Hiçbir sevinç diğerine benzemez

Seni seven, kötü işlerden seni sakındırır.
— Hazreti Hüseyin (ra)

HİÇBİR KEDER benzemez..
Gelip geçici basit neşeler de…
Söz konusu insansa, onun yaşadıklarıysa eğer…
Her şey böyledir. Her şey bir defadır. Biriciktir.
Sadece ona hastır. İşte insan bunun için özeldir.
Kâinatın gözbebeğidir.
Kusurunu affettirmek için ne yaparsa yapsın, yeter
ki bu içten olsun; yaptığı tevbe kabul görür, affedilir.
•••
Susuzluktan kavrulan ülkeler var. Doğrudur.
Halbuki bugün dünyanın en ıssız yanı, en çorak ülkesi,
kendi ruhumuzdur. İnsan ruhu susuzluktan ölüyor.
Sevgisizlik, meraksızlık, ilgisizlik de cabası. Yoksulluk
her insanın içinde. Yangın yüreğimizde.
İnsan, ilgi ve sevgiye susuz, şefkate açtır.
İnsan ki, Allah’a su ve hava kadar muhtaçtır.
•••
Geçen gün bir arkadaşla konuşurken çocukluğumuzun
masal tadındaki günlerini tekrar yaşadım anlattıklarında.
“Küçükken” dedi, “Rabbime dua ettim. Denizlerin,
göllerin tamamen kola olması için. Sonra, ‘Nasıl yıkanacağım?’
dedim. Vıcık vıcık olacak her tarafım. Köpük
köpük olacak.’ diye bu isteğimden vazgeçtim. Sonra ayran
olsun diye dua edeyim dedim. Düşündüm, ondan da
vazgeçtim. En iyisi, bu hâliyle kalmalıydı.”
Olanın mevcutlar içinde en iyisi olduğunu anlamak
için, aksini düşünmek yeterli bazen. Bizim arkadaş da
maaşallah, bunu daha küçük yaşlarda denemiş.
Çocukluğumuzdan kalma böyle nice unutulmaz anılarımız
vardır. Kurtulmak istemeyiz onlardan. Onlar
bizden ayrı yaşamaz. “At, hızlı koşar ama kendi kuyruğundan
kaçamaz.”
“Bu ders bana yeter. Haydi eyvallah…” deyip, arkadaşıma
teşekkür edip oradan ayrıldım.
•••
Yolda beni bir sürpriz bekliyordu. Daha düne kadar
yemyeşil olan yaprakları son günlerde sararmaya başlayan
erik ağacımın kesileceğini duydum. Telaşlandım
birden. “Yapmayın” dedim. “Bu ağacın dallarında kuşlar
var. Evdir, barınaktır birçok kuşa, kumruya, kargaya
ve dahi kediye.” İnanmazsınız ama bir gün en uç dalların
üstünde pusuya yatmış gördüm onu. Eee, herkes
rızık peşinde. Türlü diller döktüm. Sonunda duam kabul
oldu. Çok şükür ağacımızı kesilmekten kurtardık.
•••
“Yapraklarına ne oldu? Söyle yeşil saçların nerdeler?”
diye konuştum o gün yine ağacımla.
“Ağacım, güzel ağacım…
Sen her mevsim bir başka güzelsin.
Bugün de öylesin.
Yaprakların, meyvelerin dökülmüş; aldırma!
Senden giden, sana gelir.
Meyveler, yapraklar senden uzağa düşmez.
Toprağa karışır; yine sana gelir.
Sen bu hâlinle de güzelsin.
Sen her mevsim bir başka güzelsin.
Kimin güzelisin bir bilseler, seni kesmeye kıyamaz
hoyrat eller.
Sendeki güzellik hep Ondan.
Güzeller güzelinden.
Bu güzellik, Ondan geliyor güzelim.
Güzelin aynası çirkin olmaz.
Güzelin aynası da güzeldir.
Sendeki güzellik Rabbimdendir.
Onun için güzelsin güzelim.
Böyle bilsin bunu herkes.
Haydi bana eyvallah güzelim…”
•••
İçimde bir sevinç, kat kat kim bilir kaç sevinç…
Hiçbir sevinç diğerine benzemez.
İçimi hiç ama hiç üşütmeyen yağmurlu günde, yaşadığım
bu kaçıncı güzellik?
