Hastane Kapısı

HASTANENİN İKİ KAPISI var; biri giriş, diğeri ise çıkış.
Çıkış kapısı genellikle morga yakın oluyor. Vefat
edenlerin cenazesi sahiplerine oradan veriliyor. Bunu
hastanenin içinde bulunan herkes biliyor.
•••
Dünya da böyle…
Yaşayanlar olarak bizler de bir giriş kapısından adımımızı
attık.
Şimdi yolun neresindeyiz bilmiyoruz, ama çıkış kapısına
yaklaştığımız kesin. Yolun yarısı zaten geçmiş.
Son düzlüğe giriliyor. Hayatı bir hizmet yarışı olarak görürsek
yarışmacıların gerisinde kalmamak için bir adım
atmamız gerekiyor. Son iki yüz metrede, belki de son
yüz metrede…
Fazla vaktimiz kalmadı. Öleceğimizi bile bile, ölümü
göre göre yaşıyoruz.
Ve yaşarken de ölümü unutuyoruz. Gün boyu acıkan
midemizin sesini duyuyoruz, ama acıkan ruhumuzun
sesini duysak da, duymazlıktan gelip erteliyoruz.
İhtiyacı ve istekleri yerine getirilmeyen mideden
hangi sesler yükseldiği malûm. Konuşuyor hiç durmadan.
Ve takatsiz kalıyorsunuz. Mutlaka ihtiyacınızı gidermek
zorunda hissediyorsunuz kendinizi ve gerekeni
yapıyorsunuz sonunda.
Ruhun açlığını gideren merkezlere uğrayanlar az.
Ruh ise, kendi yalnızlığını yaşamaya devam ediyor
sürgündeki bir hayat gibi.
Yazık oluyor ruhumuza, yazık oluyor o en güzel yanımıza.
İhtiyacını duy ruhunun. Arzusu ne, öğren onun.
•••
Hani şu elektrikle çalışan motosikletler var ya gelip
gittiğinden haberimiz olmayan. Sanki ruh gibi mübarekler.
Ruhun motoru her ne kadar sessiz çalışsa da
dışarıya yansıyan seslerden anlaşılıyor. ‘Ah’ ve ‘oh’ inlemelerinden
hissediliyor ki, ruh ebedî bir hayatın ve
ebedî bir ihtiyacın peşindedir.
Günahlar, hatalar, adım adım Allah’tan uzaklaştırıyor
ruhu, olması gereken yerden çekip alıyor. Üşüyen
vücudumuz için sıcaklık neyse, ruhumuz da kendini
kucaklayacak, sarıp sarmalayacak bir şeyler arıyor.
Rahman ve Rahim olan Rabbimizin o eşsiz şefkat ve
merhametinin kucağında kendini bulmak, kendine dönmek
istiyor.
Tarihte meşhurdur, on binlerin ric’atı var. Şimdi milyon
ruhların ric’atı, dönüşü; milyar ruhların ric’atı söz
konusu. Ancak ayaklarındaki zincirleri çözüp, önlerindeki
engelleri aşabilirlerse öz yurduna ulaşabilecekler
inşaallah.
Zorlu bir sınav bekliyor ruhumuzu. Hayra ve güzele
dâvet edenler az. Günaha çağıranlar ise pek çok ve günaha
çıkan yollar ise hayli fazla. Bu yolların sonu, ruhu
alev alev yakıyor, yandırıyor. Bir yol var sadece. Tek yol.
Rahman’a götüren o yol, ruhun önünde duruyor. O yola
giren kurtuluyor. Dileriz yollarda oyalanmadan hedefine
varır, Rabbine ulaşır, hakikate yanaşır ruhlarımız
inşaallah.
•••
Ruhlarımız ihmal ediliyor.
“Yok mu sesimizi duyan? Yok mu bizi bir anlayan?”
diyor.
Kimi insanlar beş on tane yabancı dil biliyor ve bununla
övünüyorlar haklı olarak. Ama ne bedenin, ne de
ruhun dilini kimse bilmiyor. Garip değil mi?
Ey insanoğlu çalış ki ruhunun da bir dili var, o dili
bilesin, öğrenesin.
Ruhun dilini bilenlerden olasın. Ruhun dilini bilenler,
onun ne istediğini bilenlerdir.
İhtiyacına koşturanlardır.
•••
Hani kişiler tanıtılırken bilgi verilir ya; isim, kimlik,
doğum, zanaat vs., en sonunda da yabancı dil, hangi
dilleri bilir diye yazar ya, bir tanesinin olsun altında ‘ruhunun
dilini bilen adam’ diye bir ifade yok.
