Her insanın ölümü, kendi kıyametidir

Gençliğinde kaçırmış olduğun güzellikleri
yaşlandığında bari elde etmeye çalış.
— Hazreti Ali (kv)

İNSANIN NEFSİ kendinden uzak işlerle ilgilenmekten
hoşlanır…
Yeter ki içine dönmesin, bir an kendine çevrilmesin
bakışlar.
Dışarılarda bir yerde dolaşıp dursun nazarlar, yeter.
Ezberinde nice bilgiler vardır insanın, son nefeste
asla işe yaramayacak olan.
Kütüphanelerimiz nice kitapla doludur, okunmayacak
olan.
Dolaplarımız da öyle, ağzına kadar yiyecek ve giyecekle
dolu. Artık her ev böyle. Tıka basa eşyayla dolu
her yer.
Bir gün; ‘Seç hadi hayatın için en gerekli ve olmazsa
olmaz olan şeyleri şunların arasından’ deseler, kucaklayıp
götüreceğimiz ne kadar az şey vardır dünyada. O
zaman anlarız.
Hastaneye bir sedye içersinde getirilen insanların
hâliyle, tahta bir tabut içinde âhirete gönderdiklerimizin
hâli ne de çok benziyor birbirine. Hiçbirisi yanında bir
şey götüremiyor. Kefen mi dediniz? O da mezardan öteye
geçemiyor. Vefat edene ihtiram ve yakınlarının gözüne
bir sürme sadece. Geldiğimiz gibi gidiyoruz, çırılçıplak.
Tek hayırlı yanımız sadece ibadet ve sevaplarımız.
•••
Hayat çıplak. Hakikat de çıplak.
Aslında her şey yalın ve gerçek.
Sonradan katbekat örtüler seriliyor üstüne. Donmuş
gibi gözüküyor sanki, buzlu yüzeyin üstü. Ama sessiz
sedasız alttan akıp gidiyor sular. Hayatın gafletle kapanan
yüzeyi de böyle. Geçmiyor zannediyoruz, oysa
öyle hızlı akıp gidiyor ki, ne olup ne bittiği buzun üstü
kırılmadan, çatlamadan anlaşılmıyor.
Bir çiçek inliyor bahçede. Çalıların arasında kalmış
bir çiçek. Bir kelebek bekliyor üzerine konsun diye. Duası
kabul buluyor. Üç beş günlük ömrü boyunca o çiçek,
bir kelebeği bekliyor ya da arıları, böcekleri. İhtiyacı
olanın kendisinden alması gerekeni bekliyor.
Bir kalp, darmadağınık fikirler ortasında, o da bekliyor
arısını, kelebeğini.
Kendisinden hayatın özünü sağacak olan muhatabını
bekliyor ve titriyor korkuyla. ‘Ya aniden, işe yaramadan
biterse hayatım?’ diye. Boş yere gitmek de var…
Çiçek olup rengârenk açmak, yaşamak varken, ot çöp
olup kuruyup gitmek niye? Düşünüyor insan da o çiçek
gibi. Lüzumsuz işlerin içinde boğulup gitmek de var…
•••
Dikkat etmeli insan.
Akan sular akmayabilir, yanan lambalar yanmayabilir,
telefonun şarjı bitebilir. Her şey bitebilir bir anda.
Hiçbir şeyin garantisi yok hayatta. Hayatla da ölümle de
oyun olmaz. Evet, dikkat etmeli hayata. Kırılabilir, her
an solabilir, sönebilir. Hiç beklenmedik bir anda verilen
geri alınabilir…
Düşünüyor insan. Kalbi kendine getiriyor, öleceği
günü ve ölümünü düşünmek. Her kim kalpten, o en derin
yerinden ölümü düşünse, hayatın tüm taşları yerine
oturur birden; ne eksik, ne fazla, her şey yerini bulur.
•••
Sahabeden biri, ev inşa etmektedir.
Hz. Peygamber (asm) de oradan geçer ve der ki:
“Dikkat edin, ölüm size yapmakta olduğunuz bu evden
daha yakındır.” Yani siz bu evi bitirmeden, ölüm
sizin dünyadaki görevinizi bitirebilir. Sahabe mesajı almıştır
çünkü duyguları açıktır.
Nasıl bir mesaj veriyordu Hz. Peygamberimiz (asm)?
“İşinizi terk edin, istirahate çekilin, bırakın.” demiyor
elbette. Ancak “Hayatın en acil ihtiyacını karşılarken
bile sakın ölümü unutmayın. Eliniz işle meşgulken,
zihniniz, fikriniz, hayaliniz ölümü düşünsün.”
Duyguları açık olan sahabe efendilerimiz verilen
mesajı hemen alıyorlardı. Biz de bu hatırayı duyduğumuzda
mesajı alabiliyorsak ve şöyle bir an için olsun
durulup, üstümüzden başımızdan dünyanın tozlarını
silkebiliyorsak o mesaj bize de ulaşmış, yerini bulmuş
demektir.
