Çocuk Bir Tohumdur; Anne Kalbinde Büyür

ÖNCE ÜMİT, sonra ümit…
Ama hep ümit, hep ümit…
Şimdi daha da muhtacız ümide,
Ve onu besleyen sevgiye, samimiyete…
Şefkate…
Ve dahi o sonsuz rahmete…
•••
Rabbim, evlerimizi susuz,
Yuvalarımızı çocuksuz bırakma…
Aç kalsak, uykusuz olsak da olur…
Ama ne olur bizi gözbebeklerimizden ayırma…
Ve o masum ve şen seslerden…
Bizi uzak bırakma Allah’ım…
Ne olur…
Anaların duası hürmetine Rabbim ne olur…
•••
Açılmadı bu sabahta belki nice bin kapı…
Belki de milyon kapı…
•••
Gözleri yollarda annelerin, babaların…
Çocukları, torunları daha dönmedi oyundan,
Dönmedi daha okuldan onların…
Belki de hiç dönmeyecekler…
•••
Analar, babalar hep böyle bekler…
Bekleyecekler de…
Suriye’de, Mısır’da, Türkiye’de,
Analar hep aynı, her yerde…
•••
Analık, babalık duygusu değişmiyor,
Hiç bir devirde, hiç bir yerde…
Rahmanın sonsuz rahmetidir bu…
O mahzun gönüllerde tecelli eden…
•••
Unutulmasın diye hatıralar,
Hem de en ince ayrıntısına kadar
Nakşedilmiştir yüreklerine…
Bir şiir gibi…
•••
Yıl değil, asır geçse unutmaz onlar…
Yağmur çeken bir ormandır analar, babalar…
387
Biz nerden bileceğiz ki bunu…
Daha ana baba olmadıysak…
•••
Bir gün yaprakları sararmış,
Sayfaları eskimiş
Kur’an’lar kalacak onlardan geriye…
•••
Şaşıracağız bir gün o sayfaları çevirdikçe…
Küçük notlar göreceğiz içlerinde…
Ve bir damla gözyaşıyla dağılmış mürekkep lekeleri…
Kiminin doğum, kiminin ölüm tarihleri…
•••
O zamanlar, sayılı nefeslerden ibaretti dünya,
Daha üç günlüktü şu dünya…
Bu kadar uzamamıştı hayat.
Ha şimdi, ha az sonra bitti bitecek gibiydi…
Herkes kendini misafir bilirdi…
•••
Onca sevinci, onca acıyı nasıl da yaşamışlar,
Sessizce ve mü’mince…
Yüreklerine yazdıkları yetmezmiş gibi…
Bir de not düşmüşler tarihe…
Şahidiyim bunun, en yakınımdan bilirim…
•••
İşten size eski bir takvimden unutulmaz bir yaprak:
“Canım eşim, bu gün vefat etti.”
•••
Yüreğimiz o zaman ‘cız’ edecek…
Neler çekmiş o hisli yürekler neler…
O zaman anlayacağız,
Belki de, bir derece hissedeceğiz…
•••
Melekler şahittir neler yaşadıklarına…
Eşya şahit, yorgun eller, yorgun ayaklar şahit…
Şimdi de gün, güneş şahit…
•••
Kulakları hep ayak seslerinde,
Yorgun gözleri pencerelerde…
Duada dilleri…
Bir kötü haber ulaşmasın diye…
•••
Bulutlar yükünü en evvel anaların, babaların kalplerine
indirir…
Ne olursa hep Allah’ın emriyledir…
Kadere rıza, takdire tevekkül onlar için bir hazinedir…
Beklediler hep bekleyeceklerde…
•••
Allah’ım ne olur…
Dört bir yanımızı saran o şen seslerden…
Bahçelerimizi çiçeksiz ve meyvesiz,
Yarınlarımızı ümitsiz ve neşesiz bırakma…
•••
Erkek annesi işinden, kız babası sesinden bellidir…
Onların dualarını cevapsız bırakma…
•••
Balkonundaki çiçeğe su veren elleri,
O mis kokulu, dua kokulu elleri,
Çiçek elleri ne olur cevapsız bırakma…
Çocuklar, kalplerinde büyür annelerin ve babaların…
•••
Selam ile şenlenir insanın içi…
İçi ki; bir denizdir annelerin…
Yüzme bilmeyen boğulur orada…
Kaybolur orada…
Everest Tepesi, Gulam çukuru ne ki?
