Cennet kuşu konuştu | Selim Gündüzalp

Cennet kuşu konuştu

— Sevgili Yeğenim Hande’ye…

17 AĞUSTOS’TAN hemen sonraki gecelerden birinde
seni rüyamda gördüm. Şimdi o rüyanın
üzerinden on bir yıl geçti. Bazı kareler silinse de,
bazı sahneler tüm canlılığıyla hafızamda.
Beyaz giysiler içindeydin. Yeni Camii’nin musallasında
yatıyordun. Bir tabut içinde upuzun.
“Ne olur ölme, ne olur ölme!” diye yalvarıyordum
Rabbime. Hemen kucakladım. Kaptım, götürdüm seni.
Şaşkındım, ne yapacağımı bilmiyordum. Yolda Dr. Sâdık
Ağabey’i gördüm. “Ne yapayım?” diye soran bakışlarla,
ondan yardım istedim. “Çabuk hemen soğuk bir suya
batır, çıkar.” dedi. Ben de seni bir su yalağının içine art
arda batırıp çıkardım.
Yine aynı cümleleri tekrarlıyordum: “Ne olur ölme,
ne olur ölme!” diye Rabbime yalvarıyordum. Sen beyaz
elbiselerinin içinde upuzun yatıyordun.
“Allah’ım, ne olur bu kızcağız yaşasın.” diyordum.
“Ne olur ölmesin.”
Ve sen gözlerini açıp gülümsedin birden. Oyun oynar
gibi: “Ceeeee” dedin. Ben de “Allahuekber” diyerek
uyandım.
O kadar gerçekti ki gördüğüm, sen yaşıyordun, ölmemiştin.
O karanlık geceyi, verdiği bu mesajla Rabbim
nur eyledi. Oysa daha birkaç gün önce, cenaze namazını
kılıp, seni cennete uğurlamıştık. Rabbim ölmediğini
müjdeledi. Bu rüya ile bunu hissettim.
Seni öylesine sevdik ki; hep aramızda bildik. Hiç yok
saymadık; çünkü şehitlerin ölmeyeceğini biliyorduk.
Rabbim Kur’an’da bildirdiği için:
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme!
Bilakis onlar hayatta olup, Rab’lerinin katında yaşarlar,
rızıklanırlar. Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere
kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler. Arkalarından
henüz kendilerine kavuşmayan müstakbel şehitlere,
‘kendilerine hiçbir korku olmayacağına ve üzüntü
hissetmeyeceklerine’ dair de müjde vermek isterler.” (Âl-i
İmran Suresi, 169-170.)
Zelzelede ölenler, manevî birer şehit sayıldığına göre,
senin gibi çocuk yaşta vefat edenlerin Kur’an’ın bu müjdesinden
nasibi çok daha fazladır inşallah.
Sadece ayrılığına üzüldük, ölümüne değil. Ölüm yoktur
şehitler için. Onlar öldüklerini de bilmezler. Sen de
bir şehittin. Ve artık ölmeyenlerle beraberdin.
•••
Uzun bir zaman sonra, hatıralarıyla yine dünyama
misafir oldu güzel yeğenim. Müjdeler, mesajlar verdi.
Cennet kuşu konuştu. Hissettiklerimi paylaşayım hemen:
“Siz beni görmeseniz de, ben sizi görüyorum. Benden
iki sene sonra dünyaya gelen kardeşim Aslı Nur’u
da her gece alnından öpüyorum doya doya ve sevgiyle.
Ne kadar da bana benziyor. Ama huylarımız farklı.
Benim yaşım hep aynı. O ise devamlı büyüyor. Yaşta
da, boyda da beni geçti maşallah. Artık o benim ablam
oldu.
Bazen annemi, bazen babamı ağlarken görüyorum.
Ne olur, ağlamayın. Ne olur salkım söğüdüm, iki gözüm,
ne olur ama, ağlamayın… İnanın, ben çok güzel ve özel
bir yerdeyim. ‘Cennet’ dedikleri o müstesnâ yerdeyim.
Buraya herkes gelemiyor. Çok özel misafirleriz, cennet
kuşlarıyız biz.
Ne anlatsam size, nafile… Hep dünyanın ölçüleriyle,
renkleriyle ve şekilleriyle algılayacaksınız. Yok, yok,
öyle sandığınız gibi değil. Bildiğiniz, duyduğunuz hiçbir
şeye benzemiyor burası. Hayal bile edemezsiniz. O kadar
güzel ki… Ne anlatsam, anlayamazsınız, görmeden
bilemezsiniz. Yok yok burada. En güzel şeyler burada.
Dünyada neyi arzu ettiysem, gerçeği burada. Her şeyin
aslı, esası cennette var. Burası Allah’ın sonsuzluk ülkesi…
Er ya da geç, bir gün ayrılacaktık. Ama buraya gelebilecek
miydik? Kolay değil buraya gelmek. Bazı şartları
var. Erken yaşta, çocuk yaşta gelenler için çok özel
yerler buraları.
Dünyada beraber olduğumuz günleri unutmuyorum.
Bir gün yine beraber olacağımız günleri de sabırla bekliyorum
ve arzuluyorum. İnşallah bir daha hiç ama hiç
ayrılmayacağımız o günleri…
Canım babacığım; anneciğime söyler misin, benim
için sakın endişelenmesin, kendini hiç üzmesin. Ben
öyle güzel bir yerdeyim ki, bilse hiç ağlamazdı eminim.
Lütfen söyler misin, kendini üzmesin. Benim için ağlayıp
gözyaşı dökmesin.
Kaybedilen bir şey yok ki… Annem sonsuza dek,
