“Nasıl yaşarsak, öyle ölürüz”

— Recep Aydıncı Ağabeyime duayla…

NE BÜYÜK GERÇEK.
“Nasıl yaşarsak öyle ölürüz.”
Bu gerçeği bildiğimiz hâlde, hayatımıza gereken
dikkati gösteremiyorsak, ziyandayız, zarardayız.
Sevgili Recep Ağabey, bu ziyandan, bu zarardan
uzak kalmışlardan biriydi İnşallah. Zannımız ve inancımız
böyle. Hayatını Kur’ân ve nurlara adamış bir insan.
Âdeta nurdan bir insan. Hayatını bu yola vakfetmiş; gecesini
gündüzünü, dersle, sohbetle geçirmiş bir insandı.
Sessiz sedasız, namsız nişansız, bu dünyadan Hakk’a
yürüyüp gitti.
Yüzlerce gencin, ihtiyarın, çocuğun, ve dahi hepimizin
üstünde emeği, hakkı ve hizmeti var Recep Ağabey’in.
Sesi ve siması; iç âleminin rengini, güzelliğini ele verirdi
hemen. Dünyadaki son namazı olan bir yatsı namazı
çıkışında kalbindeki ağrılar şiddetini arttırınca, yanındaki
kuruyemişçi Seyfi Ağabeye “Hakkınızı helâl edin”
diyor ve Kelime-i Şahadeti getirip ruhunu teslim ediyor.
Bir garip köy camisinin şadırvanında. Cuma gecesi dersine
gitmeye hazırlanmış iken vade erişiyor ve Hakk’a
yürüyor.
Sevdiklerimizin ardından bir şeyler yazmak kolay olmuyor.
İnanın, hiç kolay olmuyor. Bu dediklerimizi, dile
kolay gelip de söylediğimizi zannetmeyin sakın. Hiç de
öyle değil. Bu söylediklerim, yetmiş yaşına yaklaşmış
bir insanın, hizmetle dopdolu, güzel bir hayat yaşadıktan
sonra bu dünyadaki son anlarıdır, son kareleridir.
Hayat böyledir. Güzel yaşanınca, sonu da hep güzel
oluyor.
O değil, Allah söyletiyor o dile o kelimeleri. O mübarek
Kelime-i Şahadeti. Bu da bir nasip işte.
Allah (cc), kulun ecelinin, onu nerede ve nasıl bulacağını
biliyor. Rızık gibi ecel de, kaderde belli olduğu
hâlde, üzerine incecik bir perde çekilmiş. İlk nazarda
gizleniyor gözlere. İlâhî hikmetin gereği, bu böyle.
Bu gizlilik, hiç şüphesiz insanın yararına. Tâ ki, kulun
Rabbine olan ümit ve dua kapısı hiç kapanmasın diye.
•••
Recep Ağabey’i ilk defa 1970’li yılların ortasında,
Yeni Asya bürosunda çalışırken görmüştüm. Her hizmet
erbabı gibi, onun da bu yolda unutulmaz, vefakâr
hizmetleri oldu. Sebatkâr bir insandı. Allah ondan razı
olsun.
Recep Ağabey’den geriye anlatılacak çok şeyler kaldı.
Kazalara gidip geldiğimiz dersler, yollarda söylediğimiz
ilâhiler, marşlar, dualar. Bediüzzaman Hazretlerinin
has talebeleri, Zübeyir Gündüzalp ve Tahiri Mutlu Ağabeylerden
duyduğu, tanık olduğu nice anılar ve zaman
zaman bize de aktardığı hatıralar. Recep Ağabeyden
geriye anlatılacak çok şeyler kaldı. En önemlisi de, haftanın
hemen her gününü ziyaretle ve sohbetle geçirmesiydi.
İnsanların kalplerindeki kederi gidermek için ne
gerekirse yapardı. Bastonuna dayanıp ağır ağır yürür,
dükkân dükkân dostlarını dolaşırdı. Hayatının son on
yılı ağır bir hastalıkla geçmişti. Ciddî bir felç geçirmesine
rağmen, hizmetini hiç aksatmadan camiye, namaza,
derse, sohbete devam ederek geçirdi. Hele son birkaç
yıldır başlattığı Orta Camideki sabah derslerini hiç aksatmazdı.
Caminin onbeş basamağını çıkarken zorlansa
da… Şahidiyiz. Gerçekten büyük bir azim ve istikamet
örneğiydi.
Rabbim manevî şahadet mertebesini nasip eylesin
İnşallah. Şimdi çok sevdiği hizmet ve dâvâ arkadaşı
Ömer Toçoğlu Ağabey’le beraber yan yana yatıyorlar.
Aynı kabristanda. Rabbim mekânlarını cennet eylesin.
