Kaç nefes kaldı ömürden geriye?

İŞTE GELDİK, gidiyoruz, şu güzelim dünyadan…
Kalanlara da, göçenlere de selâm olsun. Gönül niyazımız
budur.
Bir gün, bir durakta bitecek yolculuk.
O yolculuk ki, bir şey getirmeden gelip, bir şey götürmeden
gitmek gibi yanı başımızda. Yaşadıklarımız güzelse,
bundan sonra yaşayacaklarımız da güzel olacak.
Bu ümitle, bu duayla gidiyoruz toprağın kara bağrına.
Bir tohum gibi.
Güller, toprağın gecesine yaslanmadan, güne ve güneşe
‘merhaba’ diyemiyor. İnsan da öyle… Toprağın
gecesine girmeden, mahşere çıkamayacak, cennetin baharlarını
göremeyecektir.
•••
Bitti bitiyor diye bu hayat, boşuna dertlenme ey gönlüm.
Güller gibi güzel günlerimiz var, gelecek inşaallah
ilerde.
Bu güzel dünyanın onca nimeti burada kaldı diye
üzülme. Asıllarının yanına, kaynağına gidiyoruz onları
görmeye… Bu dünya çöllerinde unutmaz bizi Yaratanımız.
Gam çekmeyin. Hamdler ve şükürler O’na. Bitmez
ve tükenmez nimetlerin sahibi olana…
Her senenin son ayında ve son günlerinde geriye dönüp
baktığımda, savrulur ruhum. Dört bir yana zerre
zerre dağılırım çözülürüm. Geçiyor, bitiyor diye günlerim
üzülürüm. Tükeniyor birbiri ardınca sayılı nefeslerim.
Elimde değil. Bir yıl boyunca, yaşanmış nice acılar, işlenmiş
nice günahlar sökün eder gelir hatırıma. Çıkar durur
karşıma. Bir an için ümidimi kaybedecek gibi olurum.
Hâlbuki her nefes yeni bir başlangıç, yeni bir imkân,
yeni bir fırsattır. Değil bin bir günahın yarasını temizlemek,
samimi bir tövbenin koskoca bir ömrün karasını
bile ak pak etmeye yeteceğini unuturum bazen.
Şeytan, Rabbimin ümit ve rahmet kapılarını gözlerden
gizleme gayretinde. Kendi isyanından ve kendi inadından,
yüzüne kapandı ya o rahmet kapıları; kıskançlığından
ve düşmanlığından, o ümit kapısından bin bir
hileyle, vesveseyle, bizi de uzaklaştırıp mahrum etmeye
çalışıyor. Şeytan şeytanlığını yapacak, ama siz, siz olun,
ümidinizi koruyun. Mümin oluşunuzun gereğini yapın.
Bir “euzu…” çekip, yolunuza çıkan şeytanı, vesvesesini
kovun, uzaklaştırın. Yoksa, rahat yok.
•••
Günler gelip geçmekteler
Kuşlar gibi uçmaktalar.

Aziz Mahmut Hüdayî, bu güzelim şiiri ile her daim
hâlime tercüman olur.
O ne samimiyet ve o ne içten bir deyiştir ki, saniyelerin
akıp gidişini, kuşların kanatlarına yüklemiş de,
birkaç kelimeyle uçurmuştur bize doğru.
Şimdi başımızı kaldırıp kendi semamızda günlerin ve
saniyelerin geçişini seyrediyoruz…
Uçup giden kuşlar gibi. Geçen ne kuştur, ne buluttur.
Geçen bulut değildir, ömrümüzdür aslında.
Her şey, ötelerden haberci ama şifreleri çözecek olan
akıl ve kalbimizde bazen derman olmuyor. Merakımız
başka yerlere kaymış ya da çevrilmiş.
Baş taşı taşır, ama göz bir kılı çekmez.
Kalbimiz de, küçücük bir daralmadan sıkılıyor hemen.
Dayanamıyor bu gafletli hâlete.
Her nefesin ardından, bir nefes daha eksiliyor hayatımızdan.

