Kalbim “Rabbim” diyor!

“Allah’ım! Kur’ân’ı akıllarımızın, kalblerimizin,
ruhlarımızın nuru ve nefislerimizin de mürşidi yap. Âmin”
— Mesnevî-i Nuriye


KALBİM bir çocuk gibi. İnliyor, sızlıyor, ağlıyor, bağırıyor.
Kalbim paramparça… Bilmem nasıl susturacağım
onu… Baş edemiyorum artık.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “merkezinde Vahid-i
Ehad’dan başkasını kabul etmiyor.” Çam kozalağından
yani bir et parçasından bahsetmiyoruz. Kalbin çevresindeki
manevi bir kalpten bahsediyoruz. Duygularımızın
kaynağından söz ediyoruz.
Sevgiden, şefkatten uzak kalınca, sütten kesilmiş bir
bebek gibi ağlıyor, inliyor. Bir türlü sükûnete eremiyor.
Hiçbir şey onu tatmin edemiyor, hiçbir şey. Bir şey hariç:
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur.” (Rad
Suresi, 28)
Benim kalbim, sizin kalbinizden ve bütün insanların
kalbinden haber veriyor. Aynı çağda yaşıyoruz aynı
dertten muzdaribiz. Ve diyor ki kalbimiz: “Eğer, maneviyatla,
okumakla, ibadetle, marifetle ve muhabbetle
doyurmadıysanız beni, ağlar dururum; inletirim ortalığı.
Elime verdiğiniz oyuncakları fırlatıp atarım. Gereken
neyse onu verin, bana gıdamı verin. Beni oyalamayın.
Yoksa; öyle bir yangın çıkarırım ki, her yanınıza yayılırım,
ateş olup yakarım. Tâ ki, ihtiyacım olan ne ise, onu
bana vereceğiniz vakte kadar.”
Kalbim, ah kalbim…
Kalbim, Rabbimden haber veriyor. “Beni kör kuyularda
bırakma” diyor. “Beni hakiki gıdam ve ihtiyacım
olan marifetullahtan, Allah’a giden yoldaki bilgiden,
O’na ulaştıran muhabbetten, sevgiden, Allah’la olan
ilişkiden uzaklara koyma.” diyor.
Kalbimle anlaşacağız. Başka çare yok. Kalbimin, kalbimizin
ve tüm kalplerin istediği aynı şey.
Bu asır böyle… Kalbinin sesini duyanlar kazanıyor.
Hastalık içeride. Kalp güçlenince, ruh coşuyor. Güçsüz
bir kalp, sonunda sahibini öldürüyor. Öldürmese de süründürüyor.
İnsan; kalbi durduğu zaman değil, o kalbin manevî
ihtiyacı karşılanmadığı zaman gerçekten ölüyor.
Kalp, ihmale gelecek bir yanımız değil. Ama en çok
da onu boşluyoruz.
Kalbimiz, yani bizatihi kendimiz. İç sesimizdir kalbimiz.
Dost sesimizdir.
Eşyayla alâkamız artıyor, kalbimizle alâkamız azalıyor.
Eşyanın hakkını veren, kalbinin de hakkını vermeli.
Hz. Peygamber (asm), dağınık olan eşyaların, giydiğimiz
elbiselerin, derlenip toparlanmadığı zaman, şeytanlar
tarafından kullanıldığını söylüyor. Bizi düzene,
bir disipline davet ediyor. Allah’ın, Nâzım isminden feyz
almaya çağırıyor.
Evet, sünnete uygun her hareket, şeytana pabucu
ters giydirmektir.
Kaldı ki, içimizde yaşadığımız ve duyduğumuz huzur
da bunun bir göstergesidir. Darmadağınık, tozdan,
kirden geçilmeyen bir yerde, içindeki eşyaların her yana
savrulduğu bir odada ne yapabilirsiniz ki?
İç dünyamız, odamız kadar karışık olduğu zaman,
kalbimiz “Tevhide gel!” diyor. “Kesretten, çokluktan
Bir’e gel, bana gel, tevhide gel, istediğimi ver.” diyor.
Merkezinde Vahid-i Ehad’dan başka bir şeyi kabul
etmiyor kalbimiz. Şöhret mi, alkış mı? Dünyanın peşinden
koştuğu ne varsa… Aşk mı, para mı? Kalp için onlar
hiçbir şeydir. O bitmeyenin peşindedir.
Beden için her şey olan, kalp için hiçbir şeydir. Kalp