Şahikalar ve uçurumlar onların içinde…
Yaşadıkları her an bir med-cezir…
•••
Narin ellerini uzatır bir anne…
Kısık sesiyle, inler gibi…
Dua için evlatlarına…
Yeryüzünün tüm evlatlarına…
O eller ki, yürekler kadar temiz…
•••
O yürekler ki, engin bir deniz misali dupduru ve berrak…
Rabbim, her ismi güzel olan Allah’ım…
Minnacık kalplerimize, rahmetinle binler âlemler gizleyen
Rabbim…
Rahmaniyetinden azamî istifade edenlerden eyle…
•••
Bu mübarek validelerin duaları hürmetine,
Bizim de dualarımızı kabul eyle…
Şu dünyada, hiç bir anneyi ve hiç bir babayı;
Gözü yaşlı, kalbi mahzun ve yalnız bırakma…
O masum yavrularımızın seslerinden,
O neşeli ve şen seslerden,
Hiçbirimizin evini ve bahçesini mahrum bırakma
Allah’ım…
•••
Dalda öten bülbülümüzdür,
Gözümüz gibi baktığımız
Saksıdaki en nadide çiçeğimizdir onlar…
Duamızla onları hıfz ve himayetin altına al Ya Rabbi…
Ne olur Allah’ım ne olur…
Âmin, Ya Muin…
Ya Müstean, Ya Hafiz…
Âmin, Ya Rahman…

Bir öykü
Hasat zamanıydı.
Çiftçi bir ailenin tüm fertleri büyük bir tarladaki buğday
demetlerini arabalara yüklüyorlardı.
Aile fertleri, aralarında güzel bir iş bölümü yapmışlardı.
Herkesin işi başka başkaydı.
Evin annesi, orakçıların hendek kıyısında biçemedikleri
başakları toplarken, küçük bir ağacın dalları arasında
bir salkım üzüm gördü.
“Oh, bu kavurucu sıcakta bu bir salkım üzüm ne iyi
gider” diyerek, salkımı kopardı. Tam yemek üzereydi ki,
gözü az ilerisinde, demetleri arabaya yükleyen kocasına
takıldı.
“Onun bu üzümlere benden daha fazla ihtiyacı var.
Sabahtan beri en çok o çalışıyor” diyerek üzüm salkımını
kocasına götürüp verdi.
Adam, bu beklenmedik ikrama çok sevindi. Tam
üzümleri iştahla yemek üzereydi ki, buğdayları tırmıklayan
küçük kızını gördü ve:
“Küçük kızım ne kadar da zayıfmış” dedi. “Bu üzümleri
götürüp ona vereyim.”
Küçük kız, babasının ikram ettiği üzümleri sevinçle
aldı ama tam yemek üzereydi ki, o da, başakların deste
deste yüklendiği arabanın üzerindeki ağabeyini gördü.
“Zavallı ağabeyim, güneşin altında saatlerdir çalışıyor.
Dili damağı kurumuş, birbirine yapışmıştır. En iyisi,
bu üzümleri götürüp ona vereyim” dedi.
Delikanlı, küçük kardeşinin kendisine uzattığı üzüm
salkımını neşe ile aldı. Tam yiyecekti ki, o da, hendek
kenarında iki büklüm çalışan annesini gördü.
“Anneciğim ne kadar da yorulmuş. Ben iyisi mi bu
salkım üzümü ona vereyim o yesin” dedi ve üzümü annesine
götürdü.
Evin annesi, üzüm salkımının dönüp dolaşıp kendisine
geri geldiğini görünce, olanları hissetti ve kendisine
böyle sevgi dolu yüreğe sahip şefkatli aile bahşettiği
için Allah’a şükretti. Ve bütün ailelerin kendileri gibi
mutlu olmaları temennisinde bulundu.
(Selim Gündüzalp, Sevgi öyküleri 2, s.43, Zafer
Yayınları)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.