Hazreti Peygamber (asm) bizi seviyor | Selim Gündüzalp

Hazreti Peygamber (asm) bizi seviyor

SEVMESİN BİZİ, isterse hiç kimse sevmesin.. Senden
başka, hiç kimse.. Yeter bize, Senin sevgin
yeter. Sadece Senin sevgin. Bizim için çırpınan ve
şefkatle çarpan bir kalbin olduğunu biliyorum. Rabbim
söylüyor, O bildiriyor, onun için biliyorum:
“Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin
sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O size çok düşkün,
mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Tevbe
Suresi, 128)
Ben ki, bu dünyanın sürgünü ve bu dünyanın yalnızı…
Yalnızlığım sadece ve sadece Senin dilinle ve duanla
kurtuluyor yalnızlıktan. Benim dünyamı ve hayatımı
bilen, düşünen sadece Sensin. Başıma geleceklerden
endişe eden de sadece Sensin…
Kendinden çok bizi düşündün. Gelişinle değer kazandı
canlı cansız her şey. Yaratılışın ve dünyaya gönderilişin
gayesini bildirdin. Dünyamız Seninle güzelleşti.
Sevilmesi gerekeni kalbimiz Seninle bildi. Senden
güzelini hiç görmedi gözlerimiz, Senden çok hiç kimseyi
sevmedi kalplerimiz.
Evet, dünyaya geldiğin dakikada, sevgili anneciğinin
şahitliğiyle, onun o mübarek kulakları, Senin o gül dudaklarından
ilk defa; “Ümmetî, Ümmetî… Derdim ümmetim
benim.” sözlerini işitti.
Ne yedin, ne içtin… Önce bu sözü söyledin. Sadece
“Ümmetî, Ümmetî” dedin. Yani “Derdim ümmetim
benim; derdim ümmetim benim.” dedin. Seni sevenleri
kalpten sevdin, Rabbinden onlarla olmayı diledin, onları
özledin.
Hesabın kitabın görüleceği o dehşetli günde, mahşerde
herkes “Nefsî, nefsî” deyip kendi hesabını düşünürken,
Sen yine orada da “Ümmetî, Ümmetî… Derdim
Ümmetim benim.” diyerek, en kutsî, en yüksek bir fedakârlıkla
ve yine o eşsiz şefaatinle ümmetinin, Seni
sevenlerin ve yolundan gidenlerin imdadına koşacağını
bildiriyorsun. Ne mutlu sevgine ve şefaatine erişenlere.
Sevmesin kimse Senden başka beni, ne olur. Sevmesin
hiçbir kalp Senden başka… Elimi tutmasın Senden
başka hiçbir el. Senden gayrısı silmesin gözyaşımı. Sadece
sen okşa yetim başımı. Sen sev sadece, Sen.. “Ümmetî,
Ümmetî… Derdim ümmetim benim.“ diyen Sevgili
Peygamberim benim… Sen sev sadece beni, Sen sev.
Selam olsun kuru et yiyen o mübarek kadının evlâdına,
selam ve salât olsun. Selam olsun, bizi doğduğu
andan itibaren düşünen ve dünyasından ayrı düşürmeyen
ve dilinden bizi hiç eksik etmeyen, “Ümmetî, Ümmetî…
Derdim ümmetim benim” diyen o aziz Peygambere
(asm) selam olsun…
Sizi bilmem ama benim âlemimde Hz. Peygamber’in
(asm) yeri bambaşkadır. O kadar pak ve parlaktır ki,
an gelir, aramızda hiçbir perde kalmaz Onunla. Âdeta
şeffaflaşır her şey, ruhlarımız yakınlaşır, hayatımız hayatına
akar, karışır.
O bizi sevince böyle olur işte… Sevginin gücü mesafeleri
dürer, sevenleri yakın eder.
Aramızda asırlar değil; saat, dakika, saniye bile yoktur
Onunla (asm). O bizim zamanı donduran, kalplerimizi
birbirine yaklaştıran sevgilimizdir.