Yüreğimizin ateşi soğumadıysa eğer, fark edilecek
çok güzellikler var.
Sevelim her güzeli, Ondan bir mektup, Ondan bir
eserdir diyerek.

Allah’a hakikatten yola çıkmak, meşakkat;
Allah’tan yola çıkıp varılan şey, hakikat…
— Necip Fâzıl Kısakürek

Hakikatin hakikatini bize ders veren kâinatın efendisine
salat-u selam olsun.
•••
Bir fikir, meyve gibi olgunlaşmadan yazıya düşmüyor
ve dönüşmüyor. İlhamın vakti gelip kapıyı çalmadan
içerdeki güzellik söz olup dudaktan, cümle olup kalemden
yazıya dökülmüyor.
Kan damarlarda birden donmak üzereyken bir ümit
rüzgârı, bir şevk meltemi esiveriyor içinizden. İnci gibi
hazineler dökülüyor birden dilinizden. Dudaklar kapalıdır
o vakit. Kalbimiz konuşur; biz de dinleriz…
Yazılacak daha nice anılar var. Yolculuğunu tamamlayan
bir misafir gibi peş peşe geliyor hepsi. Kağıda
kırmızı noktalar hâlinde, kalemimin rengiyle kalbimin
rengi birleşip düşüyor bir bir.
Böyle sayısız güzellikler varken ve bunlar yaşanması
gerekirken, günler boşu boşuna geçmemeli.
•••
Bugünlerde kafalar çok karışık. Beyinlerde kül rengi
düşünceler hakim. Fikirler, sisler içindeler. Büyük küçük
fark etmiyor. Nimetin kadri kıymeti bilinmiyor. Şükür
tutulması yaşıyoruz. Her şey bize normal geliyorsa
eğer, hayatımızda bir şeyler anormal gidiyor demektir.
Ondan bu içimizdeki bu dalgalı deniz.
Kabarmalar, kalkışmalar ondan her yerde. Taşmalar,
coşmalar ondan belki de.
Sularda balık yok.
Timsah dolaşıyor artık.
Canavarlar diyarına dönüyor dünyamız.
Tekin değil dört bir yanımız.
“Dur” diyecek biri çıkana kadar bu hâl sürecek.
•••
Sanki bir maskeli balodayız.
Gerçek yüzü saklı insanların. Günlük hayat sıradan
ve önemsiz sanki. Günler öylesine birbirinin aynı ki,
hayatımızdan bahsetmeye bile değmez. Yüzümüz kızarmadan
anlatmak zor, gerçekten zor.
İnsanı hayata çağıran, hayatta tutan, besleyici, doyurucu
meraklar kalmadı artık.
Konular bitti. Diziler, filmler birbirinin aynı. Oynanan
roller hepten öyle. Rüya içinde rüya, kaç katlı sahte
bir dünya… Riya içinde riya… Hakikatten nasibini almış,
bir tek kare yok bunlarda.
Nerede o güzel günlerimiz? Nerede o güzel sevinçlerimiz?
Sevinçlerimiz ki, kar tanesi kadar beyaz ve temizdi.
Hiçbiri diğerine benzemezdi. Her şey hızla değişiyor.
Şaşkınlık kol geziyor. Köyler şehirleşiyor. Toprak
azalıyor. Toprak kokusu kalmadı… Yağmur sonrası o
mis gibi kokan toprak kokusu neredeyse yok artık…
Her yer birbirine benzemeye başladı. Üzülüyorum.
Yemyeşil tarlaların yanından geçerken, “Kaç günü kaldı
acaba buraların? Bu tazeliği, bu yeşilliği taşıyan şu tarlaların
kaç günü kaldı acaba? Hangi şiddetli hırs, buralara
kadar uzanacak ve her yanı betonla dolduracak?”
diye korkuyorum, üzülüyorum.
Önünden her geçtiğimde ve hâlâ yeşil gördüğümde
“Çok şükür, bu seneyi de kurtardık.” diye seviniyorum.
•••
Homeros’un ifadesine göre zeytin ağacı Yunanistan’da
on bin yıldır varmış.
Bir gün ege kıyılarını gezerken yorulup gölgesine
oturan Homeros’a:
“Herkese aitim ve kimsenin değilim. Sen gelmeden
önce yine buradaydım. Sen gittikten sonra da yine burada
olacağım.” sözlerini fısıldar zeytin ağacı.