İşinize renk, hayatınıza ahenk gelsin istiyorsanız,
ölümü gözden uzak tutmayınız.
Seyahat edenlerin bir kulağı hep rehberdedir.
Onun haydi arabalara sesindedir.
Biz de yolcuyuz.
Uzakta zannettiğimiz ebedî diyara davet, her an bize
de ulaşabilir.
•••
Ne kadar zorlu bir görevdir insanları hiç bilmedikleri
tehlikelere karşı uyarmak.
Şuradan bir düşman gelecek; şurda bir ateş var; şurda
bir uçurum… Şurda şurda şurda sizi bekleyen çok
önemli tehlikeler var diye uyarmak ve onların gözünü
açıp uyandırmak ne kadar güç bir iştir. Kolay bir görev
değildir bu. Hele de anlamak ve duymak istemeyenleri
uyarmak ve uyandırmak çok daha güçtür. En tehlikelisi
ise ölüme, kabre ve kıyamete karşı duyguları keskinleştirmek
ve onları açıp uyandırmak, kolay değildir.
Hoşlanır insan kendisiyle ilgili işleri düşünmekten
uzak yaşamaya.
Otuzuna kırkına geldiyse, bir kırk senesi daha var
zanneder. Alın size çarşaf çarşaf hayat bulmacası. Doldurun
bakalım sağdan soldan kareleri. Yazdığınız bütün
kareler, yazdığınız bütün cümleler nereye çıkacak?
Ölüme ve kıyamete. Başka nereye çıkabilir ki?
Ne yazarsanız yazın, hangi yerden başlarsanız başlayın,
hayat yolu sonunda ya kabre, ya da kıyamete
çıkar. Oraya gelir dayanır. Hayat yolu sanıldığı kadar
uzun değil kısadır.
On sene ya da bir sene ömrü kalmış bir insana ne
derseniz deyin, o gün gelip çatmadan âhiret kapısı iyiden
iyiye aralanmadan, son nefesini yaşamadan, o anın
içine girmeden, gerçekten ama gerçekten duygularının
uyanması çok zor. Acayip bir hâl işte…
İnsan kendini tanımaktan ve anlamaktan bu kadar
uzak işte…
•••
Sorular gemisi her yanımız.
Küçük bir havuzda değil, kocaman bir okyanustayız.
Güvenli bölge göremediğimiz bir yerde ama çok uzakta
değil. Sığınmamakta direnmek ve sonunda fecî bir
akîbete uğramak elimizde. Güvenli bir ada varken sahte
ışıkların el edip, göz edip çağırdığı tehlikeli sahillere sürüklenmek
niye? Bir ömür direniyoruz, bahanemiz de
hazır. Bahanemiz de neymiş: Ölüme daha hazır değilmişiz!
Bakın hele… Peki, kıyamete hazır mıyız? Kıyamet de
kâinatın ölümü. “Ne gezer, o da bizden çok uzakta.”
•••
Geçenlerde bir film izleyeyim, bakalım bundan ne
gibi bir ders çıkaracak dedim.
Dünyanın son günlerini anlatan bir yapım. Sahneler
insanı etkileyecek cinsten.
Film dünyanın harap oluşunu, taş taş üstünde kalmayışını,
ayların, güneşlerin ve yıldızların eriyişini, yerin
her şeyi yutuşunu, arzın dümdüz edilişini, dağların
hallaç pamuğu gibi atılışını anlatıyordu. Tamam seyrettik
diyelim; ne kadar sürdü dersiniz üzerimizdeki etkisi?
En fazla bir ya da birkaç gün…
Evet, sürekli aydınlık ve uyanık kalmanın, duyguları
zinde tutmanın insana inanılmaz bir genişlik ve derinlik
sağladığı yanlış değildir. Bunu da yaşamak her zaman
mümkün değil. Sıkışıp katılaşan hayat, akışkan hayata
göre çok daha zor.
Böyledir işte. İnsan öleceğini bile bile yaşar.
Ölümünden çok, kıyametten korkar.
Oysa her insanın ölümü kendi kıyametidir.
Kıyametin dehşetinden korkan, ölümden çekinen bir
insana hayat güzel şeyler söyler.
Ona yarın için ne hazırladığını sorar, uyandırır.
Geçici de olsa, böyle bir faydası var, ibret alınması
gereken yanı oluyor bazı filmlerin.
•••
Kur’an’daki kıyamet sahnelerinin böyle anlarda bir
daha açılıp, tekrar tekrar okunması gerekir. Bunlar, er
ya da geç yaşayacağımız, göreceğimiz sahnelerdir. O
gün inananlar hayretle, inanmayanlar ise dehşetle seyredecekler
olanı biteni.