Her şeyi eskiten zaman, Seni eskitemedi yâ Rasulullah
(asm)…
Zaman ihtiyarladı, Sen gençleştin yâ Habiballah
(asm)… Asır, zaman ne ki, hepsi önünden değil, arkandan
geliyor Senin yâ Nebiyallah (asm)… Sen o kadar
yenisin yâ Rasulullah (asm). Her şeyin eskidiği bu dünyada,
Sen o kadar yenisin…
İnsanın rahmeti gazabını geçmiş bir Allah’ı varken
ve Onun da görevlendirdiği böyle şefkatli sevgili bir
elçisi dururken, ve sadece Onun sözünün dinlenilmesi
gerekirken, birilerine ne oluyor da hayatımıza, yaratılışımıza
el atıp, lâf etmeye kalkıyorlar. Bu ne cür’ettir?!
Üzerimizden hangi hesaplar yapıyor bunlar? Hangi kirli
emellerine âlet ediyorlar bizi?.. Kim ki bunlar, bu yamyamlar?
Sözüm ona, insanı yüceltmeye kalkarlar. Ama
yüzüne çalmadık karalar bırakmazlar. Hangi sahte bilim
tezgâhlarında, kim bilir ne zehirler üretiyordur bunlar…
Allayıp pulladıkları ideolojilerinin üzerindeki boyalar
bugün tel tel dökülüyor. Gerçek yüzleri bir bir görünüyor.
Darwin mi Freud mu, Nietzsche mi desem? Bilmem,
hangi birini söylesem? Saymakla bitmez bu tipler. İnsanı
Allah’tan uzaklaştırmak için kırk takla atan bu sahtekârlar
nerede, insanı sevmek, hem de gerçekten Allah
için sevmek nerede…
Hiçbirinin bizi sevdiği falan yok aslında. Kanmayalım,
sonra da yanmayalım. Biz onlar için sadece bir laboratuar
malzemesiyiz.
Sanatkârına inanmayan ve O’nu tanımayanların, O
sanatkârın en muhteşem bir eserine karşı saygıları olur
mu hiç? Hepsi lâftadır bunların. Bildikleri; sadece kurdun
kuzuyu yeme masalıdır onların.
Kâinatta ne varsa, her şey Allah’ın eseridir ama insan,
Allah’ın şah eseridir.
İnsanı sevmenin yolu; Onu yaratanı tanıyıp bilmekten
geçer.
Yolu oradan geçmeyenler, bizi asla sevemezler. “Seviyoruz”
deseler de yalan söylerler.
Ama biri var, şükür ki, değerimizi ve kâinattaki yerimizi
gerçekten bilen ve bizi seven biri var. Bunu bildiren,
hayatıyla gösteren ve ispat eden biri var. O bizi düşünüyor,
gerçekten O bizi seviyor. Onun hayatında çok
kıymetlidir yerimiz. Çünkü biz, Onun ümmetiyiz. Onun
gönlünde ve dilinde yerimiz bambaşkadır…
Yeter ki O sevsin bizi, o sevgi yeter. İsterse hiç kimse
sevmesin bizi. Onun sevdiğini Allah da sever. Allah’ın
sevdiğini bütün kâinat da sever. Çünkü O Rahman olan
Allah, bizi sonsuz şefkatiyle kuşatıp, sonsuz rahmetinin
ve sevgisinin kucağında besleyip büyütendir.
Sevmek, benzemek demek. Onun sevgisine yaklaşmak,
Onun sevgisiyle büyümektir… Sevmek, benzemek
demektir. Onun sevdiği gibi sevmektir… Onun “Derdim
ümmetim benim.” dediğini diyebilmektir… Âdeta onun
sevdiklerinde fânî olmaktır…
Dalgalar içerisinde boğulanlara el atmaktır, onlara bir
dal uzatmaktır… Yitip gidenleri tek tek çıkarmak, o dalgalardan,
tufanlardan ve o yangınlardan kurtarmaktır.
