İnancı olanın yolu kaybolmaz

“Gerçekten Allah’a yakın olan insan güneş gibidir.
Baktığı her yerde aydınlık görür. Noksan insan da gece gibidir.
Baktığı her yerde karanlık görür.”
— Cüneyd-i Bağdadî

SAKINILAN göze çöp batar. En çok neden korkar
ve kaçarsa insan, ne hikmetse başına o gelir. Ondan
sınav olur. Neyi seversek sevelim, neyi korumaya
kalkarsak kalkalım tek başına tedbir yetmez; onu
Allah’a emanet etmedikçe çıkış yolu bulamayız. Acılarımızı
susturamayız…
Bu hayatı bir daha asla yaşayamayacaksınız. Bir
daha isteseniz de olmayacak, bulamayacaksınız. En iyi
şeyler aslında hep en yakınımızdadır. Boşuna aramayın
sağda solda. Öyle yakındır onlar…
Soluduğumuz havada; gözümüzün önündeki ışıktadır.
Belki bir dalda şakıyan kuştadır. Kalabalıkların
içinde kaybolanlar bu davetkâr nimetleri göremezler. Bu
sesleri duyamazlar.
Bırakın uzakları, yürüdüğümüz hayat yolunun önündedir
her nimet. “İşte hayat böyledir. Hayatın lezzetini
ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız,
ferâizle (farzlarla) zinetlendiriniz. Ve günahlardan
çekinmekle muhafaza ediniz.” (Sözler, 134)
Küçük şeylerin tadını çıkaramayan bir gün geriye
dönüp baktığında, pek fazla önemsemediği şeylerin aslında
hepsinin büyük şeyler olduğunu anlar ama, geçmiştir
o günler artık. Eteklerinde güneş rengi bir yığın
yaprak ve insan semaya doğru ağlayarak bakar… Pişmanlık
kapıdadır anlar. Şimdiyi yaşanır kılmaktan başka
çaresi yoktur anlar.
Senden başka hiçbir şey, bizi kendimize götürmüyor
Allah’ım. Bir gönül adamının, çarşı ve sokaklarda yankılanan:
“Allah de, boş durma!” sözünden daha gerçek bir şey
yok gözümde. Yeter ki, bir dil ihlâsla Seni söylesin, bir
ses Seni ansın, salâda, ezanda ya da sonrası bir duada,
fark etmez. Her çağrıda isminin büyüklüğüdür yankılanan
ve içimdeki o masum çocuğu uyandıran. Sadece Senin
o güzel adındır Allah’ım. Hata, günah, her ne kadar
biz kullarına yakışmasa da, af ve mağfiret Sana yaraşır
ve Senin şanındandır Allah’ım.
Kur’ân’da, “Eğer yaptıklarına bir son verirlerse, şüphe
yok ki Allah (cc) tarifsiz bağışlayıcıdır, eşsiz merhamet
kaynağıdır” (Bakara Suresi, 192) buyurduğuna göre,
şefkatli ve Yüce Rabbim, pişmanlık kapısını hep bizim
için açık tutuyorsun. Suçlu ve günahkâr biz kullarını
hep tövbeye özendiriyorsun. Hayata yeniden başlamaya
çağırıyorsun. Ne mutlu dâvetinin eriştiği o bahtiyar kullarına.
Bizi de bu rahmetinden uzak tutma Allah’ım.
Yâ Rabbi! Ölüm anı gelip çatmadan, gönlümüzü şu
oyundan soğut da bu ibretsiz seyirden ve hikmetsiz
seyrandan vazgeçelim. Takılmayalım şu dünyanın boş
işlerine. Apaçık düşmanımız olan şeytanın adımlarını
izlemeyelim. Gerçeğine yönelelim. Bu tuzakları görelim,
fark edelim İnşallah.
Bulutların, kuşların ve sararıp solan güneşlerin,
onların peşi sıra sürüklenen düşlerin ve akşamüstleri
okunan o mübarek Yasinlerin, duâların hürmetine, ruhumuzu
ve kalbimizi sana yönlendir. Sende ve Senin
kudsî esmanda bulduğumuz kadar kendimizi, hiçbir
yerde, hiçbir şeyde bulamıyoruz. Tatmin olamıyoruz.
Giden gitsin, geçen geçsin, Sen varsın ve Allah’ım Sen
bize yetersin.
•••
En iyi şeyler en yakınımızda… Bir şansınız daha
yoktur; konuşurken, bakarken, kayar gider nimetler bir
bir elimizden…
Ne zaman ki, şu dünyada geçireceğimiz sürenin sınırlı
olduğunu ve bunun da ne zaman dolacağını asla
bilemeyeceğimizi kavradığımız gün, işte o gün ve o zaman
hayat gözümüz dört açılmış demektir.
Her günümüzü sahip olduğumuz tek günmüş gibi
dolu dolu, dopdolu yaşamayı ancak o zaman öğreniriz.
Aslında her zaman bir fırsat ve bir imkân hep vardır.
Çünkü Allah’ın (cc) rahmeti sonsuzdur ve sınırsızdır.
Rüzgârın yönünü değiştiremediğimiz zamanda bile,
yelkenlerimizin yönünü rüzgâra göre ayarlayabiliriz.
