Geceye doğan güneş

“O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zat,
kâinatın kemalatını keşfeden canlı bir güneştir.”
— Bediüzzaman

NİCE güneşler gördü gözlerimiz… Senin gibisini

görmedi. Geceye doğan güneşi ise, hiç görmedi.
Sen böyleydin. Sen canlı bir güneştin. Yanacaktın
ama yakmayacaktın. Kâinatı ışıl ışıl aydınlatacaktın.
Ve günü geldiğinde, ışık olup konuşacaktın. Çağlara,
bütün zamanlara seslenecektin.
Sen konuştukça parlayacaktı, Rahmân’ın ışığı yayılacaktı.
Bir, iki, üç derken, en çorak topraklarda yediveren
gülleri açacaktı. Şimdi toprak uykuda, gece sabırda,
kâinat duâda.
Her şey hazırdı, kâinat geleceğine muntazırdı.
Karanlık geceleri, nurun aydınlatacaktı. Rahmân ve
Rahîm olan, Aziz ve Cebbar olan Kadîr-i Zülcemâl güzelliğini
aksettirecek, seninle gösterecekti. Bazıları göz
kapasa da o güneşe karşı, Allah (cc) nurunu tamamlayacaktı.
Allah öyle dilemiş, öyle olacaktı. Kader konuşunca,
herkes susacaktı.
Gözlerin görmediği nice güneşler vardı. Kâinat bir
mucizeye hazırdı. Mübarek bir doğuma muntazırdı.
Vakti, saati geldiğinde, Allah “ol” deyince, her şey olacaktı.
O nurun bir zerresine, nice canlar seve seve hayatını
verecekti. İnsanlık tarihi böyle bir destana, bir daha
asla şahit olmayacaktı.
Nurdan gücünü alan, karanlıktan korkmaz; korkmayacaktı
o cesur yiğitler de. Allah’tan başka hiçbir şeyden
korkmayacaktı onlar. Nurunla, ışığınla yıkananlara son
yok, mağlubiyet yoktu. Ölümsüz bir hayatın müjdeleri
vardı.
Daha da ötesi; şahadet, ebedî cennet vardı. Her şeyin
üstünde; Allah’ın rızası vardı. Yetmez miydi bu şeref?
İnsanlığın başına geçirdiğin bu şeref tacı yeter de artar
bile.
Şimdi hayıflanmak sırası bize geldi derken, toprağa
düşen bir tohum gibi ansızın geceye doğdu güneşimiz.
Nurun içimize düştü çok şükür. Sonsuza kadar hamd ve
senalar olsun Rabbimize.
Kat kat zulmet perdeleri nurunla delinecek. Kâinat
baştanbaşa bir zerre bile kalmamacasına nurunla yıkanıp
arınacaktı. Rabbimizin ezelde yazdığı ne ise o olacak,
o yaşanacaktı. Vakit gittikçe yaklaşıyordu.
Her şey hazırdı, kâinat doğumuna muntazırdı. Hiçbir
misafirin gelmesi bu kadar beklenmemişti. Hiçbir misafir
bu kadar özlenmemişti… Hz. Âdem’den beri hasretle
beklenen sendin. O nuranî kafilenin, yüz yirmi dört bin
nebinin nurunla en başıydın, vücudunla en sonuncusuydun.
“Gel evlât, gel de bizi mahzuniyetten kurtar,
yetimlikten kurtar” diye duâlar edilen sendin. Kaderdeki
halkayı, daireyi tamamlamaya çağrılan sendin.
Hâtemü’l-Enbiya’ydın. Onlar biliyordu ve duyurmak
zorundaydılar bu gerçeği.
Her nebî, kendinden çok, senden haber verdi. Her
nebî, geleceğini müjdeledi. Nurunun aksi, asırları kuşatmışken;
gece nasıl yürürse körler, gündüz de öyle
yürüyecekti. Nasibini sende bilen ve sende bulan asla
yanılmayacaktı.
Bir baharı vardı bu dünyanın elbet. Kara kışlar sürmeyecekti
ilelebet. Mevlâ’nın takdiri vardı. Vakt erişti,
her şey tamamdı. Her şey hazırdı. Kâinat bir kutlu doğuma
muntazırdı. Gün sayıyordu takvimler. Belirmeye
başlamıştı bir bir işaretler.
•••
Önce Ebrehe’nin defteri dürülecekti. Ve tarihe geçecekti
o yıl “Fil Yılı” diye. Doğumuna elli dört gün kala,
hatta ondan da bir müddet önce, Peygamberimizin
(asm) dedesi Abdülmuttalib’e, bir rüyada seslenilip:
“Yürekleri serinleten ve içildiğinde kandıran suyu
ara! Zemzemin yerini kaz. Onu bulduğun zaman artık
onun suları hiç kesilmez… O sana dedelerinden mirastır”
deniyordu.
