Kalbimizi yaratan Allah, kalbimizden geçenleri bilmez mi? | Selim Gündüzalp

Kalbimizi yaratan Allah, kalbimizden geçenleri bilmez mi?


HER ŞEYİ yaratan Allah, her şeyin ihtiyacını bilir.
İsteyene istediğini vakti vaktine O verir, O
gönderir.
Kalbimizi yaratan Allah, kalbimizden geçenleri de bilir.
Kalbimiz, hep Rabbimizle alâkadardır, Ona bakar,
derdini Ona açar, her ihtiyacını Ondan bekler. Kalbimiz
konuşan dilimizdir. Rabbimizle aramızdaki elçimizdir.
Kirlenmediği sürece, en güçlü yanımızdır. Kalbimiz,
Rabbimizle alâkadardır.
Kalbimizi yaratan Allah, kalbimizden geçenleri de
bilir. Kalbimiz Allah ile olunca büyür, genişler. Hiçbir
şey ona dar gelmez. Allah ile oldu mu, her yer ona yâr
olur, yarar olur. Böyle bir kalbin sesine kulak vermek,
ne hoş bir duygudur. Ve o zaman kalpler neyle doluysa,
dudaklardan o dökülür, gider…
Kalbimiz, başlı başına bir dünyadır. Rabbimizden
gelen her sinyali mıknatıs gibi çeker kalbimiz. O güçlü
kalp ile insan, yaşadığının farkına varır.
Milyarlarca insan, nice fuzulî işlerle haşır neşir olurken,
kalbin sırlarından habersiz yaşar durur… Oysaki
kalbimiz, aklın bilmediği ve anlamadığı sayısız sırlarla
doludur.
•••
Eskiden küçücüktü evlerimiz. O küçücük evlerde
onca insan beraber yaşardık. Kalpler geniş olunca yerde,
evler de dar gelmezdi gözümüze. Kalpler daraldı mı,
her şey küçülüyor gözümüzde, her nimet sıradanlaşıyor.
Küçülen bir kalbin gözünde de her şey değerini yitiriyor.
Başımız ağrıdığında, onu bir ilâç alıp yutmakla susturabiliriz.
Ama kalbimizin acılarına hiçbir ilâç fayda etmez.
Onun ağrı ve sızılarını sadece Rabbimize açmakla
dindirebiliriz.
Okumadığımız kitap yok. Tanımadığımız ülke yok.
Ah, bir de kalp ülkesine girebilsek, onu tanıyabilseydik…
Kalbimizin mutluluğu, Rabbimizi bilmekle, Onu
tanımakladır.
Kalbimizin sesini duymak, o sesin çağrısına uymak,
ne mükemmel bir duygudur.
Nefsin esaretinden kurtulmuş bir kalbe sahip olmak,
hür bir kalple Allah’a yakın olmak, ne güzel bir duygudur…
Kalbimizi yaratan Allah, kalbimizden geçenleri de
bilir.
Kalbimiz, ah o en güzel yanımız… Hep çocuk kaldı.
Onunla beraber yürüdük. Aynı yaşa beraber geldik ama
kalbim hep çocuk kaldı, hiç büyümedi.
Badi badi yürüdük biz bu yollarda. Hadi kalbim,
şimdi de yürü. Hadi bakalım, hadi… Sen çocuk kalan
yanınla, ben ihtiyar olan yanımla. Yürüyelim bakalım…
Hadi… Bundan böyle birbirimize daha yakın olalım.
Kalbim dile gelip de konuşsaydı, neler derdi acaba
Rabbim neler? Vicdanımızı, imanımızı da bir konuşturabilseydik,
neler derdi onlar da acaba? Çektiği bunca
eza, cefa, sıkıntı, dert, keder, Rabbinden, yaratanından
o kadar uzaklık… Kim bilir, küçük büyük her hadise ne
kadar sarsmıştır onu, ne kadar hırpalamıştır… Dile gelip
de bir konuşsaydı kalbimiz… Onca işe yaramaz, beş
para etmez işlerin peşinde ne kadar yorulduğunu bir bir
anlatmaya başlasaydı… Ah kalbimiz bir konuşsaydı…
Söylenecek sözleri hiç ama hiç çekinmeden söyleseydi,
ne yapardık acaba?
O büyük hesap öncesi, bir uğultu, bir heyecan kaplardı
her yeri herhâlde. Yüzlerimiz sararır, bir ağacın
başındaki son yaprak gibi titrerdi her yanımız. Çünkü
söyleyeceği şeyler, bizim de tahmin ettiğimiz şeylerdir.