İnsan başıboş değildir. Allah (cc) kendini arayanlarla
beraberdir. Sevgimizi katmadan yaşadığımız her an,
enerjimizi lâyıkıyla kullanmadan bencilce yaşadığımız
bir andır. Yok başka bir gün, yok başka bir bahar. Belki
de bu bahar, son bahardır. Öyleyse kadrini bilmeliyiz
geçen dakikaların…
Bugünü yaşamayı yarına erteleyenler, hayatla acı
bir oyun oynuyorlar. Oysa hayatın her günü güzeldir.
Allah’ımızın bize en güzel ve en şirin bir armağanıdır.
Bakmayın kısalığına siz onun, o kısacık hayat ile ebedî
bir hayatı kazanmak için burdayız. Rabbim, içimizdeki
o cevheri, o kabiliyeti, yolunda kullanan kullarından
eylesin.
Bu kısacık ömrün ne faydası var diye merak edenlere,
Bediüzzaman cevap veriyor:
“Başkalarının dünyası gibi çabuk yıkılır, bozulur,
benim de hususî bir dünyam var. ‘Bu hususî dünyam,
bu kısacık ömrümle ne faydası var?’ diye düşündüm.
Nur-u Kur’ân ile gördüm ki:
Hem benim, hem herkes için, şu dünya muvakkat
bir ticaretgâh; ve hergün dolar, boşalır bir misafirhane;
ve gelen geçenlerin alış verişi için yol üstünde kurulmuş
bir pazar; ve Nakkaş-ı Ezelînin teceddüd eden, hikmetle
yazar bozar bir defteri ve her bahar, bir yaldızlı mektubu
ve herbir yaz bir manzum kasidesi; ve o Sâni-i Zülcelâlin
cilve-i esmâsını tazelendiren, gösteren aynaları;
ve âhiretin fidanlık bir bahçesi; ve rahmet-i İlâhiyenin
bir çiçekdanlığı; ve âlem-i bekâda gösterilecek olan levhaları
yetiştirmeye mahsus muvakkat bir tezgâhı mahiyetinde
gördüm. Bu dünyayı bu sûrette yaratan Hâlık-ı
Zülcelâle yüz bin şükrettim.” (Lem’alar, 233)
•••
Mısır yapımı mistik filmden bir sahne. Küçük kız çocuğu
çöldeki yolculukları sırasında dedesine soruyor:
“Dede, bu uçsuz bucaksız çölde kaybolmaktan korkmuyor
musun?”
“Hayır” diyor ihtiyar, hikmetli bir cümle ile sözünü
bağlıyor: “İnancı olanın yolu kaybolmaz.”
Niye kaybolsun ki, hem yolculuk O’nun için ve O’na
doğru oldukça, o yolda başına ne gelirse gelsin insanın
pek fark etmez. Çünkü kulun gücünün bittiği yerde,
Allah’ın yardımı başlar.
Hayat gölünün ortasında bir damladır insan. Göle
düşen damla göl olur. Çöle düşen damla ise, toz olur.
Buharlaşır, çöl olur.
İşte size bir damla iken göle karışan ve göl olan bir
sahabenin öyküsü:
“Yunus bin Bükeyr şu hadiseyi nakleder:
Ulbe b. Zeyd (ra) bir gece dışarı çıktı ve bir süre namaz
kıldıktan sonra ağlayarak:
“Allah’ım! Cihadı emrettin, bizi cihada teşvik ettin
ama ne savaşa gidebileceğim, ne de Resûlüne beni savaşa
götürebileceği imkânlar verdin. Ben de, malıma,
canıma, şeref ve haysiyetime tecavüz eden bütün Müslümanları
affediyorum” dedi.
Sabahleyin ashabın arasında otururken Rasulullah:
“Bu gece herkesi affeden nerede?” diye sordu. Hiç
kimse kalkmadı. Rasulullah tekrar:
“Bu gece herkesi affeden nerede? Ayağa kalksın”
buyurdu.
Ulbe kalktı, Rasulullah’ın (asm) yanına gitti ve olup
biteni anlattı.
Bunun üzerine Rasulullah (asm) ona:
“Seni müjdelerim. Kudret ve iradesiyle yaşadığım
Allah’a yemin ederim, bu yaptığın bağış, makbul olan
zekâtlar arasına kaydedilmiştir” buyurdu. (Bidaye, 5/5;
İsabe, 2/500; İbn-i İshak.)
•••
Evet, derler ki, himmeti ve gayreti yüce, hayırsever
insanlar üç sınıfa ayrılır: Çakmak taşı, sünger ve arı kovanı
olmak üzere.
Çakmak taşından bir şey alabilmek için ona çekiçle
vurmak gerekir. Ve alabildiğiniz ancak çakmak taşı ve
kıvılcımdır.
Süngerden bir şey alabilmek içinse onu sıkmak gerekir.
Ne kadar çok sıkarsanız o kadar çok şey alırsınız.
Ancak arı kovanının balı ve tadı ise dışarı taşar. İşte
mübarek sahabelerin fedakârlığı bu nev’îden olup, çağları
aşar bize de ulaşır. Rabbim şefaatlerine nâil eylesin…
Hz. Peygamberimize (asm) sonsuza kadar salâtü
selâm; Rabbimize de sonsuza kadar hamd-ü senalar
olsun.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(1021 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.