Abdülmuttalib belirtilen işaretleri izleyip zemzem suyunu
bulmuş, sevinçle tekbir getirmişti. Herkes bu cennet
ırmağına kavuştuğu için bayram yapıyordu âdeta.
Oysa bu suyun kısa bir süre sonra doğacak olan senin
hürmetine çıktığından habersizdiler. Dedeni Mekke’ye
reis yaptılar. Ve sen “Âlemlerin Reisi”, Mekke reisinin
torunu olarak dünyaya teşrif edecektin.
Her şey hazırdı, kâinat kutlu bir doğuma muntazırdı.
Kâbe’nin şöhreti git gide yayılıyor ve Yemen valisi
Ebrehe’nin iştahını kabartıyordu. Nice hileler ve çareler
düşündü insanların nazarını kendi ülkesine çekmek
için. Ama başaramadı. Kâbe’ye alternatif mekânlar yaptı
ama olmadı, tutmadı. Mekke’nin parlayan yıldızını
söndürmek için yola koyuldu. Kâbe’yi yerle bir etmek
istiyordu. Doğumuna elli dört gün kala.
Ebrehe’nin askerleri, dedenin develerine el koymuştu.
Onları istemek üzere yanına gittiğinde şaşırmıştı Ebrehe.
Kâbe hakkında bir şeyler söylemesini istedi ama
beklediği olmadı. “Ben develerin sahibiysem, Kâbe’nin
sahibi var, bana söz düşmez” dedi. Ebrehe kudurdu.
Öfkeden köpürdü bu sözler karşısında; “Kâbe’yi bana
karşı korumaya kimsenin gücü yetmez” diye bağırıyordu.
Abdülmuttalib; “Onu korumak Allah işidir. İşte sen.
İşte Allah” deyip, çekildi aradan. Kâbe’ye varıp Allah’a
duâ etti. Dünyaya teşrifine, kutlu doğumuna elli dört
gün vardı.
Ebrehe hücuma geçtiği gün, tarihler 570 yılının Muharrem
ayının 17. gününü gösteriyordu ve günlerden
Pazardı.
Hücum emri verildi. Ama ordunun önündeki o muazzam
fil, bir türlü harekete geçmiyordu. Her yöne koşuyor,
ama Kâbe’ye doğru bir adım atmıyordu. Olduğu
yere yığılıyordu bu ‘Mahmut’ isimli süslü püslü savaş
fili.
Filin halinden bir ibret ve ders alamadı Ebrehe. Ardından
deniz tarafından kuşlar göründü. Ebabil kuşlarıydı
bunlar, ayaklarında ve gagalarında küçük taşlarla
geliyorlardı. Kuş ordusu, yere bıraktıkları taşlarla,
Ebrehe’nin ordusunu buğday tarlasındaki kesilmiş
buğdaylara döndürdüler. Birer birer yerlere serildiler.
Kırlangıca benzeyen bu kuşların attığı taşlardan, Kâbe
yönüne gitmemenin mükâfatı olarak “Mahmut” adındaki
fil, sağ olarak kurtuldu. Ardından yağmur ve seller
gelip, ne varsa meydanda her şeyi silip süpürdü. Önüne
katıp götürdü Kâbe’yi yıkmak isteyenlerin acıklı sonlarını,
Rabbimiz kırk yıl sonra Fil Sûresi’nde anlatacaktı.
Evet, senin için her şey hazırdı. Kutlu doğuma kâinat
muntazırdı. Sen geleceksin diye Mekke’ye, Kâbe’ye,
kıbleye kimse yaklaşıp bir zarar veremiyordu. Sevgili
vatanını, Rabbin koruyordu. Ve o an geldi, sayılı günler,
saniyeler tükendi. Geceye doğacak olan güneş, Rebiülevvel
ayının 12. gecesinde (571 yılının 20 Nisan Pazartesi
gününde) Şıb adındaki bölgenin Leyl denilen
sokağında bir güneş gibi doğdu.
Bu güneş sadece Mekke’yi ve Leyl denilen o sokağı
değil, bütün kâinatın gecesini bir anda aydınlattı.
Dünyaya teşrifinde bir dizi harikaya şahit olanlar
vardı.
Sünnetli ve göbeği kesik olarak gelmiştin. Daha doğduğun
anda secdeye kapanır gibi yere uzanmış ve başını
kaldırıp semaya bakmıştın. Ey nur bebek, her şey
senin için hazırdı. Kâinat doğumuna muntazırdı.
Kutlu doğumun sırasında sevgili anneciğin Hz. Âmine
Hatun, gördüğü ışığın doğu ile batı arasını aydınlattığını
söylemişti. Başında bulunan eben Şifâ Hatun da
aynı şeyden bahsetmişti ve demişti ki:
“Allah Resûlü doğduğunda, kulağıma bir takım sesler
geldi. Ve maşrıkla mağrip (doğu ile batı) arasını bir
nur kapladı. O anda, bazı Rum diyarlarındaki sarayları
gördüm ki, yıkılmakta idiler. Sonra, Allah Resûlü’nü
emzirmeye koyuldum. O sırada vücudum titremeye,
gözlerim de kararmaya başladı. O küçük yavruyu gözden
kaybettim.”