Mahşer kesilirdi dört bir yanımız… Şenlikli bir hâl olmazdı
herhâlde…
“Çok üzdün beni, çok yordun. Akla hayâle gelmez
boş işlerde çalıştırdın. Hiç haberin bile olmadı ne çalıştığımdan,
ne de hayatına kattıklarımdan. Hiç ama hiç…
Günlerini öylesine boş şeylerin peşinde koşmakla geçirdin…
Kâinat dolusu güzellikler, benim elimle sunulurken
sana, dönüp de bakmadın hiç bana. Çöplüklerde
eşelendin. Eline, avucuna ne geçti, bilmem ki…
Sen sesimi duymadın benim. Ben senin kırık kalbinim…
Gölgenden daha yakındım sana. İçinde bir sestim.
Hiç yüz vermedin bana. Bırak yüz vermeyi, habersiz yaşadın
benden. Sonra gün geldi, gözyaşlarına tutundun.
Üzülen bendim, ağlayan sen. Saçını başını yoldun. Yine
benden bîhaber yaşadın. Ne yaptıysan hep sen yaptın.
Başına binbir dertler açtın. Benden gelen sese bir türlü
cevap vermedin.
Koşturdun nefsine uyup, hep koşturdun durdun…
Yordun beni, çok yordun. Sonunda yatıp uyuyan sendin.
Ben hiç dinlenmedim, hiç susmadım Hep çalıştım…
Göz gibi görmekle, kulak gibi işitmekle kalmadım, her
şeyin şahidi bendim, acıyı ben çektim. Her organın yaşadığını,
önce ben yaşadım. Halen de andıkça onları
tekrar yaşıyorum.
İçinden çaldım kapını. Söyledim, duymadın. Uyardım,
olmadı. Nefsini besledin, şımarttın ve beni hep
ikinci plâna attın. El bildin, yaban belledin. Sesime ses
vermedin. Ben senin kalbindim. Rabbinden haber
verendim. Yaratan için atan, Onun için çalışan ve senin
gibi bir âcizi Rabbine muhatap eden, insanı insan eden
bir yanındım. Ama hiç aldırmadın, duymadın gittin…
Yıllar yılı böyle yaşadın. Beni de, kendini de mahvettin.
Yazık değil mi şimdi? Nasıl döneceğiz bunca hatadan,
bunca yanlıştan? Nasıl telâfi edeceğiz bunca zararı,
bunca ziyanı, boşa geçen onca zamanı?
İçinden seslenen spikerindim. Sesten daha çok sestim.
Aldığın her mukaddes nefestim. Sana öyle yakındım
ki, haberin bile olmadı. Bir et parçası sandın, bir
köşeye attın. Unuttun beni. Yazık değil mi?
Rakamlarla ölçtün, biçtin. Sadece matematik bir değer
atfettin tık tık atışlarıma. Sadece kan pompası zannettin.
Bir türlü anlamadın. Hâlbuki benim içimde nice
latifeler, binlerce duygular yerleştirmişti Rabbim. Ben
çam kozalağı, kırmızı bir et parçası değildim. Ben senin
kalbindim, hayatındım. Sende, sana en yakın olan yerdeydim.
Olan biten her şeyin şahidiydim.
Sen ise, ne sözler söyledin birilerine. ‘Kalbim’ dedin,
‘Hayatım’ dedin konuşurken nicelerine… Bir gün olsun
kalbine, yani bana dönüp de ‘Ey kalbim, nasılsın?’ demedin.
Sence bu sözleri en başta hak eden ben değil
miydim?
Böyledir insan. En yakınına, en layık olduğu sözleri
esirger de, kendinden en uzaktakilere methiyeler düzer…
Alınmadığımı zannetme. Susuyorsam, saygımdandır.
Bir gün hatanı fark edip de beni anlayacağından,
yanlışlarından döneceğinden ve sesimi duyacağından
eminim de, ondandır.
Ben, Yaratan’ın senin üzerinde bıraktığı en büyük
emanettim. İmanla şereflendirdiği… Ve sen, bu imandan
istifade ettiğinde, işte ben o zaman kalptim. İşte ben, o
zaman, niçin attığımı, niçin yaşadığımı bilendim, hissedendim.
Bu hâlin dışındaki hiçbir hâl, tatmin etmez beni. Sen
de biliyorsun ya, en güzel anlatan o cümleyi:
‘Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.’
(Rad, 28)
Zaman zaman dillendirdiğin bir duâ vardı ya:
‘Rabbim, kalbimi dinin üzere sabit kıl.’ (Tirmizî,
Deavât, 85) diye, Hz. Peygamber Efendimiz’in (asm) bu
duâsı. Onu söylediğinde, niçin attığımı ve niçin yaratıldığımı
yeniden anlardım. Keşke onu her gün ama her
gün söyleyeydin, ona uygun bir hayat yaşamayı dileyeydin,
Rabbimden isteseydim… Olmadı, olamadı…
Üzdün, yordun, beni…”
Kim bilir, kalbimiz konuşsaydı, neler diyecekti neler…
Bundan çok daha fazlasını söyleyeceğinden şüphem
yok.
