Gençliğine güvenme; ölen hep ihtiyar mı? | Selim Gündüzalp

Gençliğine güvenme; ölen hep ihtiyar mı?


DALLARDA tomurcuklar, çatlamaya hazırlar…
Yakındır, emir geldi gelecek… Bekliyorlar…
Hayat fışkırıyor dört bir yandan, bunca ölmüşler
arasından.
Hayat görünen ve gizlenen bir mucize.
Görenedir görene… Köre ne?
Çoktandır baharı özledik. Ne zaman gelecek diye yolunu
bekler olduk.
Baharın müjdesi insanın içine düşünce, bir kıpırdanmadır
başlıyor. Dalga dalga bir sevinç havası yayılıyor
ruhlara.


Bir oraya, bir buraya. Hayretle bakmaya başlıyor
insan. Soruyor, sormadan edemiyor. Nedir bu faaliyet,
nedir bu hareket?
Birdenbire olmuyor elbet. Her şeyin bir öncesi, bir
evveli var. Hazırlığı kışta başlıyor baharın.
Zahmetli kış mevsiminin ardından rahmet ve bereket
yüklü meyveleriyle geliyor, gönderiliyor bahar.
Postacı ne bilir, mektubun içinde ne var?
Bahar bir mektup. Ağaçlar postacı, meyveler bir
mektup. Toprak postacı, ordan gönderilen ne varsa, bütün
rızıklar bir mektup.
Mektubun üzerindeki adreste ‘insan’ yazıyor.
Ve sadece insan olan insan biliyor her şeyin kendisine
hitap ettiğini.
Kimin kendisini böyle koruyup kolladığını ve kimin
bu rahmet hediyelerini yolladığını insan olan insan biliyor,
insan bilmek zorunda.
Günün her saatine, günün her ânına kim bilir nice
sayısız nimetler ekleniyor.
Kışa elvedâ, bahara merhaba…
Ağır giyeceklerden hafif olanlarına doğru geçiş var
şimdi.
Ve hatıralar arasında saatin sarkacı gibi gidip geliyor
insan.
Ömrün mevsimleri arasında gidip geliyor.
Devran dönüyor, insan düşünüyor. Derin derin düşünceler
sarıyor, kaplıyor içimizi. Bunca ölmüşlerin arasından
yeniden başlıyor hayat, yeniden başlıyor diriliş.
Hayret içinde insan.
Ne dalda bir yaprak, ne toprakta bir tohum unutuluyor.
Ve toprağa giren bir tohum gibi insan da gireceği o
âlemi ve dirileceği o günü düşünüyor.
Yollar tünellerle bağlanıyor. Ve tünellerin ardı bahar…
Tünellerin ardında daha aydınlık ülkeler var.
Kabir hayat yolunun ortasında bir tünel. Ötesi iman
ehli için ebedî bahar.
Yataktan yatanı kaldıran Allah, batan güneşi unutmayan
Allah, toprağın gecesine girenleri de haşrin sabahıyla
uyandıracak.
Birdenbire emir almış gibi yeryüzündeki cümle
mahlûkat, şimdi yenilenmeye ve dirilmeye başlıyor.
Ya insan? Yanı başında bütün bu olan bitene şahit
olan insan?
O da düşünüyor inceden inceye yarını, hayatını. Ötesini,
toprağa gireceği ânı. Bedeninin misafir edildiği yerden
bir sabah yeniden kalkacağı o günü…
Mahşer yerine doğru sevk edilişini düşünüyor.
Düşünmek şimdi gerek…
Ölmeden önce düşünmek, toprağa girmeden önce
düşünmek…
Yatağa girmeden önce duâsını yapar gibi, toprağa
girmeden önce de hayatının en güzel duâsını yaparak
girmek…
Bir camın gerisinde nazlı bir baş seyrediyor olan
biteni. Eliyle tül perdeyi hafifçe aralıyor. Dünya evinin küçük
penceresinden, o kocaman hayatı seyrediyor. Her
yeri kaplayan, her yeri kuşatan rahmeti seyrediyor. Ve
dilinde bir duâ mırıldanıyor:
“Kuru dallara can veren Allah, kuruyan hayat damarlarımıza
da imanın âb-ı hayatını lûtfeyle.”
Biraz hüzünle seyrediyor hayatı. O iniş ve çıkışlarla
dolu hayatını…
Basamak basamak çıktığı yılları ve yokuşlarda susadığı
anları hatırlıyor. Hatırlanacak ne çok şey var…
Bir yaştan sonra pişmanlıklar akın akın hücum ediyor.
‘Böyle yaşamamalıydık bu hayatı, har vurup harman
savurmamalıydık, böyle bozuk para gibi harcamamalıydık…’
dedirtiyor insana ama olan olmuş, geçen geçmiştir
bir kere.
Gayrı tövbeden başka yapacak bir şey yoktur…
Bahtiyar bir ihtiyara: “Ne yapıyorsun? Nasıl geçiyor
günlerin?” diye sorduğumuzda:
“Yana yakıla, döne ağlaya” cevabını veriyor, meraklandırıyor
sizi. Ve sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Kaybettiklerimi kazanmaya çalışıyorum. Kimin kalbini
