Hayatı, hayatı verenle yaşamak | Selim Gündüzalp

Hayatı, hayatı verenle yaşamak

ALLAH nasip ettiği müddetçe yaşarız bu dünyada.
Alırız nasibimizi nefes nefes ve göçer gideriz.
Bazılarının nasibi bir nefes, bazılarının
daha fazla.
Hayatın içinde hayatı anlamaya çalışır insan.
Bazen naz ve niyaz içinde gider. Öğrenir hayatın
gayesini. Anlar ki, yoktur Ondan başka dostu, yoktur
Ondan başka yakını, yârânı. Anlar ki, sayılıdır nefesleri.
Anlar ki, nasipledir gelmek, nasipledir gitmek. Yaşamak,
Onunla olunca güzeldir. Onun adına olunca hep
güzeldir.
Yaşamak nedir ki? Sadece nefes almak mıdır? Yaşamak,
gelip gitmek midir? Yolun sonuna gelince durmak
mıdır? Sanılmasın kolaydır diye nefes almak, nefes vermek.
Yaşamak kolaydır diye sanılmasın. Bir nefes için,
Kafkasya’dan bir rüzgâr kopar gelir. Bir burnun, bir dudağın
ve bir ağzın önünde durur. Alıp da içine çeksin
diye.
Yok, yok… Kolay değildir yaşamak. Kolay değildir
insanı yaşatmak. Ayağının altına titremeyen, sallanmayan
bir zemini koymak kolay değildir. Kolay değildir
her sabah şaşmaz ve dakik ölçüler içerisinde güneşi getirmek
gözlerinin önüne. Kolay değildir mevsimleri getirmek,
mevsimler dolusu rızıkları önüne sermek… Bir
büyük sofra hazırlamak… Göze ayrı, kulağa ayrı, burna
ayrı, mideye ayrı, ayağa ayrı, saça, başa ayrı. Her şeye,
neyi yaratmışsa her şeye, her birine ayrı bir sofra sermek,
ihtiyacını gidermek, memnun ve müteşekkir olarak
o misafiri ağırlamak, o sofrada başköşeye oturtmak,
her şeyi istifadesine vermek kolay değildir.
Bütün gözünün iliştiği eşyayı, kâinatı ve içindekileri
bir insanın emrine vermek, ihtiyacına koşturmak, arzularının
önüne koymak kolay değildir.
Allah için kolaydır. Kolaydır Onun emriyle, her şeyin
bir “Kün!” emriyle olması.
Farkına vardığında bir gün insan, gözleri tomurcuklanır.
Sayamadığı bu nimetlerin karşısında bir gözyaşı
seline kapılır, hıçkırığa tutulur. Kalıverir orda, olduğu
yerde. Bir namazda, bir secdede. Uzatır “Sübhane
Rabbiye’l Âlâ”larını… Üç, beş, yedi… Alamaz başını
secdeden. Rahman olan Rabbiyle konuşmaktan. Şaşkındır,
hayrettedir. Hiçbir şey kendisinin değildir. Bilir.
Hisseder. Görür.
Ve der ki: “Ben bittim yâ Rab!”
İşte tam burasıdır. Tam her şeyin koptuğu ve bittiği
yer, burasıdır. “Bittim” dediği yerde insanın, “Yettim”
diye yardım gelir, yetişir Yaratandan. Gözyaşlarına cevap
gecikmez.
Anlar hayatın gayesini insan. Rabbi ona ne kadar
yakındır, anlar o an. Ondan habersiz yaşamıştır. Hicab
içindedir, utanır, sıkılır. Hangi kapıları çalmıştır, kimlerle
neler konuşmuştur… Şöyle bir geçirir gözünün önünden
de, utanır, sıkılır. Konuşması gerekenle, kapısını
çalmasını gerekenle konuşamadığı, huzuruna çıkamadığı,
Onunla konuşmakta geç kaldığı için af diler, özür
diler Rabbinden.
Derler ki; bir gün, Hz. Musa (as) Rabbimize şöyle bir
duâda bulunur:
“Yâ Rab! Sana yakın olmak istiyorum. Sana yakın
olmak için ne yapmam gerekir?”
Rabbimiz buyurur ki:
“Bana yakın olmak için, Bende olmayan bir şeyle
gelmen lâzım.”
“Nedir yâ Rabbi?” deyince Hz. Musa (as), Rabbimiz:
“Zillet” der.
Yani acz ve fakr içinde, Azîz olan Allah’ın (cc) karşısında,
bir su damlasından yaratılmış olan hakir hâlini,