Rabbim! Ölümün kötü hâllerinden ve hayatın içine
devekuşu gibi başımızı sokup o büyük günü unutmaktan,
duygularımızın diriliğini kaybetmekten, son nefeste
kelime-i şahadeti söyleyememekten ve kabir azabından
bizleri muhafaza eyle!..
Her gün yeni bir fırsattır, hayatın kalan günlerini
mayalamak için, eksiğini ya da gediğini onarmak, yamamak
için bir fırsattır.
Rabbimiz imanı bir imkân olarak sunduğuna göre ve
her günü bizim için özel yarattığına göre kaçırmayalım
bu fırsatı.
Uyanışın baharını biz de duyalım. Çalıların içerisindeki
bir çiçek gibi, bir kelebeğin gelişini biz de bekleyelim.
Her şey görevini eksiksiz yerine getirmeye çalışırken
biz neden geri kalalım?
Onca keşmekeş içinde, kalbi bir çiçek gibi yine de diri
tutmaya var mısınız?
Bir çiçek, diri, dipdiri bir çiçek, ancak bir kelebeği, bir
arıyı kendine çeker.
Bir bahçede yeniden bir dirilişi ve baharı bazen bir
çiçek başlatır. Bir çiçek bunu yapabilir Allah nasip ederse.
O zaman topyekûn bir uyanış, bir diriliş, bazen bir
çiçekle başlayabilir.
Allah’ın rahmetinden ve kudretinden hiçbir şey uzak
değildir. O isterse ve dilerse her şey olabilir. Bir çiçek, bir
baharı başlatabilir. İşte her gün böyle bir çiçektir. Kalbimizdeki
güzellikleri uyandırmaya gelir. Nice kelebekler,
nice arılar gelir. Nice güzellikler… Açın, görün, yaşayın
baharınızı. Bu fırsat belki de bir daha hiç olmayacaktır.
Şükredelim Rabbimize, salât-u selam olsun Sevgili
Peygamberimize (asm). Bu dünyayı Kur’an’la güzelleştiren,
o tertemiz hayatıyla bir çiçek gibi yeryüzünde
açan, asr-ı saadetin baharını başlatan, o ölümsüz baharı
yaşatan ve etrafında nice çiçekler açtıran sahabelere, o
güzel insanlara da selam olsun…
•••
Gerçeklerle yüzleşmek yürek ister. Kaça kaça yorulduk
artık. Sonu yok böyle bir hayatın. Gerçeklerden
kaçmanın hiçbir faydası yok. Bel bağladığımız sahte
sevgilerden ve sevgililerden ne vefa ne de umut yok.
Uma uma, döndük muma. Fânîlerden bir hayır umma.
Kendine hayrı olmayanın bize ne faydası olacak ki? Çevirelim
yüzümüzü şu yüzde yüzlük fânîlerden. Eller ve
ayaklar bağlanıp götürülmeden önce, Allah’ın davetine
icabet edip, adam gibi, insan gibi, mü’min gibi bir yolculuğa
çıkmak varken, hayatı zorlaştırmak ve bir ömür
Allah’tan uzak ve kaçak yaşamak niye? Soralım nefsimize,
sıkıştıralım bir köşeye. Vaktidir uyarmanın ve
uyanmanın. Çünkü hiç kimseye faydası yok, son nefeste
gözleri açık gitmenin.
•••
Ölünce değil, ölmeden önce hayat gözünü açmak gerekir.
Öldükten sonra gözler açık da gitse, kapayan bir el
bulunur onları. Bitmiştir artık dünyada görevimiz. Ruhumuz
gitmiş, işimiz bitmiştir artık. Dünyayı seyreden
pencerelerimiz kapanmıştır artık. Kabir hayatıyla beraber,
yeni bir hayat ve hesabımız da başlamıştır artık.
Evet, her insanın ölümü kendi kıyametidir.
Büyük kıyamet öncesi, ölüm dediğimiz küçük kıyametten
de kaçamaz insan.
Hepimiz ve her her insan, şu sorunun muhatabıdır:
“Ne hazırladık yarına? Ne götüreceğiz yanımızda?”
Soruyu sormak kolay ama cevabı o kadar kolay değil.
Olsun… Yine de biz soruyu bir soralım. Rabbim cevabını
bulmayı da kolaylaştırır bize inşallah.
•••
Hayat, uyumak için değil, uyanmak içindir.
Evet, kıyamet öncesi kıyamet var; o da insanın kendi
ölümüdür.
Ama nedense insan, üstüne vazife olmayan uzak
çok uzak şeylerle uğraşır.
Ölümü değil, kıyameti merak eder. Gerçi o da bir şeydir
ya; ama aslolan kendi kıyameti ve kendi ölümüdür.
Her insanın kıyameti, kendi ölümüyle kopar.
Ölüm, ölmeden uyanmaktır.
Belki de en hayırlı ölüm budur. Ölmeden önce uyanmaktır.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1461 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.