kırdıysam, hangi kulun zerrece hakkını aldıysam,
şimdi o hak sahibini aramakla meşgulüm. Bir kenara
kaydettiğim borçlarımın izini sürüyorum. Helallik peşindeyim.
Bir adım ötesi kabir. İşler orada çok zor. Burada
telâfi etmeliyim. Defter dürülmeden, ömür sayfaları
kapanmadan tamamlamalıyım eksiklerimi…”
Ömrün bu kadar kısa olduğunu gençlikte düşünemiyor
insan.
Ağrılar, sızılar haberci. Hastalıklar, göç vaktinin işareti.
İhtiyarlık mevsimi, o mübarek ve rahmetli mevsim
kapıdadır şimdi. Kim bilir derdini ihtiyarların, kim bilir?
Neşe içinde koşturan, her yere yetişmeye çalışan gençler,
ihtiyarların hâlini ne bilir?
Bir camın ardından hayatı seyreden ihtiyarın hâlini
sadece O bilir, Allah bilir. Misafirsiz kalmaz. Gönderir
Allah vefalı birini, hâlini hatırını soran birini. Bu dünyada
kimse yalnız değil.
“Yalnız, Allah ile olmayandır.”
Şükür ki, Rahman olan Rabbimiz var.
Kimse bilmese de bizi, bilen biri var. O var. Madem
O var, korku, keder yok. Allah var, ümit var. Allah var,
her şey var.
Sözü burada Bediüzzaman’a bırakalım dilerseniz. Ne
diyor İkinci Rica’da yeniden hatırlayalım:
“İhtiyarlığa girdiğim zaman, bir gün güz mevsiminde,
ikindi vaktinde, yüksek bir dağda dünyaya baktım.
Birden, gayet rikkatli ve hazîn ve bir cihette karanlıklı
bir hâlet bana geldi. Gördüm ki, ben ihtiyarlandım,
gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya
da ihtiyarlanmış. Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak
ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından,
ihtiyarlık beni ziyade sarstı.
Birden, rahmet-i İlâhiye öyle bir sûrette inkişaf etti
ki, o rikkatli hüzün ve firâkı, kuvvetli bir rica ve parlak
bir teselli nuruna çevirdi. Evet, ey benim gibi ihtiyarlar!
Kur’ân-ı Hakîmde yüz yerde ‘ER-RAHMÂNÜ’R-RAHÎM’
sıfatlarıyla kendini bizlere takdim eden ve daima zeminin
yüzünde merhamet isteyen zîhayatların imdadına
rahmetini gönderen ve gaybdan her sene baharı hadsiz
nimet ve hediyeleriyle doldurup rızka muhtaç bizlere
yetiştiren ve zaaf ve acz derecesi nisbetinde rahmetinin
cilvesini ziyade gösteren bir Hâlık-ı Rahîmimizin rahmeti,
bu ihtiyarlığımızda en büyük bir rica ve en kuvvetli
bir ziyadır. Bu rahmeti bulmak, İmân ile o Rahmân’a
intisap etmek ve ferâizi kılmakla Ona itaat etmektir.”
(Bediüzzaman, Lemalar)
Şimdi dönüp kucaklaşma vakti hem baharla, hem de
ihtiyarlıkla.
Lüzumsuz telaşa gerek yok. Yapılacak olan belli.
Ağır giden yol alır. Acele eden, kendini engeller.
Dikkatli yürü hayat yolunda. Yollar ki bir gün kesişecek
ölümün kollarında.
Attığımız her adım âhirete doğrudur.
Yönümüz tek yön, yol oraya doğrudur.
Pişmanlık bir nevi ölümdür. İnsan tövbeyle dirilir.
Günahların karası, gözyaşıyla, tövbeyle temizlenir. Yolumuz
Allah’ın sevdiklerinin yanına varan bir yol olsun
istiyoruz. Yolumuz, bizi oraya çıkarsın istiyoruz inşaallah.
Son bir hamle daha, bir adım daha… Kalkmak üzere
olan bu güvenli gemiye binelim ve kurtuluşa erelim
inşaallah.
Allah’ım tüm dileklerimizi yerine getir. İhtiyaçlarımızı
karşıla. Duâlarımızın kabulünü bizden esirgeme
yâ Rab… Duâ etmemizi emretmişken onu geri çevirme.
Hatalarımızı, unuttuğumuz, açıkladığımız ya da açıklamadığımız,
dile getirdiğimiz ya da getirmediğimiz ne
olursa olsun, dünya ve âhiret için faydalı ne varsa, hepsini
bize lûtfeyle. Şüphesiz Sen çok yakınsın. Duâları
işiten ve bilen sadece Sensin…
Bize dünyada da âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem
azabından koru.
İşlerimize dikkat ve temkin, ihtiyarlarımıza ümitli bir
ömür, sıhhatli ve afiyetli günler nasip eyle. Peygamber
Efendimize sonsuza kadar salât-u selâm ile…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(987 kelime)

 



Yorum Bırakın