Meysere ve Rahip Nastura

HAZRET-İ HATİCE, Kureyş’in zenginlerinden
bir hanımdı. Ticaret ile uğraşır, güvendiği kimseleri
vekil tayin edip, malını kervanlarla Yemen, Şam gibi
ülkelere gönderirdi. Peygamber Efendimiz’in (asm)
eminliği, doğruluğu ve eşsiz güzel ahlâkına dair
söylenenler onun da kulağına ulaştı. Kendisine, ticaret
kervanı götürenlere verilen ücretten çok daha
fazlasını teklif ederek, mallarını Şam’a götürmesini
istedi. Hazret-i Peygamber, (asm) Hatice’nin bu
teklifini kabûl etti.
Hazret-i Hatice, Peygamberimiz’in (asm) yanına
kölesi Meysere’yi vermişti. Meysere, adeta
efendisinin gözü kulağı gibiydi. Yolda ne olup bittiyse
ona anlatmak üzere tembihlenmişti. Ayrıca,
Peygamberimiz’e (asm) hiçbir şekilde itaatsizlik etmemesi
ve ona asla karşı gelmemesi üzerine de iyice
tembihlenmişti.
Yolculuk sırasında, kervandaki develerden ikisi,
hep geri kalıyor ve kâfileden uzaklaşıyordu. Meysere,
en önde bulunan Peygamber Efendimiz’e (asm)
develerin durumunu haber etti.
Hazret-i Peygamber (asm), o iki yorgun ve ağır
devenin yanına gidip, mübarek elleriyle, ayaklarının
altlarını ve kemiklerini oğuşturdu. Ondan sonra, o
iki deve, böğürerek koşmaya başladı. Öyle ki, kâfilenin
en önünde gidiyorlardı.
Herkes, o zat’ta farklı bir şeylerin olduğunu hissediyordu.

Ve kervan Şam topraklarından Busra’ya vardı.
Peygamber Efendimiz (asm), Busra çarşısında bir
manastırın yakınında bulunan çok yaşlı bir zeytin
ağacının altında konakladı.
Manastırda, Nastura adında bir rahip vardı. Kendisi
Meysere’yi tanırdı.
“Ey Meysere!” dedi. “Şu ağacın altında oturan da
kimdir?”
“Kureyş’den bir zâttır!” dedi Meysere.
Yaşlı rahip Nastura:
“Bu vakte kadar o ağacın altına peygamberlerden
başkası inip oturmamıştır” dedi. “Bundan sonra
da, inip oturacak olan, ancak bir peygamber olabilir.
Bana söyle, kendisinin gözlerinde biraz kırmızılık
var mıdır?”
“Evet, vardır” dedi Meysere. “Üstelik bu hâl ondan
hiç gitmez.”
Nastura: “İşte odur! O peygamberlerin sonuncusudur.
Ah ne olurdu ben onun peygamber olarak
gönderildiği vakte yetişebilseydim!”
Kervan öyle kârlı bir ticaret etti ki, Meysere, Peygamber
Efendimiz’e (asm):
“Hatice için kırk yıl ticaret etseydik, senin sayende
elde ettiğimiz şu kazançtan daha fazlasını kazanamazdık”
dedi.
Meysere henüz bilmiyordu ki Hatice’nin asıl
kazancı sonraki yıllardaydı. Allah’ın Resulü’ne
(asm) hanım olacak olan Hz. Hatice, bütün malını
mülkünü İslâm davası uğruna harcayacak, kendisine
Cebrail tarafından selamlar getirilecek ve
Muhammmed ümmeti’nin bütün zamanlarında
öz validelerinden daha çok sevdikleri bir valideleri
olacaktı. Hz. Hatice, Resulullah’ın (asm) biricik kızı
Fatıma’nın annesi, yine Resulullah’ın (asm) ve ümmetinin
ciğerpareleri olan Hasan (ra) ve Hüseyin’in
(ra) anneanneleridir… Allah nurunu arttırsın.
İşte, saadet asrından bugüne, İslâm âleminin en
güzel meyvelerini yetiştiren Âl-i Beyt ağacının kökleri,
bu şekilde ona dayanır.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(373 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.