doğrudur.
Yanlış yolda yürüyenlerin sayısı ne kadar çok olursa
olsun, yürüdükleri yolu haklı yapmaya yetmez.
Hakikat o ki, tek başına da kalsa insan, dünya karşısına
da çıksa, güneş onun etrafında döner ve eninde
sonunda onun hayatı, diğer hayatlara da ışık olur, nur
olur; dahası hayat olur.
Asrı Saadet’in canlı güneşi, Fahri Kâinat (asm) buna
şahittir.
Ayağımızı kaydıracak işlerden ve sözlerden uzak
durmanın vaktidir şimdi. Şerefle, izzetle yaşamanın
vaktidir şimdi. Karışma, karıştırma. Üstüne düşeni yap,
yeter. Duanı da unutma.
Ülkeler kurtarmayı bırak, sen önce kendini kurtar.
Nefis ve şeytan belasından önce kendini uzaklaştır,
kendini kurtar.
Zirvelere tırmanmak kolay. İçinin dağlarından ne
haber? Nefsinin tepelerine tırmanmaktan ne haber? Somun
pehlivanlığı kolay. Mesele o değil. Rakibini yenmek
değil mesele. Kendi nefsini yenmektir aslolan.
•••
Egolar, eneler şişmiş, bedenler gibi. Öfkeyle açılıp kapanıyor
ağızlar. Sıkılmış yumruklar birini arıyor sanki,
başına inmek için. Düşmanı dışarıda arama, içinde ara.
Çiğnediğin kuralların, deldiğin yasakların ne faydası
oldu sana? Ümidini yitirenin, inancını kaybedenin kaybedeceği
başka hiçbir şey yoktur.
Haksızlığa başkaldırırken zalim nefsin ayartmalarına
da başkaldırabiliyor musun?
Hak adalet derken ve onu kendin için isterken başkaları
için de isteyebiliyor musun? Bakışlarından korkan,
çıkardığın gürültüden çekinenlere çektirdiğin yetmez
mi?
Bunun hesabını sana bir gün Rabbin sormaz mı?
Eee, Allah’ın sevgili bir kulu olmak kolay değil yani.
O kadar da kolay değil gül bahçelerinde yürürken
bir yerinin dikenler tarafından kanatılmaması. Bu dünya
o bahçedir işte. Ateşin ortasına da düşsen, Rabbinin
inayetiyle kurtulabiliyorsan ne mutlu sana İbrahim (as)
gibi.
Sonra bir nota daha baktı masasının üzerindeki.
Onda da şunlar yazılıydı:
“Doğum sırasında hamile bir kadın için yüz türlü
ilim ve fen bulunsa, bu hünerlerin hiçbiri ona fayda vermez.
Yalnız bu esnada çektiği acı, dert onu maksadına
eriştirir. Hz. İsa’nın (as) doğumunda dert ve ıstırap
Meryem’i (as) hurma fidanına götürdü ve Hz. İsa (as)
doğdu. Senin vücudun, zamanın Meryem’idir. Nefis kadın,
akıl erkektir. Ve sana doğru olan akıldan hâsıl olmuş
olan iman ve marifet de senin İsa’ndır.
Eğer hak derdi seni kaplar ve birbiri arkasından
sana gelir de, senin başka bir şeyle uğraşmana yer vermezse,
muhakkak ki senin Meryem gibi olan nefsinden
İsa (as) doğar. Bunu bildikten sonra birtakım hünerler
öğrenmeye çalışma. Yüce Allah’a olan bağlılığını ve Ona
ermek için lazım gelen derdi artır, daima aşka ve şevke
dal. Dildar ve didardan başka her şeyden sıyrılırsan,
bütün perdeleri geçersin. Unutma ki bu perdeyi yakacak
dert ve bu yolda yürüyecek mert gerektir.” (Sultan
Veled’den Hayat Dersleri, s.40)
•••
Hayret ki hayret! Hep bir tevafuk içre gidiyor gördüğüm,
okuduğum her şey bugün. Kulunu dert içinde
yalnız bırakmıyor Rabbim. Arayana uzatıyor bir devâyı.
Dert devâyla beraber geliyor. Görene, bilene…
Son noktayı koymak için odasındaki o yüzlerce kitapla
çevrili kütüphanesinin raflarına doğru yürüdü,
kırmızı kaplı kitaplardan birine el attı ve Mektubat adlı
eserin Yirminci Mektub’undan açılan yeri okudu.
“Mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün,
hem memlûküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime,
şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor:
Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü
sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi
başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını
yerine getiremezsin. Öyleyse, beyhude ıztıraba
düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem
Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini itham
etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.
Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve
perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin
şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine
teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O
hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi
tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim
Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler”
de, pencerelerden seyret, içlerine girme.” (Bediüzzaman,
Mektubat, 224-225)
•••
Nedir bu yaşananlar? Nedir bunlar? Olan şey hayırlıdır.
Olanı biteni ibretle seyreden adam belki de sizsiniz…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1116 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.