Gülün aşkı

İŞİNİ SEVEREK ve bilerek yapan bir bahçıvan vardı.
Ömrünü bahçesindeki güllere adamıştı.
Onların içinden bir tanesinin, bütün dünyaya nam
salmasını istiyordu.
Şekliyle, rengiyle ve kokusuyla benzersiz bir gül hayal
ediyordu.
Bu kolay değildi, çünkü güller birbirine benzerdi.
Ama olsun, o istiyordu.
Bahçıvan, bu arzuyla yatıp kalkıyordu.
Her ne kadar güller birbirine benzese de.
Yetiştireceği gülün, hiçbir güle benzememesini tüm
kalbiyle arzu ediyordu.
Bir gün, bu hayalinin gerçekleşeceğine gönülden
inanıyordu.
İnandığı yolda sabırla ve sebatla çabalıyordu.
Bahçıvan o küçük bahçesinde, büyük bir idealin peşindeydi.
Güllerin arasında ömrü, geçip gidiyordu.
Hep o gül için çalışıyordu.
Dünyadan giderken, güzel bir şekilde ayrılmayı düşünüyordu.
Geride hiç solmayacak bir gül bırakmak istiyordu.
Kendi yerine bedel ve kendi adını sonsuza dek yaşatsın
diye.
Geride, gül gibi güzel bir koku bırakmayı düşünüyordu.
Yılların ağır yükü omzundaydı, sırtı iki büklüm, gözleri
toprağa dönüktü.
Yıpranmış nasırlı eller, güneşin altında kavrulmuş
bir yüz, ihtiyarlamış bir beden.
Ama bahçıvanın ruhu hep dinç, hep diriydi.
Her gün o sürprizin gerçekleşmesini uğruna, merakla
bekliyordu.
Yetiştirdiği o gülü görmek için sabırsızlanan, heyecanlanan,
yerinde duramayan hâli de gözlerden kaçmıyordu.
Nihayet bir gün, beklenen mucize gerçekleşti.
Bir gül aşı tuttu, yetişti.
Öyle bir güldü ki bu, dünyada eşi benzeri yoktu.
Gülün ömrü ne kadar kısa ise, bahçıvanınki de öyleydi.
O da, son günlerine yaklaştığını hissediyordu.
İkisi de kaderine doğru yürüyordu.
Bir gün buluşacakları o son noktaya doğru.
Bahçıvan da mutluydu, gül de.
Dilini bilen ve kendisiyle ilgilenen birinin olduğunu
biliyordu.
Bu, ona güven veriyordu.
Bahçıvan, çok sevdiği bu müstesna ve muhteşem
gülün bakımını, her gün bin bir itinayla yapıyor, onunla
dakikalarca konuşuyordu.
Gülün başında saatler, su gibi akıp gidiyordu.
Olsun… Feda olsundu o saatler.
Geride, böyle bir gül kalacak olduktan sonra…
Gül, o zarif ve muhteşem endamıyla bahçede hemen
dikkatleri çekiyordu.
Yaşlı adamın kendisine gösterdiği ilgiyi, gül de karşılıksız
bırakmıyordu.
Bunun eseri olsa gerek, her gün biraz daha güzelleşiyordu.
Bahçıvan sonunda aradığını bulmuştu.
Gül de aradığını bulmuş muydu acaba?
Orası meçhul…
Günlerden bir gün…
Bahçıvanın tek oğlu, babasının vefatına müteakip çıkageldi
uzak diyarlardan.
Yıllar olmuştu eve gelmeyeli.
Genç yaşta önemli bir mirasın da sahibi olmuştu.
Delikanlı bir gün bahçede dolaşırken, o muhteşem
gül dikkatini çekti.
Güle doğru eğildi, bir buse kondurdu:
“Merhaba!” dedi.
Gül de ona:
“Merhaba!” dedi.
Genç genç adam bu sesi duymadı.
Bahçıvan olsaydı, o “merhaba”yı duyardı.
Ne de olsa, gülün dilini bilen, tek kişiydi o.
Gül, kendisine bir buse kondurup “merhaba” diyen
bu temiz yüzlü genç adamı sevdi.
Kendi aynasında onu, kendisi gibi gördüğü için ilgisine
ve ‘merhaba’ sına vuruldu âdeta.
Gün boyu, o güzel sözleri hatırlayıp durdu:
“İşte beni anlayan biri!” dedi.
Genç adam gülün yanına her gelişinde, iltifatlar yağdırıyordu.
Oysa kalbinde başka birinin sevgisi vardı.
Gül, bunu nerden bilecekti?
Yine bir gün:”Merhaba benim güzel gülüm!” diyerek,
onun gönlünü fethetti.
Bu güzel ve iltifatkâr sözler karşısında, gülün aklı
başından gitti.
“İşte hâlimi anlayan ve bana en güzel sözleri söyleyen
insan…” dedi.
Tam o sırada delikanlı, cebinden çıkardığı küçük bir
makas ile gülü dalından koparıverdi.
Gül, son nefesini delikanlının elinde verirken, kendisini
karşılıksız ve menfaatsiz sevenin, ona gerçekten
hak ettiği değeri verenin kim olduğunu anlamıştı ama
geç kalmıştı..
İhtiyar bahçıvan çoktan âhiretin yolunu tutmuştu…
Gül de onun ardından, göçtü gitti bu dünyadan…
•••
Kadrini kıymetini bilenlerin elinde, bir gün de bir yıl
gibidir; bilmeyenlerin elinde, bir ömür de bir gün gibidir…
Dileriz, ömrümüzü o bahçıvan titizliğinde yaşarız.
Bazen bir günümüz, güller kadar değerli olur; o günün
içinden bir gül boynunu uzatır, diğer günleri de mayalıp,
rengiyle, şekliyle, kokusuyla beraber o günü ebediyete
taşır inşallah…
Günler, ömrün çekirdekleridir, çiçekleridir.
Hiç ihtiyarlamayan, hatta ihtiyarladıkça genç gözüken
nefsimizin araya giren oyunları olmasa, bu hayat
çok güzel olacak amma neylersin imtihan dünyası
işte… Gül de kendisine yüz veren, iltifatkâr sözler söyleyip,
sonunda hayatına kıyan hoyrat bir elin elinde can
verir bazen.
Günlerimiz de gül gibidir.
Kalbimizin elindeki gül, bahçıvanın elindeki gül gibidir.
Nefsimizin elindeki gül ise, o genç adamın elindeki
gül gibidir.
Alınacak ders kaldıysa eğer, varın onu da siz bulun,
siz çıkarın…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(645 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.