Hayatı nasıl yaşıyoruz? | Selim Gündüzalp

Hayatı nasıl yaşıyoruz?


BİLİYORUM bu sorunun cevabının kolay olmadığını…
Ama yine de soruyorum. “Hayat nedir?”
diye, yakın dostlarıma ve arkadaşlarıma.
Kimi ilginç ve esprili, bildik ve beylik cevaplar veriyor.
Bunların içinden birine takılıyorum.
“Koşturmak…” böyle diyenlerin sayısı az değil.
Ancak, “Koşturmak da, nereye peki, hangi yöne
doğru ve nasıl bir kalple, ne gibi bir niyetle?” diye, diğer
sorulara geçtiğimizde cevaplar biraz daha zorlaşıyor.

Anlıyorum ki, pek hazırlıklı değiliz. Ne hayata, ne
ölüme, ne hastalığa, ne de musibetlere…
Oysa her an bir musibet, bir dert bize ilişebilir. Hedefini
bulan ok gibi bize dokunabilir. Felâketler vakitli
vakitsiz ard arda gelebilir.
Madem öyle, biz de soralım hemen bu koşturma içinde
olanlara; “Musibetlere, ölüme ve hayatın gerçeklerine
karşı hazırlıklı mıyız? Ah vah etmeden, sabırla, inançla
karşılamaya var mıyız?”
Kıssadan bir hisse hemen:
Yıllar önce, bir nehrin iki yakasına yolcu taşıyarak
geçimini sağlayan yaşlı bir kayıkçı varmış. Kayığındaki
küreklerden birisine “inanç,” diğerine “çalışmak” yazmış.
Kendisine bunun hikmeti sorulduğunda, kayıkçı:
“Nehri karşıdan karşıya geçmek için her iki küreğe
de ihtiyaç var” demiş. “Çalışmaksızın inanç ve inançsız
çalışmak, insanı kısır bir döngüye sokar. Aynı yerde
döndürür durur. Hayat yoluna tek kürekle çıkmak da
nehri tek kürekle geçmeye çalışmaktan farksızdır. Hiçbir
yere gidemezsiniz.”
İshak b. Muhammed de: “Dünya deniz, ahiret bir sahil,
takva gemi, insanlar ise yolcudur” diyor.
Ne mutlu yolcu olduğunu bilenlere. Her şeye değeri
kadar kıymet verenlere. Boş işlerden ve nâhoş şeylerden
yüz çevirenlere…
•••
Evet, “Hayatı nasıl yaşıyoruz?” sorusuna bir de Asrı
Saadet’ten cevap arayalım dilerseniz:
Abdullah b. Ömer anlatıyor:
Rasulullah (asm) omzumdan tuttu ve: “Sen dünyada
bir garip ya da bir yolcu gibi ol ve kendini kabir ehlinden
bil” buyurdu.
İbni Ömer şöyle diyordu:
“Akşama erdin mi, sabahı bekleme. Sabaha erdin
mi, akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sürede hastalık
hâlin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık
yap.” (Buharî, Rikak, 2; Tirmizî, Zühd, 25)
Şu dünyada inançla ve insanca yaşamak da yoksa,
ne kalır ki geriye.
Kim bilir hangi gemi bizi götürecek o diyara. Ansızın
bir ses, “hadi” diyecek, “çek şimdi uzaklara.”
Nasıl istersek öyle ölemiyoruz. Onu biz seçemiyoruz.
Yaşadığımız hayat belirliyor yolun şeklini. Nasıl bir hayat
yaşıyorsak öyle öleceğiz ve öyle de dirileceğiz…
En eskisinden en yenisine kadar her insanın en baş
meselesi bu. Hayatı nasıl yaşamamız lâzım, hepsi bunun
üzerinde durmuş. Şairler, filozoflar hepsi…
Sokrates; “İnsanın nasıl yaşaması gerektiği sorusu
üzerinde düşünmemesi, onun değersiz ve dolayısıyla
mutsuz bir hayat sürmesiyle eş anlamlıdır” diyor. İhtiyaçların
çoğalmasından ürkerek şunu da ekliyor: “En az
şeye ihtiyacı olan kişi, Allah’a en yakın olandır.”
Bunalan ruhlara göz ve gönül penceresinden bir kapı
aralıyor Ziya Osman Saba;
“Pencereden bakınca bir araya gelecek,
Karşıki ev, ağaçlar, yaprak çiçek,
Bulutlar, birbirinin peşinde,
Bir ılık sonbahar güneşinde,
Dağ, taş, ova, deniz…