Doğum sırasında Hz. Âmine’nin yanında bulunan
Fâtıma Hatun da:
“Allah Resûlü dünyaya teşrif etmek üzereyken, her
taraf nurla doldu. Nereye baksam, gündüz gibi bir aydınlık
görüyordum. Gökteki yıldızlar, üstümüze salkım
salkım iniyor sandım ve onların altında kalırım diye
korktum. Bu durumu ömrümce unutmadım. Ve Allah
Rasulü (asm), peygamberliğini ilân eder etmez, ilk
Müslümanlardan olmak için hemen yanına koştum” demişti.
Kutlu doğumu sırasındaki harikalar, peygamber hanesinden
sonra bütün Mekke’ye, daha sonra da dünyaya
yayıldı.
Kâbe’de bulunan putlar, o gece hep baş aşağı devrildiler.
Sava (Save) adıyla bilinen ve ateşperestler (ateşe tapanlar)
tarafından mukaddes kabul edilen gölün suları,
yine o gece kurudu.
İstahrâbad bölgesinde bulunan ve ateşperestler tarafından
tanrı olarak kabul edildiği için, bin seneden beri
söndürülmeyen ateş, o gece söndü.
Meşhur Fars Hükümdarı Nuşirevan’ın sarayı, sanki
deprem oluyormuş gibi sallandı ve on dört kulesi o gece
devrildi. Fars Hükümdarı, kulelerin yıkılış sebebini, o
devrin en ünlü kâhini (gelecekten haber veren kişisi)
Sâtıh’a sordu. Bu adam, yüz yaşını geçmişti ve ömrünün
son günlerini yaşıyordu.
“Kitaplarda haber verilen son Peygamber, öyle sanırım
ki şu an gelmiştir. Sarayın yıkılan on dört kulesi,
sizden on dört hükümdar geçtikten sonra, devletinizin
yıkılacağını gösterir. Kutsal ateşinizin sönmesi de, o
Peygamberin ateşe ya da puta tapanlara karşı üstün geleceğine
işarettir” dedi. Satıh’ın dedikleri aynen çıktı.
Taştan oyulmuş putlara tapanlar, sonunda o putlar
gibi darmadağın oldular.
Ateşe tapmakta ısrar edenler, ebedî bir ateşe kavuştular.
Fars (İran) Hükümdarı Perviz, daha sonraki yıllarda,
Peygamberimizin (asm) gönderdiği “İslâm’a dâvet”
mektubunu parçalamıştı. Bunun cezası olarak, öz oğlu
tarafından hançerle parçalandı. Ülkesi ise, on dört hükümdarın
idaresinden sonra, Hz. Ömer (ra) zamanında
İslâm toprakları arasına katıldı.
•••
Saadet asrından bir hatıra:
Sahabelerden Ebu Cafer anlatıyor:
“Allah Resûlü dünyaya gelmeden önce, çok yaşlı bir
insan olan Zeyd b. Amr, beni yanına çağırıp:
‘Ben, Hz. İsmail’in neslinden bir peygamber bekliyorum.
Ama onun zamanına kadar yaşayacağımı zannetmiyorum.
Ben, geleceğinden emin olduğum o peygambere
inanıyor ve onun resûl olduğuna şahadet ediyorum.
Eğer ona yetişecek olursan, benden selâm söyle’
dedi.
Daha sonra da, o peygamberin özelliklerini anlatmaya
başlayıp:
“O’nun boyu ne uzun, ne de kısadır. Gözlerinde kırmızılık
bulunur. İki kürek kemiği arasında, peygamberlik
mührü vardır. Adı Ahmed’dir. (Peygamberimizin
İncil’deki ismi ‘Ahmed’dir.) O Mekke’de doğacak ve o
şehirde Peygamber olacaktır. O bütün Peygamberlerin
sonuncusudur” dedi.
Ben, Zeyd b. Amr’ın anlattıklarını, yıllar sonra Allah
Resûlü’ne ilettim ve selâmını söyledim. Allah Rasulü tebessüm
ederek:
“Ben onu, eteklerini sürüyerek Cennette dolaşırken
gördüm” buyurdu.
Allah Resûlü, daha gelmeden önce, bilinen ve iman
edilen bir Peygamberdi.
Evet, Rabbimiz, Habib-i Ekrem’inin (asm) bu mübarek
gecede dünyaya teşrifi hürmetine, bizleri af ve mağfiret
buyursun. Böyle bir peygambere ümmet eylediği
için sonsuza kadar hamdolsun. Rasul-i Ekrem’e sonsuza
kadar salât-ü selâm olsun.

(1365 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.