Kalbimiz işte böyle…
Yokuş yukarı çıktığımız zaman, göğsümüz daralır.
Yokuş aşağı inerken de diz kapaklarımız ağrır. Hani deveye
demişler: “Yokuşu mu seversin, inişi mi?” O da:
“Düz yolun suyu mu çıktı?” demiş.
Kalbimiz de şöyle seslenirdi herhâlde:
“Beni yokuşta yordun. Bir türlü imanın yönü ve yolu
olan doğru yola, sırat-ı müstakime sokmadın, götürmedin.
Doğru ve dürüst bir yolda, dümdüz bir yolda yürütmedin
beni. Niye? Niye? Bu kadar belalı yollara, dik
yokuşlara sürdün Neden? Sonu sarpa saracak yollara
ve tehlikeli iniş çıkışlara niye saptırdın ki beni, niye?”
Öyledir kalbimiz… En güçlü yanımızdır kalbimiz…
Sıkıntıya düşünce, gözyaşı tufanına tutulduğumuzda
anlarız. Üzüldüğümüzde, kederlendiğimizde anlarız.
Yalnız olmadığımızı, bizi bizden daha iyi anlayan, kollayan
duâ duâ Rabbimize yalvaran, yakaran en hayatdar
bir yanımızın olduğunu o zaman anlarız. Birgün olur
herkes çeker gider. Kalbimiz bizi terk etmez, onunla kalırız
baş başa. Kalbimiz, Rabbimizden haber verir.
Kalbimizi yaratan Allah, kalbimizden geçenleri de
bilir.
O zaman anlarız gerçek dostumuzun kim olduğunu.
Allah’ım, kalbime Seni nerede ve nasıl bulacağını
öğrettiğin için Sana hamd ediyorum. Seni bilen, Seni ve
Rasulünü (asm) seven bir kalbi bana lütfettiğin için de
hamd ediyorum. Hem öyle bir lütuf ki, onun içinde nice
bin, nice yüz bin lütuflar gizli. Kalbim, Rabbim diyor.
Kalbim, Seni biliyor Rabbim. Seni bildiriyor. Senden geleni,
bana haber veriyor. Dilim duâya durduğunda Rabbim,
beni dinlediğini ve cevap verdiğini yine kalbimle
biliyorum.
Herkes çekip gidiyor. Kalbim yine benimle. Kalbim
yine Seninle Rabbim.
Yeniden kalbimizin fethi gerek. Kalbimizi fethi için,
‘Allah Allah’ demek gerek.
Kalbimiz, merkezinde başka bir şeyi kabul etmiyor.
Sadece Rabbini ve Onun güzel isimlerini istiyor. Kalbin
dilini bilene, kalp teslim oluyor. Kalbi yeniden işler hâle
koyan o güzel kelimeler, o nuranî Sözler, kalbi yaratanın
her dem ona ilham ettiği o duâlar… Kalbimiz ancak
onlarla teskin oluyor, tatmin buluyor.
Kalbini yeniden keşfedenlere selâm olsun. Kalbinden
Rabbine en kısa yolu bulup da gidenlere, o sese kulak
verenlere selâm olsun.
•••
Bir öykü
İki kalp konuşuyordu.
Biri:
“Nasıl geçiyor hayatın?” diye sordu.
Diğeri:
“İşler kesat. Bizimkinin uyanacağı yok. Ne namaz,
ne oruç, ne zekât… İslendik, pislendik, paslandık işte.
Ya sen?”
“Benim de durumum pek farklı değil. Ama yine de
ümitliyim.”
“Nasıl yani?”
“Her gece bir pişmanlık tohumu, bir tövbe damlası
düşüyor içime. O, bir parça rahatlatıyor beni.”
“Bir damlayla ne olur ki?”
“Öyle deme. O, bir damla değil ki… O, bir deniz benim
için. Onu içime katıp büyütüyorum. ‘Allah’ım, bu
küçücük damlayı ummana çevir.’ diyorum.”
Damlanın duâsı, büyük olur. Bir damlayı denize çevirebilir
Rabbim. Ve bir gün kalbin duâsı kabul olur inşaallah.
***
Kalbimizi yaratan Allah, kalbimizden geçenleri de
bilir.
Elbette bilir. Cevap da verir…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(1366 kelime)



Yorum Bırakın