•••
Et tırnaktan ayrılmaz. Etle tırnak arasına girilmez,
doğru. Etle tırnak nasılsa, biz de toprakla, ağaçla öyleydik.
Ne oldu şimdi? Ne oldu o güzelim beraberliğimize?
Yadırganıyor bir ağacı sevmemiz, hatta onu korumamız
bile…
Kıymaya başladık dilim dilim. Parsel parsel kıymaya
başladık canım topraklara. Yer mi yok? Çok… Kıyım,
en yakınından başlar. Kolaydır çünkü. Sonra ormanlara
dalar.
•••
Kesilecek bir ağacın yasını tutan, bir biz mi kaldık
bu dünyada?
Oysa bir ağacı kurtarmaya sevdalı bir yürek, bir insanı
da kurtarmaya çalışabilir. Şimdi olanlar, yarın olacakların
işaretini de taşıyor.
Ağaçlarla, kuşlarla konuşmadan insanlarla konuşmak
zor.
İnsanlar arasında ruhî bir birlik var. Yaratan kurmuş
bu bağı. Hepimizi, insanlık ailesinin tüm fertlerini
görünmez ve kopmayan bağlarla birbirine bağlanmış
Rabbimiz.. Bir tele dokununca, her tel titriyor. Bir yere
değince hepsi birden üzülüyor.
Ya da biri neşelenince, herkesin yüzü birden gülüyor.
•••
O çağrı nerdeyse geri gelsin. Gelsin ve dönsün artık
bütün ihtişamıyla.
Sevgili ağaçlarım…
Ağaçlar insanların kardeşleri, Mü’min kardeşleridir.
Kâinat kardeşiyiz. Birbirimizin harcıyız, tuğlasıyız. Bir
büyük ailenin parçasıyız.
Ne olur, bizi ayırmayın, ayrılmayalım. Ne olur, tutuşsun
yine onu en yüce değerler için yüreğimiz. Sevgiyle
hop hop etsin ve atsın kalbimiz. Derdini anlatsın bize.
İçini bir bir döksün.
Bir ağaç dile gelip seslensin:
“Sizler ne şeker insanlardınız. Bize bakıp sevinçler
içinde yüzerdiniz. Ey insanlar, yokluk, fakirlik, sıkıntı,
dert, keder, ne olursa olsun, vız gelirdi size. Şimdi her
şeyi unuttunuz. Bizi de… Ama bilin ki, biz gidersek,
kuşlar da gidecek, bulutlar da… Meyveler, sular da…
Ona göre… Biz gittik mi, çok şeyler gidecek dünyadan.
Biz size Rabbinizi, yaradanı hatırlatan ayetleriz.
Allah’tan size gönderilen mektuplarız. Kopmayalım
birbirimizden. Bizler sizin ruhunuzun eviyiz. Bizler hep
beraber kâinat kardeşleriyiz.”
•••
Dost, dostun eğerlenmiş atıdır.
Haydi kaçalım hep beraber, bir atın terkisinde kaçalım.
Sayı önemli değil. Taşır bu küheylan hepimizi,
taşır. Bu yaşlı kıta, bu yaşlı ana taşır hepimizi. Burası,
hepimize yeter.
Başka bir diyara kaçalım dedim amma başka diyar
da yok ki… Ne yapacağız o zaman?
Bir kâbustan uyanacağız. Başka çare var mı? Ya
cehennemî azaplar içinde uyuyacağız ya da uyanacağız,
sahip çıkacağız yaşadığımız mekânlara, topraklara,
ağaçlara. Yeni bir dünya kuracağız. Tek satırlık, biricik
kanunu olan, değişmeyen tek maddesi olan, bir tek onu
kabul edeceğiz. Bu dünya Allah’ın dünyası ise ve biz de
misafiri isek, o cümleyi bulmalıyız. Neredeyse, kimdeyse
getirsin hemen. Aslında nerede olduğu belli. Vakit
dar. Vakit bitti gidiyor…
•••
Sevincimizi paylaşmak için çoğaltalım. Verildikçe artar,
paylaştıkça çoğalır bizim sevincimiz.
Biz, bir elde beş parmak gibiyiz. Beş parmağın hangisini
kessen, aynı acıyı duyar, hissederiz.
Biz biriz. Hepimizle hep beraberiz.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1217 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.