Kabre vardığım gece…

“Ya Rab n’ola hâlim, kabre vardığım gece?
Eyi olmazsa amelim, kabre vardığım gece…”
— Yûnus Emre

BU SABAH OKUDUĞUM bir âyette de şöyle diyordu:
“De ki: Kaçıp durduğunuz ölüm mutlaka gelip sizi
bulacaktır. Sonra da görünür ve görünmez her şeyi bilen
Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız; yaptıklarınızı O
size bildirecek.” (Cuma, 8)
Nereye gidersek gidelim, ne edersek edelim, ölüm de
bizimle…
Bir yer var ki, bu dünyada sadece orada teselli buluyor
ruhumuz: Camilerde, namazlarda, kabristanlarda…
Birbirimize pek açmadığımız yaramız, oturup da
merdane konuşamadığımız ölüm korkusu oralarda şifa
buluyor. Unuttuğumuzu oralarda hatırlıyoruz. Eve dönünce
insan nasıl mutlu oluyorsa, ruhun vatanıdır camiler,
mescitler. Orada teselli buluyoruz, orada nefes
alıyor ruhumuz.
Sessiz sakin bir beldede, beş yüz yıllık bir camideydim
birkaç gün evvel… Caminin hangi penceresinden
baksam, sarıklı, fesli mezar taşları… İşte hayat, işte
ölüm… Bir yanda biz, bir yanda onlar… Belki de az
sonra biz o yanda, onların yanında olacağız. Aynı yerde
oturup namaz kılan bir başka kişi, yine benim gibi
bunları düşünecek belki. Aramızda ne duvar var, ne de
başka bir şey… İşte bu kadar yakın ölüm denilen şey…

Âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,
O kadar komşu ki dünyâya duvar yok arada,
— Yahya Kemâl Beyatlı

Düşünmeden, sormadan edemiyor insan: Ne olacak
hâlimiz? Böyle yerlerde, sessiz sakin mekânlarda, nefis
de uysallaşıyor, söz tutuyor, emir dinliyor. O dahi kaçacak
bir yer bulamıyor bu hakikati kabullenmekten başka.
O kadar önemli ki şu zamanda, bunu küçük görmeyelim.
Ölüm hakikatini hayatımızın içine almakla kalmayıp,
ona karşı hazırlıklı olmak da büyük bir nimet.
Kıyısından köşesinden bir yerinden tutunduğumuz
hayat, eninde sonunda oraya akıyor. Hayat ölümle anlam
kazanıyor. Ölümü hayatın içinden çıkardığımızda
olanlar oluyor. O zaman dünya da yetmiyor bize, hiçbir
şey kesmiyor. Tam bir canavar oluyor insan, yarım değil,
tam bir canavar…

İnsan kuzu, insan çiyan, insan canavar
Bilmez ki içinde bir nefeslik canı var
— Ârif Nihat Asya

