Hayatın sahibi Sensin | Selim Gündüzalp

Hayatın sahibi Sensin

HAYAT VEREN yalnız Odur. Öyleyse, her şeyin
Hâlıkı dahi yalnız Odur. Çünkü, kâinatın ruhu,
nuru, mayası, esası, neticesi, hülâsası hayattır.
Hayatı veren kim ise, bütün kâinatın Hâlıkı da Odur.
Hayatı veren elbette Odur, Hayy u Kayyumdur. (Bediüzzaman,
Mektûbat)
Hayatın sahibine yaklaştıkça hayat, hayat oluyor.
Nasıl meselâ insan sevdiği insanlara yaklaştıkça, hayatına
bir renk geliyorsa, aynen öyle de mü’min bir yürek
Allah’a yaklaştıkça ona tat geliyor, hayatına renk geliyor.
Allah’tan uzak oldu mu, her şey renksiz.
Allah’ım Senden uzak, Sensiz her şey renksiz.
İman böyle bir şey işte. Hiçbir şeyin bizim olmadığının,
her şeyin onun olduğunun farkına varmak…
Hatalardan, yanlışlardan sıyrılmak; yanlışları kendinden,
günahları nefsinden, hayırları, sevapları, iyilikleri
Allah’tan bilmek…
Olgun bir iman, kemâlli bir adım ve kalp yüreğinde
böyle bir sıcaklığı hisseder işte. Allah’a yaklaştıkça
içinde mevsimler oynaşır. Dünya önce içinde güzeldir
insanın. Sonra gözüyle fark eder dışındaki güzelliği insan.
Renk katar hayata iman. Allah’a iman ederek gelir
her şey.
Allah’ım, Senden uzak her şey renksiz. Sensiz her
şey renksiz. Güneşsizdir gündüzler, ayın nurundan nasipsizdir
geceler. Sana olan imanımız hayatımıza anlam
katar, renk katar, aşk katar, şevk katar. Sen varsın diye
bu hayat güzel. Senin varlığınla güzel, yaşatmanla güzel.
Baharı bekleyedursunlar dışarıda insanlar. Bahar
erken indi bu sefer içimize. Böyle bir şeydir işte iman,
böyle bir şeydir işte Allah’a iman, Allah’ı sevmek. Baharı
gelmeden duyarsın. Çiçekleri, kokuları, renkleri
içinde yaşarsın. Yaşatana şükürler olsun. Her şey Seninle
güzel Allah’ım.
Güzel bir şarkı vardı yıllar önce:
“Her yer her şey güzel huzur arıyorum.

Tüm kötülüklere karşı
Ne olur, Allah’ım kuvvet ver…”
Günler, aylar gelir geçer.
Evet, her şey Sensiz renksiz. Sensiz her şey renksiz.
Sen yoksan hayatın anlamı da yok. Hayat da yok, renkler
de yok.
En güçsüz kalp bile Allah ile oldu mu güçlüdür. Kalbin
gücü kalpten değil, Allah’tandır. Kalbin hayatı, kalbin
sahibiyledir. Kalbin dili yok mu sanki? Böyle bilme;
aldanırsın. En görünmeyen yanı, en görünen yanıdır
insanın. İçte olanı dışta gösterir kalbimiz. Kalbimiz sahibimizden
haber verir. Kalbimizin sahibi Odur. Kalplerimizin
sahibi de Odur. Kalplerimiz ancak Onun zikriyle
mutmain olur.
En güzel kelime bile Allah için olmayınca yırtar dudakları,
diken gibi kanatır kelimeleri. Kan damlar Allah
adına söylenmeyen cümlelerden. Havadaki zerreler bile,
Allah adına hareket eden zerreler bile hoşnut değildir o
sözlerden. Alıp verdiğimiz havadaki bir zerre bile bedenimize
girince, o muazzam vücut şehrini dolaşıp gezince,
hayrette kalır. Hayretten donakalır. İster ve diler
ki bu seyahatin sonu da en anlamlı bir sesle, bir duâyla
tamamlansın diye bekler.
Allah zerrelere adını söyletir: “Hû” diye. Mü’min bir
insanın ağzından çıkan her nefes işte böyle bir Hû’dur,
şuurlu bir Hû’dur, duâdır, zikirdir. Zerrelerin duâsı, dileği,
insanın duâsının ve dileğinin içinde gizlidir.
Kumruların “Hû hû”sunda, rüzgârların uğultusunda,
yıldızların ışıltısında, suların şırıltısında, o zerreden,
o zikirden bir iz vardır, bir giz vardır. Kâinat o sesle nefes
alır, o sesle hayatta kalır.
Kâinatın tek bir dili vardır. O da Hû’dur. “Hû” demek,
“O” demektir. Ondan başka hiçbir şey yok demektir.
Allah var, gayrsı yoktur. Kâinat Onundur, her zerre
de Onundur. Zerreye söz dinletemeyen, kâinata söz geçiremez.
Bir zerrenin sahibi olmayan, koca bir kürenin
mâliki olamaz.
Gözümüzü ışıkla, kulağımızı sesle, bir Hû ile, bir nefesle
besler Allah. Kalbimizi Hû’nun mânâsıyla, o güzel
adıyla, sevgisiyle besler Allah.
“Kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.”
(Rad, 28)
Yorgunluk yoktur o ruhlara. Allah, adını söyletmeyi
murat etti mi, her şey kolay olur. Bir zerre Onun emriyle
hareket eden bir asker olur. İzni olmadan hiçbir şey
hareket edemez. Her şey Onun emriyle hareket eder. Bir
nefes havayla hayatımızı anlamlandıran, adını andıran
Rabbimize hamd olsun.
Resim ressamını anlamaz, yazılar kendini yazan kalemi
anlamaz ama insan Allah’ın öyle bir eseridir ki, bir
hava zerresiyle Rabbini bilir, Rabbini zikreder, Rabbine
şükreder. Dili Onu söyler, kalbi Onu bilir. İnsan Allah’ın
böyle bir eseridir işte.
Neye hayret edersen et, eserden müessire geç. Eser
ne kadar güzel olursa olsun, onu yapan, onu yaratan,
o eserden çok daha güzeldir. Hakîkî güzellik de budur
zaten. Kendini güzelleştirenin farkına varmak, güzelliği
kendine mâl etmemek. Budur yakışan insana. O küçücük
insanı kâinat kadar büyütür. Halîfe-i zemin yapar.
İman, bir şey değildir her şeydir. Çünkü her şeyin
sahibi olan Allah’a iman, bir şeyi her şey yapar. Allah’a
hakîkî abd olana, her şey onun mülkü gibi olur. Allah
için çıkan bir “Hû” sesiyle insan kâinatın uğultusunu
zikre çevirir. Bütün devinimleri, hareketleri, anlamsız
bütün sesleri kalbinin teknesinde yoğurur. Öyle bir kelime
yapar ve ağzından öyle bir ses çıkar ki, işte insan
o sözle insan olur.
İnsan olan insana “Hû” demek yakışır, Allah demek
yakışır. Kalp, Allah ile tatmin olur. Çünkü kalbi yaratan
Allah “Ol!” deyince her şey olur. Bir nefes hava “Hû”da
anlam bulur. 

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(753 kelime)



Yorum Bırakın