Biri birinden mukaddes
Alıp verdiğim her nefes
İki dünyayı ayıran
Bir ses değil, bir nefes…
Ömrün kıymetini bilen bir şair böyle diyor. Ömürden
yana nasibimiz ne ise, onu arıyoruz, onu yaşıyoruz. Bir
gün gelip ömrümüzü tamamlıyoruz. Hepimiz yolcuyuz
bu dünyada. Bunu bilmeyenimiz yok ama bazen unutuyoruz
işte.
Şurası bir gerçek; biz bir yolcuysak eğer, yolcu gibi
yaşamalıyız hayatımızı.
Bunu âlemimize almalı ve nefsimize de kabul ettirmeliyiz.
Gideceğimiz yere göre hazırlığımızı yapmalıyız.
•••
Ölümden korkmak çare değil, ölüme hazırlanamamaktan
korkmalıyız.
Aylak aylak dolaşırken ölümün bizi bulmayacağını
zannediyoruz.
Kimi unutmuş ki? Gölge bedenden ayrı yürür mü?
Ölüm hayattan ayrı yürür mü?
Bize bu güzel hayatı veren, nasıl yaşamamızı istiyorsa,
o şekilde yaşamalıyız biz de.
Bir gün Yüce Yaratanın huzuruna vardığımızda, yaptıklarımızın
ve yaşadıklarımızın hesabını vereceğimizi
unutmadan.
Sayılı günler er geç bitecek. Son nefesin ise, alınıp
verilemeyeceği, bir âna, bir gün gelinecek.
Geçen günlerin üzerimizdeki borçlarını ödemeli, bizden
istenenlerin hesabını şimdiden yapmalıyız.
Bir bir dökümünü çıkarmak durumundayız.
Hesaplayanlar var: “1825”
Bu rakamda ne diyeceksiniz?
Bu, bir yıl içindeki namaz ve ibadet vakitlerinin sayısı.
Her vaktin muhasebesi yapıldığında, sorumlusu olduğumuz
her ibadetin hesabında, aklanıp, temize çıkabilmemiz
gerekiyor. Bunun içinde; zekatı, sadakayı, namazı,
orucu, fitreyi anne ve baba hakkını, kul ve komşu
hakkını da düşündüğümüzde bir yılın hesabı, öyle pek
kolay geçeceğe benzemiyor.
•••
Her yılın sonunda, takvimler boşu boşuna tükenmiyor.
Rabbimiz, bayram olsun, seyran olsun diye, bizi tekrar
yeni bir yılın başına getirmiyor.
Rabbimiz Kur’an’ında; geceye, gündüze, yıla, asra
yemin ettiğine göre, bu vakitlerin kıymetini bilmeliyiz.
Belki son fırsattır, belki bir daha gözden geçirip hayatımızı,
yeniden değerlendirebiliriz diye bu nimeti, tekrar
sunuyor önümüze. Vaktin değerini, elimizdeki bu tek
sermayenin yani, ömrün kıymetini bilelim diye…
“Her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin
kapısıdır.” (Bediüzzaman, Sözler, 246)
“Rabbim, bana bir gün daha nasip etti, bir fırsat daha
verdi, bak bu gün de yaşıyorum. Öyleyse bu nimeti nasıl
değerlendirmeliyim?” diye düşünmeliyiz. Her yılın başında
ya da her günün sonunda, bir vicdan muhasebesi
yapmalıdır insan. Bize ve konumumuza yakışanı
budur. Ağzımızdan çıkan sözlerin, dedikodu ve gıybetlerin,
ellerimizin işlediği işlerin, ayağımızın yürüdüğü
yolların, kulağımızdan beynimize ve kalbimize ulaşan
her sözün, her şeyin hesabı yapılmalı inceden inceye.
Her duyguyu emanet bilmek gerek. Ki, onları veren, bir
gün geri isteyecek.
Kolay değil bu…
Sadece bir yılın hesabından aklanıp ve temize çıkmak
bile kolay değil. Ya bütün bir ömrün gün be gün
hesabını vermek nasıl bir şey. Bir de onu düşünelim.
Atletler, yarışmalarda bir saliselik farkla rekor kırıyorlar.
En küçük bir zaman dilimi bile önemlidir sonsuz
bir hayat için. Neler, ne zenginlikler sığıyor bir saniyenin
içine. Bunu, hiç vakti kalmayan bilir ancak. Hastane
köşelerinde saatleri sayanlar bilir ancak. Ne mutlu, bir
saniye içinde, Allah’ın razı olduğu bir ömür kadar uzun
yaşayanlara…
•••
Evet, şimdi düşünelim hep beraber. Gerçekten, nasıl
geçirdik koca bir yılı?
Kaç gönül yıktık, ya da kaç viraneyi şenlendirdik?
Kaç güzellik kattık dünyaya Allah için? Gıybetler, suizanlar,
riyalar ve ihmâl ettiğimiz akrabalar, gerçek dostlar,
ziyaretine gidemediğimiz hastalar, taziyeler, vd…
İşte bunları düşünmeli, hesabını verebilmeli insan…
Dürüstçe, mertçe. Yüzleşmeliyiz hatalarımızla, günahlarımızla.
Kusurumuzu bilmek ve kabul etmek de
bir erdem. O zaman, kusur, kusur olmaktan çıkıyor ve
belki affa bile müstahak oluyor.
“Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf
eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze
eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek,
o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf
etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse,
o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak
olur.” (Bediüzzaman, Lem’alar, 91)
•••
Allah’ım, kısa bir ömürde sonsuz bir hayatı kazanmak
için bu dünyaya gönderdiğin bizleri hayırlı işlerde
muvaffak eyle. Sermayesini boş yerde harcayıp da huzuruna
iflâs etmiş olarak gelenlerden eyleme. Her yılın,
her günün, her ânın ayrı bir nimet olduğunu bilerek yaşamayı,
bu inceliği, bu dikkati son nefese kadar titizlikle
sürdürmeyi, bizlere nasip eyle. Unutur da gaflete düşersek,
bizleri rahmetinden ümidini kesenlerden eyleme
bizleri. Sağlam bir tövbeyi nasip eyle… Âmin…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1006 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.