Rabbinin yarattığı her şeye muhtaç oluşunu, güneşi olmasa
göremeyeceğini, rüzgârı ve havası olmasa, bir nefes
alamayacağını, ayaklarının altındaki zemin sekînet
ve sükûnet içinde tutulmasa yürüyemeyeceğini, ellerine
dokunma duygusu verilmese tutamayacağını, tartamayacağını,
yoklayamayacağını, eşyanın ne olduğunu
ayırt edemeyeceğini, aklına, hafızasına hatırlanma bilgisi
verilmese, anma duygusu getirilmese kalbine, yüzlerce,
binlerce duygu takılmasa lâtifelerine, yaşayamayacağını…
Sadece bir midesinin ihtiyacı ve duâsı için, Rabbimizin
ona sayılamayacak kadar çok nimetlerle cevap verdiğini
bir düşünse insan… Alnı secdeden kalkmaz. Ve
işte insan, bütün bu nimetlere karşı bir küçük şükür ve
teşekkürle, hamd borcunu yerine getiremeyeceğini anlamasıyla
ancak insan olur. Boynunu büker, Rabbinin
huzurunda haddini ve yerini bilir.
Bunun dışındaki her kıpırdanış, Rahmanî yoldan
uzaklaştırır, şeytanî ve nefsanî yollara sokar insanı. Aczin
ve fakrın olgunlaştırdığı bir kul olalım. Bir kul olup,
Rabbimizin huzuruna varalım, dergâhında pişip hamlıktan
kurtulalım.
“Allah… Rabbim Allah… Rabbim Allah…”
Dilden değil, gönülden öteye bir duyguyla diyelim
de, hücre hücre söyleyelim de rahatlayalım. Yıllar süren
bu hasreti bir kelimede dindirelim. Duyuralım sesimizi.
Yaşadığımızı haykıralım. Varlığın ve kâinatın nefesini,
varlığın ve kâinatın sahibine hayran bir sesle ve iştiyakla,
“Allah, Rabbim” diyerek duyuralım.
Korkulardan kurtulalım. Ümidine sarılalım. Duâ
musluğuna yapışalım huzurunda zillet içinde…
Ey azizlerin azizi olan Allah’ım!
Kapına geldik, divanına durduk. Huzurunda hakir
ve fakir bir kul olduğumuzu bildik. Affeyle, mağfiret
eyle. Seni uzaklarda aradık. Seni yanlış yerlerde aradık.
Nefsim girdi araya. Araya girenleri çıkaramadım. Çok
uzaklarda kaldım. Uzaklarda kaldığım yıllar için Senden
af diliyorum yâ Rab…
Dönüşümüz Sanadır. Dönüşümüzü mübarek eyle.
Tövbelerimizi kabul eyle. Niyetlerimizle beraber, amellerimizi
kabul eyle. Rasul-i Ekrem Efendimiz (asm) hürmetine
kabul eyle yâ Rab…
Bizden önce gidenlere, bu yoldan geçenlere, âhirette
çoktan yer bulanlara, ahbaplara, kardeşlere, evlâtlara
selâm ve rahmet duâları olsun.
Allah’ım, yolculuğa çıkmadan önce ağırlıklarımızı
dünyada bırakmayı, günahlarımızdan arınmayı, bunları
yük olarak taşımayı değil, burada bırakmayı nasip
eyle…
Kurtar bizi hayatın günah yüklerinden. Geride kalsın
hepsi. Huzuruna, arınmış, yıkanmış, temizlenmiş ve affedilmiş
olarak gelelim yâ Rab, ne olur…
Dil Senin, dudak Senin. Söyleten Sen, dilimden dökülen
sözlere anlam ve hayat veren de Sensin. Her şey
Senden. Yanlışlar varsa bizden, bizim âcizliğimizden.
Sübhansın. Her türlü kusurdan münezzehsin.
Sensiz olmuyor yâ Rab…
Sensiz yaşanmıyor yâ Rab…
Yaşamıyor gibi yaşamak, yaşamak değilmiş, anladım
yâ Rab…
Hayatı hayatının sahibiyle yaşamamak, hayatı zehir
ediyor yâ Rab…
Sensiz yaşayamadığımız her sabah için ah ediyor;
hayatımıza anlam kattığın her sabah için hamd ediyoruz
ki, bize bu anlamlı sabahı da nasip ettin. Sana
hamd ü senâlar olsun yâ Rab… Hamd ü senâlar…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(829 kelime)



Yorum Bırakın