Şükür ki iman var. Şükür ki namaz var, camiler var.
Ölümü hatırlatan salâ sesleri, mezar taşları, vefat edenler
var şükür ki…
Mezar taşlarının bile, ölümü, hesap gününü ve ebediyeti
hatırlatıcı olması ne kadar büyük bir rahmet eseri…
•••
Üşengeçlik yaşayan nefsim bile bu sakin yerde namazdan
başka bir şey düşünmez oldu, beş vakti gözler
oldu. Gerçek şu ki, ruhum orada nefes alıyordu.
Ölüm o aç gözlü yanımızı doyuruyor, tok ediyor. Yüzümüze
gözümüze toprakların dolacağı günü hatırlatıyor:
“Oraya gireceksiniz bir gün. Bu mukadder. Kaçış yok!”
Yokuş aşağı akan sular ırmakla, yaprak toprakla buluştuğu
gibi, şu bedenimiz de toprakla buluşacak bir
gün.
Hırsın, lüzumsuz telaşın ve açgözlülüğün hayatımızdan
neler alıp götürdüğünü burada çok daha iyi anladım.
Zaman durmuştu âdeta… Saate bakmaya bile gerek
yoktu. Vakti hatırlatan bir tek şey vardı: O da ezan
sesleri…
Bu dünyada gerçekten yapacak işi olana, bu kadarı
bile yeter.
Bediüzzaman Hazretleri her bir namaz vaktinin
mühim bir inkılâb başı olduğunu söylüyor.
“Evet, herbir namazın vakti, mühim bir inkılâb başı
olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhînin aynası ve o tasarruf
içinde ihsanât-ı külliye-i İlâhiyenin birer ma’kesi
olduğundan, Kadîr-i Zülcelâle o vakitlerde daha ziyâde
tesbih ve tâzim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında
toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek
olan namaza emredilmiştir.” (Bediüzzaman, Sözler,44)
•••
Gaflet ararsanız, her yerde bulursunuz. Burada da
belki alışırsınız bir müddet sonra. Ölümü, bu kadar
yakınken, burada da hayatın dışına çıkarabilirsiniz. O
sizin elinizde. Hayat Allah’ın bize en güzel bir nimeti.
Bunu nefsime hatırlatmak için defaatle tekrar ediyorum.
Anlasın ve uyansın diye…
Nefsin kulağı sağır.
Ağır işitir, ağır…
Gerçekleri duymaz ve görmek istemez.
Kur’an’da pek çok kez tekrar eden âyetlerin hikmeti
de bu olsa gerek. Risalelerde de bazı bahisler tekrar edilir.
Bu da bir ihtiyaçtan ileri gelir. Hava gibi, su gibi…
Her nimete belli bir zaman diliminde ihtiyaç duyar insanoğlu.
•••
Ölümü hatırlamaya kalkınca bir problem yaşıyoruz
nefsimizle aramızda.
Hemen yapılacak işlere uzanıyor. Birkaç sene sonrasına
nazarları çeviriyor. Kaçak güreşçi gibi bir türlü
mindere gelmiyor. Duygularımız da nefsin peşine takılınca,
olanlar oluyor. Ertelenen bir hayat; hayata da
ölüme de yakın olamıyor. Ara yerde kıvranıp duruyor
işte insan… Bizim eski kümesteki tavukların hâli gibi…
Kümesin içinde güvende olup yerde durmak varken, dışarıda
orda burda tek ayak üstünde geceyi geçiriyorlar.
Ne zevk alıyorlarsa…
Eğer Kur’an’dan öğrendiğimiz Rabbimizin âyetleri
ve o âyetlerden dersler veren Risalelerden devâlar erişmezse,
hâlimiz harap. Kalabalıklar bir anda yalnızlar
ordusuna dönüşüyor. Şehir, şehir olmaktan çıkıyor,
ölüler beldesi hâline dönüşüyor birden. Bu gelgitler her
gün yaşanıyor içimizde. Görmemek olmaz. Çareyi arayıp
bulmamak hiç olmaz. Kabristan ziyaretleri gözünü
açıyor insanın. Düşünmeye, zikre ve ibadete ne kadar
çok ihtiyaç var. Böyle anlarda bunu daha iyi anlıyoruz.
Hani namazını kılıp herkes çıkıp gitse de, biraz baş
başa kalsam diyorum şurda nefsimle. Üstüme kilitleseler
de şu camiyi, unutsalar beni şuracıkta… Biraz olsun
nefsimle baş başa kalayım. Şu ölüm hakikatini hakkalyakin
ona da kabul ettireyim ne olur…
İhtiyaçtan çıkmış, hastalık hâline gelmiş artık; telefonlara