için, varsa yoksa sadece “O” vardır, Allah vardır. Allah’a
giden yoldaki sevgi vardır. Çünkü o duyguyu kalbe koyan
Allah’tır. Sevgisiz kalpler, sanki hiç yaşamıyor gibi
yaşıyorlardır. Belki ölmemişlerdir. Ama ölüm öncesi sekerat
halindedirler.
Kalbimiz can çekişiyor. Kalbimiz On dokuzuncu
Mektub’u, Yirminci Mektub’u istiyor, Münacat’ı istiyor,
El-Hüccetüz-Zehra’yı, Âyet-el Kübra’yı istiyor. Kalbimiz,
Kur’an’la ve Risalelerle dolmak ve doymak istiyor.
Marifetullah bahrine dalmak, yıkanmak istiyor.
Küçücük midemizi doyurmak için, bunca lokanta,
bunca dükkân, bunca restoran seferber olmuş. Kocaman
kalbimiz için, onun ihtiyacını gidermek için yapılan
şeylerse neredeyse bir hiç mesabesinde. Kalbimizin
gıdasını verecek mekânlara, dostlara; kitaplara, okumalara
ve sohbetlere ihtiyacımız var.
Bırak, bir zamanlar okuduğum zannettiğin o halleri,
bildiğim dediğin o günleri geç… Yeniden bir bak şu
eserlere ey nefsim! Yeniden bir kapı aç kitaplardan… Bir
göz kadar aralık olsun yeter. O yeni kapıdan bak, orda
her şey tanıdık gelecek sana. O kaybolan cenneti orada
bulacaksın inan. Duy oradan bir sözün, bir ifadenin
sana nasıl yaklaştığını, içine yavaş yavaş yayıldığını,
hayatına bir serinlik kattığını seziver.
Bir anne eli gibi gezinsin ruhunda o güzel kitapların
sözleri. Bomboş ruhuna nurdan bir ışık yayılsın. Kalbin
o nurun rengine boyansın.
Allah ebediyen razı olsun Mevlanalardan, Bediüzzamanlardan.
Bir ömür var gücüyle didinmişler. Eserleriyle,
kalbimizin, ruhumuzun, aklımızın ihtiyaçlarına cevap
vermişler. Hayatımızın kitabından, yani Kur’an’dan
süzmüş, damıtmışlar bal peteği gibi eserlerini.
Bazen bir sayfa, bazen bir paragraf, bazen de bir satır
bu eserlerden, kalbimizi hayata döndürmeye yetiyor.
Kalbimiz gıdasını istiyor; “Oyalama, eğleme beni boş
şeylerle” diyor. Belki bir fırsattır önümüzdeki günler.
Birkaç günlük de olsa, bir yerlere kaçıp kitap okumak
için. Telefonu kapatıp bir küçük çantayı yanımıza alıp
kaybolmak için…
Kendimize gelmek için. Kalbimizle baş başa kalmak
için. Kendimize vakit ayırmalar, kalbimizle meşgul olmalar,
kalbimizin hastalığını tedavi etmek, sonra da bu
hastalığın vücudumuzun diğer yerlerine dağılmamasını
önlemek için, hastalığın kökünü temelli kesmek için bu
okumalar çok önemli. Ne kadar okuyorsak, o gün işte o
kadarlık adamız. Her gün bizden hakkını istiyor. Kalbimiz
de…
Kalbimiz gıdasını istiyor. İhmal edilmeye gelmiyor
kalbimiz. Kalbimiz gıdasını bekliyor. Bir vakit namaz
sonunda edilecek samimi bir duanın da bu ihtiyaç için
olması gerekiyor. Önce iste Rabbinden, önce dile. Kalbinin
gıdasını, kalbinin ihtiyacını önce Yaratan’dan iste.
Hastalığımızı bilelim ki, isteyelim. Dua edelim, deva bulalım.
Kalbimizin ihtiyacını giderelim ki, hayat bulalım.
Kalbimizin hayatı, hayatımızın hayatıdır.
Kalbim bağırıyor, çırpınıyor bir çocuk gibi. Kalbim
gıdasını istiyor. Hakiki ihtiyacını istiyor. Ya onu vereceksin
ya da bu sesi susturacaksın. Yalancı oyuncaklara
ve gıdalara karnı tok kalbimizin. Hayat kalbimizde…
Kalbimiz hayatımızda… Kalbim ‘Rabbim’ diyor.
Ya sizinki?..

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(807 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.