“Ümmetî, Ümmetî”, yani “Derdim ümmetim benim.”
ifadesi, Onun dilinde ne kadar derindir… O derinliği anlamak
kolay değildir.
Hangi felsefeci, hangi filozof, hangi lider, hangi önder
Onun söylediğini söyleyebildi ve hissettiğini hissedebildi
ki? Sığ sularda yürüdüler onlar, kalp inceliğinden
yoksundular. Onlar arkalarında izler değil, hiç
çıkmayan kirler, lekeler bıraktılar.
Hayatımızdan çekilsin gölgeler birer birer. Sadece
bizi seven kalsın. O görünsün ayan beyan kalp ve ruh
aynasında, Kur’an aynasında, Rahman olan Rabbimizin
rahmet ve şefkat aynasında. O görünsün sadece, “Ümmetî,
Ümmetî… Derdim ümmetim benim” diyen, O görünsün…
Çekilin semamızdan bir yanıp, bir sönenler; çekilin
ey sahte güneşler! Çekilin ey yıldız böcekleri, çekilin ey
ateş böcekleri. Dünyanın bir ucundaki sahte fenerler çekilin.
Gemileri rotasından çıkarıp karaya oturtanlar çekilin.
Çekilin insanlık tarihini kana boyayanlar, karanlığa
sokanlar çekilin. Maskeleriniz düştü, artık çekilin.
Gerçek güneşin doğma vaktidir şimdi…
Baharsa, Onun gibi gelsin; çiçekse, Onun gibi açsın;
güneşse, Onun gibi doğsun…
Bir insan, sevdiğini Onun kadar sevebileceğini
söylüyorsa, o gerçek bir insandır, Ondan tam dersini
alandır… Onun yolunda ve ışığında yürüyebilendir o.
Hz. Ebûbekir Sıddık (ra) misâli Onun izinde gidendir:
“Allah’ım, kalbimi öyle büyüt ki, cehennemde benden
başka hiçbir kuluna yer kalmasın.” diyebilendir. İşte
gerçek kahramanlar bunlardır. Hz. Peygamber’den sevgi
ve şefkat dersini alanlardır.
Çekilsin hayatımızdan sahte kahramanlar. Çekilsin
Deccallar, Firavunlar, Nemrutlar… Çekilsin sevgiden
yana nasipsizler.
Bunların ölmüş kalplerinde sevgiden bir damla eser
yok ki, bizi sevsinler. Onlar sevginin yalnız lafını ederler.
Siyasetini, felsefesini, edebiyatını güzel yaparlar.
Hepsi o kadar. Dünyevî çıkarları için herşeyi yaparlar.
Gözünün içine baka baka yediler, bitirdiler bu çağın nice
tazecik nesillerini. Yok ettiler, mahvettiler. Şeytanın has
adamlarıdır bunlar. Dünyayı kana boyadılar. Elleri kirli,
devanasıdır bunlar. Hangi sevgiden söz ediyorlar? Bizim
lügatimizde böyle bir sevginin adı yok.
Rabbini hakkıyla tanımayan, bilmeyen, sevmeyen;
seni, beni niye tanısın, niye sevsin ki… Sevdi mi insan,
Allah için sevmeliydi. Başka bir maksat, başka bir fayda
gözetmemeliydi. Bunlar; insanlar ve ırklar arasına nifak
tohumu soktular. Sevgiyi nadasa bıraktılar.
İhtiyacımız yok, sevgileri onların olsun. Aralarında
paylaşsınlar. Körler ve sağırlar, birbirini ağırlar. Onlar
da öyle yapsınlar. Çekilsinler ufkumuzdan. Gölge etmesinler,
yeter. Ne bu insanlara, ne de onların ihsanlarına
ihtiyacımız var.
