Merhum Selim Gündüzalp Hatırasına, Niyazi Beki

1993’ten beri yaklaşık 25 yıldır yakından tanıdığım bir dostumun, bir hizmet arkadaşımın, bir mümin kardeşimin, bir nur candaşımın vefat haberini Bingöl’de Cennetu’l-Mualla’da defnedilmiş bir zatın taziyesinde öğrendim. Bu tevafuku, “Cennet-i Ulya” ortak paydasına—kendimce—bir işaret sayarak biraz olsun bir teselli buldum. Rabbim bu temennimizi hakikate çevirsin inşaallahurrahman!

Adapazarı’nda bulunduğum yıllarda her hafta en az bir defa umumi derste birlikte bulunduğum bir kardeşimin, hayatını Kur’an hizmetine vakfeden fedakâr bir nur talebesinin hatıralarını kısa birkaç satırda anlatmak elbette mümkün değildir. Yalnız tarihe not düşmek, 25 yıllık bir kardeşlik hukukuna saygı göstermek adına bu yıl aramızda geçen sohbetlerden, onun samimiyetinin göstergesi olarak gördüğüm birkaç sözünü ve telkinlerini kaydetmek istiyorum:

Yıllardır, çevremin, özellikle torunlarımın ısrarına rağmen, vaktim olmadığı için Facebook, Twitter gibi sosyal medyaya girmeyi düşünmedim. Bundan birkaç ay önce torunum Feyza Beki’nin ısrarına dayanamadım, Facebook açmasına izin verdim, kısa bir süre sonra yazı yazmaya fırsat bulamadığım için tekrar kapattırdım.

Yaklaşık bir ay önce yine bir gün telefonla konuştuğumuzda merhum Hüseyin Bey ısrarla bu sosyal medyada yazmamı istedi. (Belki de ‘Sorularla İslamiyet’teki hizmetimi kastederek) “Sizin arkada karıncalar gibi çalıştığınızı biliyoruz; fakat artık açıktan milyonlara hitap emek zamanıdır. Oradaki o çok güzel yazılarınızdan alıp bu medyaya da aktarabilirsiniz. Göreceksiniz, daha önce bu medyada yazmadığınız için hayıflanırsınız; keşke yazsaydım, dersiniz. Ne yanlışlar yazılıyor, biliyorsunuz. Onun için doğruları yazmanız çok önemlidir. Aksi takdirde bunun vebali büyüktür…” türünden uzun uzadıya yazmanın gerekçelerini anlatmış ve beni ikna etmişti. Tekrar açtım, fakat emin olun, birkaç haftadır fırsat bulup yazamadığımdan, yine kapatmayı düşünüyordum. Ancak şimdi, merhum Hüseyin kardeşimin bir hatırası olarak, bu medyada da yazmayı sürdürmeye karar verdim. İnşallah, benim için çok değerli olan bu hatıranın hatırını kırmamaya azami gayret göstereceğim.

Yıllardır, telefonla konuştuğumuz belki her defasında, hoşuna giden bir açıklamanın sadece ikimiz arasında kalmasına razı olmaz ve: “İşte bugünkü sohbetimizin bereketli mahsulü bu olsun. Ne olur bunu Zafer Dergisi için yazıya dökün…” derdi.

Bu cümleden olarak yaklaşık bir ay önce Hüseyin Bey telefon açtı.

Anne Yüreği” ile ilgili internette gördüğü (Arapçadan aktarma) bir şiirimi gördüğünü, bunu Zafer Dergisinde yayınlamak istediklerini söyledi. Daha sonra sevgili Suat kardeşim, Hüseyin Beyle konuştuklarını, “Şiirleştirilen bu öykünün aslı Fransız kökenli olduğunu söylüyorlar. Bu sebeple siz bunun Arapça kaynağını da verirseniz çok iyi bir Arapça belge olur” dedi. Nihayet, Eylül sayısında çıktığını, vefatından 5 gün önce WhatsApp’ıma gönderdiği derginin açık görünen ilgili sayfanın altında yazdığı şu ifadesinden öğrendim: “Hayırlı olsun hocam; hem belge güzel hem yazı kısa ve çarpıcı maşallah.”

Rabbim, Din-i Mübin-i İslam’a yaptığı hizmetteki samimiyeti, Özellikle Zafer Dergisi vasıtasıyla 40 yıldan fazla Kur’an’ın hakikatlerini insanlara ulaştırmak için gösterdiği samimi gayretleri hürmetine, taksiratını affeylesin, o her şeyi kaplayan sonsuz rahmetinin âğûşuna alsın, kendisine cenneti ikram ederek manevi zaferle muzaffer eylesin; ailesine, hizmetteki nurani mesai arkadaşlarına tüm sevenlerine sabr-ı cemil ihsan eylesin. Âmin; Elfu elfi âmin!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.