Kunduracı Halit kardeşten dinledim. Vefatına yakın
günlerde, “Halit kardeş, çoğu gitti, azı kaldı ömrümüzün.
Hatta azın da azı kaldı…” demiş. Allah kuluna hissettiriyor
âkıbetini.
Ölüme yakın yaşayan, hayatın kıymetini daha iyi biliyor
olsa gerek. Çünkü her anını nurlandırmaktan geri
kalmıyor.
Her bir an Allah için yaşandı mı, binler seneler oluyor,
fânî bir an ebedî bir hayatın rengine ve şekline bürünüyor.
Ne mutlu ona ve onun gibi yaşayanlara. Yaşadığı
gibi vefat etti, vazifesini bitirip göç etti. Üzerimizdeki
emeğini, hakkını asla ödeyemeyiz. Allah ebediyen
razı olsun.
Yine son bir hatıra da ders arkadaşımız Fatih kardeşten
dinledim. Vefat ettiği o gecenin gündüzünde, dükkânının
önünde, yanı başındaki komşusu, Recep Ağabey’i
bir güvercinin başında beklerken görmüş. Meraklanmış,
ne yapıyor diye seyretmiş. Sonra anlamış adamcağız ne
olduğunu. Meğer bir güvercin can çekişiyormuş.
Recep Ağabey de bastonuna dayanıp öylece beklemiş.
Belki de kediden köpekten korumaya çalışmış. Bir
süre sonra güvercin can vermiş. Recep Ağabey güvercini
tenha bir yere götürüp bırakmış. Bir insan; bir güvercinin
ölümünde belki de kendi ölümünü seyrediyordur,
kim bilir? Ve aynı günün akşamı, ölüm meleği Recep
Ağabeyin kapısını çalacaktı.
Bize bıraktığı güzel bir miras var. Rasulullah’ın (asm)
sünneti olan namaza ve abdeste son derece titizlik ve
bir de Üstad hasleti olan sohbet ve derslere devam.
Gittiği yere güneş gibi giren adamdı. Soyadı gibi aydın
bir adamdı. Allah ondan razı olsun, mekânı cennet
olsun İnşallah. Yerine nice gençlerin yetişmesini Rabbimizden
niyaz ediyoruz.
Çok zor oluyor insanın sevdiklerinin arkasından bir
şeyler söylemek. Ama ne yapalım, kader böyleymiş.Onu
çok sevdiği Nurlardan, sadakatine bir nişane olarak,
Onbirinci Söz’den bir-iki cümleyle uğurlayalım. Hz.
Peygamber Efendimizin (asm) şefaatini umarak, Rabbimizin
o engin rahmetine emanet edelim…
Hayalen onun sesinden dinler gibi dinleyelim:
“Sonra, o Rabbü’l-Âlemînin Ulûhiyetinin izhârına
karşı, zaaf içinde aczlerini, ihtiyaç içinde fakrlarını ilândan
ibâret olan ubûdiyet ile ve ubûdiyetin hulâsası olan
namaz ile mukabele ettiler. Daha bunlar gibi, gûnâgûn
ubûdiyet vazifeleriyle, şu dâr-ı dünya denilen mescid-i
kebîrinde, farîza-i ömürlerini ve vazife-i hayatlarını edâ
edip, ahsen-i takvîm sûretini aldılar. Bütün mahlûkat
üstünde bir mertebeye çıktılar ki, yümn-i İmân ile, emni
emânet ile mücehhez emîn bir halîfe-i arz oldular. Ve
şu meydan-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra,
onların Rabb-i Kerîmi, onları, imânlarına mükâfat olarak
saadet-i ebediyeye ve İslâmiyetlerine ücret olarak
Dârü’s-Selâma dâvet ederek, öyle bir ikram etti ve eder
ki, hiç göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve kalb-i beşere
hutûr etmemiş derecede parlak bir tarzda rahmetine
mazhar etti; ve onlara ebediyet ve bekâ verdi. Çünkü,
ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve
âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir. İşte
Kur’ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak,
bizleri onlardan eylesin, âmin.” (Sözler, 116)

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(854 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.