Bir tek Rabbimizin o eşsiz şefkat ve rahmet tecellisinin
tam mazharı olarak, o aynada sadece Sevgili Peygamberimiz
(asm) görünsün. “Ümmetî, Ümmetî… Derdim
ümmetim benim.” sadasıyla şefkatini, merhametini
ve bize sevgisini dile getiren O zât (s.a.v.) gözüksün…
O ki, “Ümmetî” diyorsa Allah’ın izniyledir. O ki,
“Ümmetî, Ümmetî” diyebiliyorsa Allah’ın söyletmesiyledir.
Ondan başka Rab yok, Ondan başka Rahman ve
rahmet sahibi yok ki, bu sözü Onun izni olmadan başka
birisi çıkıp da söyleyebilsin…
Demek, Rahman ve Rahim olan Allah (cc), Rahimiyetini
ve şefkatini Hz. Peygamberimizin (asm) aynasında
gösteriyor bize ve Onun dilinden de işte böyle ilan
ediyor tüm kâinata. “Ümmetî, Ümmetî” müjdesi, işte
budur… Hakikatini yaşadığımız o gün ise bayramların
bayramı olacaktır bizim için…
Şükür ki, biri var. Bizi düşünen ve bizi seven biri
var.
Hayatımızda kendimize bile hiçbir değer vermediğimiz
anlarda, elimizden tutan, kalbimizi, peşimizi
bırakmayan biri var… Allah namına bize sahip çıkan,
“Ümmetî, Ümmetî” diyen biri var işte… Sevgili Peygamberimiz
(asm) var.
O bize sahip çıkıyor ve seviyorsa eğer, Onun sevdiğini
Allah da sever, o yolun yolcuları da sever.
Kim, kalbinde bir daralma hissederse, bu cümleyi ve
onun taşıdığı mânâyı hayal etsin yeter. Bu müjde ona
yeter. “Ümmetî, Ümmetî” müjdesi, hepimize yeter…
Hangi dipsiz kuyularda ve karanlıklarda ise insan,
derhal fırlayıp çıkmalıdır dışarıya. Karanlık geceye bir
güneş gibi doğmalıdır. Hayatına yepyeni bir sayfa açmalıdır
bu ses onun.
Yeter ki, o sesi duysun, işitsin ve ona yönelsin.
Hz. Peygamber (asm) öyle bir güneştir işte. Karanlıkta
kalmış her ruhun üzerine, tek bir sözüyle bile güneş
gibi doğar. Ne güneşi?… Güneş bile karanlıkta kalır
o nurun yanında.
Sen batmayan, hiç sönmeyen, canlı bir güneşsin yâ
Rasulullah (asm).. Kâinatta ne varsa, hepsi Senin yüzüsuyun
hürmetine yaratılmış değil mi? Sen, canlı bir
güneşsin yâ Rasulullah (asm). Ama yakmayan, incitmeyen
ve nuruyla okşayan.
Aramızda mesafeler yok. Sen aramıza mesafeler
koymayacak kadar yakınsın bize. Bize bizden, kalbimizden
bile daha yakınsın. Kalbimizin kalbisin. “Ümmetî,
Ümmetî” dediğin için, kalbimizin kalbisin Sen yâ
Rasulullah (asm).
Bizi tutup kucakladığın ve bir kenara atmadığın için
sonsuz salât ve selam olsun sana yâ Rasulullah (asm).
İçinde yaşadığımız toplumda bazen en yakınlarımızın
bile dönüp bakmadığı anlarda, Rabbimizin rahmeti, Senin
elinle bize ulaştı ve ulaşıyor.
Kim severse sevsin bizi, Senin kadar hiç kimse sevemeyecek
yâ Rasûlallah (asm)…
Bizi sevdiğini söyleyenler çeksinler ellerini hayatımızdan
ve kalbimizden. Yalan sözleriyle beraber çekilip
gitsinler dünyamızdan. Yürekleri varsa eğer, maskelerini
indirsinler… Gerçek yüzleriyle gözüksünler.

(1485 kelime)



Yorum Bırakın