Ah, hatırlamadan edebilir miyiz?
Şu yerle, şu gökyüzü,
Arasında geçen ömrümüzü!..”
Gönül aynamıza güzellikler sunan şairimize rahmet
duâsı olsun.
Yıllar geçti, hayat bitti bitmek üzere. Ekin vakti geçmek
üzere. Elimizde kalan şu bir avuç an ve gün tohumunu
bereketli bir toprağa dikelim ve, bu kısa sürede
uzun bir ömür devşirelim inşallah.
Yarın yapalım demeyelim. Yarın diye diye nice zamanlar
geldi geçti. Ekim zamanı geçmeden, ömür çekirdeğimizi
toprağa ekelim hemen.
Ne mutlu, yaşadığı ânı ganimet bilip, genç ihtiyar
demeden kalan günlerdeki borcunu ödeyenlere. Hayatı,
Allah’ın teklif ettiği gibi yaşayanlara.
Neden olmasın? Rabbim yardım ederse, eldeki bir
tohum, bire bin verebilir. Derdimiz bu olmalı. Hani
Anadolu’da bir tabir vardır: “Derdim, tasam; halamın
Hasan” olmamalı. Hayat sadece bu değil. Kuru kuruya
koşuşturmak hiç değildir. Hayat düşünmektir. Düşünerek
yaşamaktır.
Madem ki bir gün ecel gelip çenemiz bağlanacak, ya
hayır konuşalım ya da susalım. Az ve öz sözle ömür
sürelim.
•••
Sûretten mânâya geçmeyen, hakikatin yüzünü ve
özünü göremiyor.
Koşmaktan, koşuşturmaktan hayatın yönünü şaşırıyoruz.
Durup dinlenmek, düşünüp taşınmak gerekiyor.
Ne için koştuğunu bilmeyen bir yarışçının bütün çalışması
boşunadır.
Hayatı sanki bir yarıştaymışız gibi yaşıyoruz ve akşam
olunca nefis lâyık olmadığı bir ücreti istiyor. Şimdi
dinlenmeyi ve eğlenmeyi hak ettin diyerek, bizi zevk-i
sefaya ve tembelliğe sevk ediyor. Hayat bir yarış değil,
biz de yarışçılar değiliz.
Hem hayatın hızına kim yetişmiş ki?..
Nereye koşturuyoruz böyle?..
Yaşadığımız o güzelim baharları, mis kokan sabahları,
akasyaları, çiçekleri unutuyoruz. Hayatı yaşamayı
hiç durmadan erteliyoruz.
Bu çılgınca koşuya dur diyen, hayat yolundaki her
ânın hakkını veren kazanıyor.
Köksüz gövdesiz bir şey yetişmiyor. Düşüncelerimiz
köksüz ve gövdesiz kalıyor bu koşuşturmalarda. İnancımızın
meyveleri buruk bir tat veriyor.
Bunlar küçümsenmeyecek kadar önemli şeyler. Kimlikler,
renkler, özler, değerler, idealler birbiri ardı sıra
kayboluyor, yitiyor bu koşuda.
Rabbimize ve insanlara karşı sorumluluklarını bilen,
ne yaptığını farkında bir insan olarak, hayata yeniden
dönmek, hayatı yeniden yaşamak gerekiyor. “Bilmek”
ve “görmek” hayatın her ânında ve her basamağında
ihmal edilmiş durumda.
Medyanın herkesi yeterince, hatta fazlasıyla bilgilendirdiği
bir dünyada kalpten uzak bu bilgiler hiç bir işe
yaramıyor ve yaralarımızı saramıyor.
Belki de bize bildirilenler, asıl bilmemiz gerekenleri
bilmememiz içindir. Bu uykudan uyanmak gerekir.
“Şeytan uyuyana ninni söylemez” diyor Suat Ünsal.
Sadece Yüce Kitabımız Kur’ân, bize sorumluluklarımızı
bildirmektedir. Rabbine ve bütün insanlara karşı
sorumluluklarını bilen bir insan, ancak ne yaptığını ve
ne yapacağını bilecektir.
Bütün bu karmaşık işlerin içinden çıkmazların korkutucu
belirsizliğinden, İlâhî ışığı izleyip sıyrılabilir insan.
Formül yakınımızda aslında:
“Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan
hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimal etmeyenler,
dar-ı bekâda ve cennet-i bâkiyede hayat-ı
bâkiyeye mazhar olacaklardır.” (Sözler, 101)

(848 kelime)



Yorum Bırakın