bakmamak olmuyor. Herkesle meşgul olurken,
kendi çocuğunu unutan bir annenin hâli gibi bu. Kendine
ait bir yanını unutuveriyor insan. İşte o unuttuğumuz
yanımızla burada beraber olmak, o büyük gerçeğin
burada farkına varmak istiyorum.
•••
Kabre vardığımız gece hâlimiz nice olacak? Lafını
bile etmek kolay değil şimdilerde bunun.
Ne zaman olacak bilmem ki… Ölen, zaten ölmüş. Yaşayan
da bunu düşünmüyorsa, o da zaten ölmüş demek.
Allah aşkına, kimin için ölüm? Bizim için değil mi?
Uyanmak için sabahı beklemeye gerek yok. Gecenin
bir vakti de olsa, şuur lambasını yakıp ellerimizi, gönüllerimizi
açıp duaya durmak ve Rabbimizden bir uyanış
istemek gerek…
Ölüm hayat kadar karşımızda, hayat da ölüm kadar…
İstesen de gideceksin, istemesen de gideceksin.
Elleri kelepçeli gitmek yerine, ölümün yüzüne erkekçesine
gülmek gerek. Ölümün hayattan ne istediğini bilmek
gerek.
Yıllar önce sormuştum merhum Mehmed Kırkıncı
Hoca’ya:
“Hz. Üstad; “Ölümün, elbette hayattan ziyade bir istediği
var’ sözüyle ne anlatmak istiyor?” diye.
O da şu cevabı vermişti:
“Ölüm hayattan mal, makam, servet istemiyor. Ölümün
kollarına ne atsan, bunların hepsini fırlatıp geri
atar. Ölüm, hayattan daha fazla bir şey istiyor. O fazladan
istediği şey ise imandır, hayatın ışığı ve nurudur.”
Hayatın içinde de, başında da, sonunda da o gerek.
•••
İnsan lisede, üniversite için bulunur; üniversitedeki
tahsilinin gayesi ise, üniversite ötesi içindir. Dünyada
da dünya için değil, âhiret için vardır insan. Ölümle geçecektir
buradan oraya.
Bilmiyorum ne olacak hâlimiz kabre vardığımız
gece… Bilmiyorum ama korkuyorum. Rabbim imanla
göçmeyi nasip eylesin inşallah. Gündemimize alacağımız
yegâne şey budur; gerisi boştur.
Şimdi oturduğum ve bu yazıyı yazdığım yerden ne
kadar eminsem, âhirette de bir yerim olduğuna da o kadar
eminim. Ama bunu nefse kabul ettirmek de kolay
değil.
Ölüm hayatın içinden itinayla çıkarılıyor büyük şehirlerde.
Kimi bilerek, kimi bilmeyerek yapıyor bunu.
Hayatın içi ölümden boşaltılıyor. Şimdi küçük yerler
de buna dâhil oldu ya… Her yer birbirine benzemeye
başladı. Ölümün içinden çekildiği hayat, hayat olmuyor,
azap oluyor, azap… Ölüm hayatla güzel, hayat ölümle
güzel.
İnsana yaraşan bu dünyada fani olduğunu bilmektir.
Bekâya giden yol, ebediyete varan yol, buradan geçiyor.
Allah Bâki, insan fâni… Bunu hissedince insan yaklaşıyor
Rabbine bir adım daha, bir adım daha… Az şey
midir ölümden korktuğu için sığınılacak bir liman araması
insanın ve Rabbine doğru koşması, onun rahmetine
sığınması az şey midir? Allah’a sığınmayan, nereye
sığınacak? Dünyaya sığmayan, bir gün kabre sığacak.
Sığınmalı, kaçmalı insan Rabbine doğru. Ancak kalbi
böyle emin olup böyle rahat ve huzur bulacak…
•••
Ya Rab n’ola hâlim, kabre vardığım gece
Eyi olmazsa amelim, kabre vardığım gece

Ya Rabbena yandırma, günahlara bandırma
Çırağım söğündürme, kabre vardığım gece

Ya Rabbena hayr eyle, Muhammed’e yar eyle
Kabrimizi nur eyle, kabre vardığım gece

Ya Rabbena tuş eyle, imanı yoldaş eyle
Muhammed’e eş eyle, kabre vardığım gece

Ya Rabbena şaşırtma, yüzüm üzre düşürtme
Zebaniler üşürme, kabre vardığım gece

Ya Rabbena eşimden, eşimden yoldaşımdan
Aklı alma başımdan, kabre vardığım gece

Derviş Yunus’un sözü, kan ağlar iki gözü
Mahrum eyleme bizi, kabre vardığım gece
— Yûnus Emre

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1245 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.