Ruhunun dilini bilen adam, bütün dilleri bilen adamdır
oysa.
Bin dil bilse de, ihtiyacını dile getiremedikten sonra
o dil neye yarar ki?
Asıl öğrenilmesi gereken dil, ruhumuzun dilidir.
Gittiğiniz yerin dilini bilmeseniz de orada, öyle ya
da böyle ihtiyacınız karşılanıyor. Oysa ruhun dilini ve o
dilin söylemek istediklerini dile getiremeyenler hem iç,
hem de dış dünyalarında sürgündeler.
Ruhlar yalnızlaşıyor.
Ruhun şifreleri çözülemedikçe hayatın şifreleri de
açılamıyor, okunamıyor.
Birçok insan bu değerli hazineyi açamadan, anlayamadan
göçüp gidiyor dünyadan. Gerçi bedenimiz
ölüyor, ama ruhun dili ve derdi bilinmedikçe, bedenimizden
önce ruhlarımız ölüyor. Parça parça oluyor, lime
lime dökülüyor. Bölünmeyen ruhumuz bölünüyor, ölmeyen
ruhumuz ölüyor.
Ölmek dediğimiz, hayattan gitmek demek değil elbette.
Hayattan kopmak, hayatı anlayamamak. Hayatı
Rahman’ın bir armağanı olarak yaşayamamak. Ruhun
ölümü bu değil de nedir?
Ruhumuzla konuşalım, dilini öğrenmeye çalışalım.
Ruhumuz ihmale gelmiyor. Ruhumuz çığlık çığlığa,
duyuyor muyuz?
•••
Şimdi izninizle gidiyorum.
Ruhumla konuşmaya…
Bakalım, dilini, derdini anlayabilecek miyim?
Ruhuma yabancılaştığımı hissediyorum her gün. Şükür
ki, bu soğukluğu giderecek, ruhumun dilini çözecek
çareler var elimde. Risâlelerim var ruhumun dilini bilen
eserler var. Bediüzzaman, ruhumuzu anlayan bir insan.
Hatta anlamakla kalmayıp anlatan bir insan. Müsaadenizle
ruhumla konuşmak ve onunla baş başa kalmak
istiyorum.
•••
Hep öyle oluyor. Ruhuma yabancılaştığımda, aramızdaki
soğukluğu, küskünlüğü kaldırıyor bir risâle. Aynı
yalnızlığı, aynı ihtiyacı duyan birilerini bulmak da zor
olmuyor. Risâleleri her elime alışımda gurbetten yurda
dönen bir insanın hâlini yaşıyor ruhum. Yuvaya dönen
bir garibin hâlini. Coşuyor, ağlıyor, seviniyor. Garip haller
oluyor. Bırakın sayfalar dolusu ifadeleri, bazen bir
cümle bile ruhumu ateşlemeye yetiyor.
Merak ediyorsanız eğer, ruhumu geçen akşam hangi
sözlerin doyurduğunu, hemen paylaşayım sizinle. İşte
o sözler:
“Allah, melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya
ziynetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce
ve mence Odur.” (Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye,
Habbe, 111)
•••
Bir furyadır gidiyor son zamanlarda: Kopyalama furyası.
Ne yaparsanız yapın ruhunuzu kopyalayamazsınız.
İşte ruh böyle özel, böyle güzeldir.
Bırakın öyle kalsın bu güzellik.

Bir öykü
Hastane Odası
“Hemşirelik yaptığım hastaneye birkaç gün önce bir
kız çocuğu yatırılmıştı. Doktorların durumunu oldukça
ümitsiz gördükleri hasta çocuğun sürekli elinde tuttuğu
toprak dolu kap dikkatimi çekti. Çocuk kabı hiçbir yere
bırakmıyor ve arada sırada içindeki toprağa yarım bardak
su döküyordu.
Merak edip, bu toprak kapta ne olduğunu sordum.
Küçük kız, yattığı yerde halsiz gövdesini doğrultarak:
‘Bu benim bezelyem’ dedi. ‘Onu hastaneye yatacağım
gün diktim. Kim başını daha önce kaldıracak diye,
bezelyemle ben yarışıyoruz.’
Birkaç gün sonra küçük kız başarılı bir ameliyat geçirmiş
ve bezelyeyle yaptığı yarışı kazanmıştı.”
•••
Ruhun dilini bilenlere ve bu uğurda çaba sarf edenlere
gönül dolusu dualar olsun.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(842 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.