Hayatın kıymetini bilmek | Selim Gündüzalp

Hayatın kıymetini bilmek

HAYATIN kıymetini bilenler, boş şeylerin peşinde
ömür tüketmekten kaçarlar.
Önemli bir servete sahip olan, nasıl onu korumak
için hırsızlardan saklar, çaldırmamak için çabalar;
aynen öyle de, yıldızlardan hücrelere kadar her şey, şu
hayatımıza dâhil; güneş, ay, mevsimler de dâhil; hava,
su, hepsi öyle…
Bu muhteşem hayat, kazanabileceğimiz her servetten,
sahip olduğumuz her zenginlikten çok daha değerlidir.
Çok daha fazla korunmayı, yabanî ellerden sakınmayı
hak ediyor.
•••
“Meziyetin varsa hafâ türabında kalsın; tâ neşv ü
nema bulsun.” diyor Bediüzzaman. (Sözler)
Evet, meziyetin varsa, tohum isen, gir toprağa, gömül,
kaybol o karanlığın içinde. Ve emir geldiğinde,
Fettah olan Allah (cc) “Açıl, uyan, genişlen, sümbüllen,
haydi başını çıkar, uzat.” dediğinde, aydınlığı kucakla.
Tohum, toprağın içine girmeden, toprağın gecesine gömülmeden
dışarıya çıkamıyor, dünyaya sürgün veremiyor,
güneşe merhaba diyemiyor. Her şeyin bir vakti var.
“Güller, toprağın gecesine yaslanıp oradan güler güneşe.”
Gözü görürüz ama görmeyi görmeyiz, bilmeyiz. Kulağı
görürüz ama işitme nasıl bir şeydir, bilmeyiz. Bedeni
görürüz ama bedenin gerisindeki ruh nasıl bir şeydir,
hiç kimse bilememiş bunu. ‘Ruhumuz’ deriz geçeriz
ama mahiyetini bilemeyiz. Biz ancak maddeyi görürüz;
maddenin gerisindeki mânâyı bilemeyiz. Mânâyı bize
mânâ erleri ders verir. Hem de mânânın maddesini de
ihmal etmeden, onu da göz ardı etmeden.
•••
Geçmiş, geçmiştir. İple değil, halatla da çeksek, geri
getiremeyiz. Yapacak tek iş kalıyor: Bundan sonrası için
temiz bir sayfa açmak.
Niye her gün tövbe gerektir, niye?
Temiz yerler daha çabuk kirlenir de onun için. Her
gün ömür defterini temizleyen, kirletmemeye özen gösterir.
Her gün temizlenen yerler; kir toz kaldırmaz. Temizliğe
devam, her gün tövbeyle temizlenmeye devam.
Hayatımızı tövbeyle yıkamalı, tövbenin gereği olan
geçmişi temizlemek adına ve çirkinlikleri yeni bir hamle
ile güzelleştirmek adına ne yapılması gerekiyorsa tez
elden yapmalıyız.
•••
Herkes aynaya bakıp kendini görüyordu, kendini
seviyordu. Biz de aynaya baktık. Kendimizi değil,
Allah’ım, Senin isimlerinin tecellilerini gördük. Bu aynada
hayran hayran kendimizi değil, Senin isimlerinin
tecellilerini seyrettik Allah’ım… Seni, sadece Seni sevelim
dedik. Hayat aynasına bakınca gördüğümüz bu güzelliği
Senden bilelim dedik ve Senden bildik Rabbim…
Haydi, hayatın taze baharına doğru kırlara yol almaya,
açılmaya. Kitapların arasında dolaşıp okumaya…
Bu güzel ruhlar, eminim, çok renkli çiçekler derleyecek
o bahçelerden.
Giden bir sonbahara karşılık, yepyeni bir bahar karşımızda
bekliyor. Tam da bu asrın insanlarına göre bir
bahar…
“Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennetâsâ
bir baharda geleceksiniz.” (Tarihçe-i Hayat) diyen
Bediüzzaman’ın müjdesine uygun bir bahar var önümüzde.
Kalbimiz heyecanla atıyor ve hızla büyüyüp gelişiyor
inşaallah.
Çoğalalım, duâlaşalım, birbirimizle kucaklaşalım.
Kanattığımız yaralarımız var. Affedip unutalım. Herkesten,
her şeyden fazla servetimiz, zenginliğimiz var
bizim. İmanımız ve ümidimiz var bizim. Yarınlara aşkla,
şevkle ve ümitle bakalım. Birbirimizle kucaklaşalım. Yaşadığımız
hayatın kıymetini bilelim. Hakkını verelim…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(430 kelime)



Yorum Bırakın