yine beni sevecek. Hep aynı yaşta olacağım ve hiç büyümeyeceğim.
Burada öğrendim onu da. Yine seveceksiniz
beni doya doya ve evlât hasretini gidereceksiniz
yine inşallah.
Bazı geceler evimize geliyorum. Hepinizi uzun uzun
seyrediyorum. Konuşmalarınızı dinliyorum. Önce kardeşime,
ardından babama, en son da sana anneciğim,
bir öpücük kondurup gidiyorum.
Ne olur, üzülmeyin aranızda yokum diye. Ben sizden
hiç ayrılmadım ki, hep yanınızdayım. Ama siz beni
göremiyorsunuz. Oysa Rabbim izin verdikçe, ben sizi
hep görüyorum. Neşeli, uyumlu gördükçe sizleri, seviniyorum.
Eviniz güzelleşiyor sizler birbirinizi sevdikçe
ve saydıkça…
Bazen beni hatırladığınızda, hani ağlamaklı oluyorsunuz
ya, buna dayanamıyorum işte. “Hadi ama ağlamayın,
bakın yanınızdayım.” diyorum, gözyaşlarınıza
dokunuyorum, haberiniz bile olmuyor.
Bazen beni fark ediyorsunuz sanki. O zaman dünyadayken
saklambaç oynadığım günler geliyor aklıma.
Yerimi bilecekmişsiniz gibi, bir hoş oluyor içim, heyecanlanıyorum.
Siz beni göremezsiniz ama unutuyorum
işte. Hem ölmedim ki zaten… Ben şehidim. Özel bir yerdeyim.
Sizi oradan seyrediyorum.
Hiç üzüntü, keder yok burada. Burası sevinç yeri.
Dünyanın kendisi bile gözümde eski bir oyuncak artık.
Geçtim onları. Burada öylesine hoş, öylesine yeni eğlencelerim
var ki, hangi birini anlatayım?
Yalnız değilim, pek çok arkadaşım da var. Melekler
de bizimle, beraber geziyoruz. Cennetin her köşesine
girip çıkıyoruz. Çok talihli çocuklarmışız biz. Öyle diyor
melekler. Bizim için büyümek, bizim için ölmek yokmuş
artık. Zor olan, sizin bunu bilmeniz. Size bunu anlatmam
çok zor.”
•••
Güzel yeğenim bir ara sustu. Sonra yine coştu. Cennet
kuşu konuştu. Neden benimle? Bilmiyorum. Yine
hissettiklerimi paylaşayım sizinle:
“Canım anneciğim, babama da söyler misin, her
cuma kabrime gelip dualar ediyor. Kabrimin başında
oturup, benimle uzun uzun konuşuyor. Kabir dediğiniz
ne ki? Cennete açılan bir kapı. Kabrimiz, bizim cennet
bahçemiz.
Aslan babam benim! Hiç bırakmadı beni, hiç aksatmadı
ziyaretlerini. Ne kış, ne de yaz dedi. Her cuma
ama her cuma ziyaretime geldi. Ne vefakâr insanmış. Ne
şanslı kızmışım ben. Ne fedakâr bir babam varmış. Babamla
iftihar ediyorum, anneciğim. Ona teşekkür ediyorum.
Anneciğim, ne sana, ne babama doyamadım ama
Allah’ıma kavuştum, çok şükür…
Bir baba, evlâdını böyle severse, bir de Allah’ın bizi
nasıl sevdiğini düşünün… Tüm anne ve babalardaki
sevgiler, Allah’ın sevgi ve rahmet denizinden bir damla
bile değil. Burada daha iyi anlıyorum bunu. İnanın,
hiçbir şeye muhtaç değilim. Çünkü her şeyden daha fazlasını
buldum, her şeyin sahibi olan Rabbimi buldum…
Rabbimin özel misafiriyim. ‘Cennet’ denilen müstesnâ
bir yerdeyim.
Zelzele gecesi de bir sınavmış, özel bir geceymiş. Seçilip
alınanlar arasında ben de varmışım. Öyle diyor bir
melek. Hani “Babaaa, babaa, baba” diye seslenmiştim
ya dünyadan giderayak.. Sakın ola ki yanlış anlamayın,
korkudan değildi bu sesleniş. Rabbim bana öyle güzel
şeyler gösterdi ki, gördüğüm o güzellikler karşısında
şaşırdım. Sizin de görmenizi çok istedim, hayretimden
seslendim “Babaaa, babaa, baba” diye.
İnanın, başka bir şey değil. Biraz sevinçten, biraz da
hayretimden seslendim, hepsi o kadar…
Sivrisinek ısırması kadar bir acı duydum ya da duymadım.
Hepsi bu…
Her şey güzel burada. Cennetteyim. Yok yok burada.
Ah, size bir anlatabilsem buraları… Sizin ancak rüyalarda
yaşadıklarınızın gerçeklerini yaşıyorum ben burada.
Nasıl arzulardınız, bir bilseniz, nasıl da gelmeye
can atardınız, bir görseniz buraları… Dedim ya, burası
özel bir yer. Size anlatmam çok zor.
Bilin ki, ben emin ellerdeyim. Rabbimin cennetindeyim.
Şehitlerle, benim gibi nice çocuklarla beraberim.
Bize sorgu sual yok. Öyle diyor bizimle olan bir melek.
Babaannemi özledim. Nihan’ı, Berat’ı, Burak’ı,
Şevval’i, kardeşim Aslı Nur’u da. Hele de halamı, amcamı,
eniştemi, yengemi ve teyzelerimi… Saymaya kalksam
bitiremem. Hepinizi özledim…
Beni candan sevdiniz. Kalbinizde özel bir yer ayırdınız
ve unutmadınız. Ben de sizleri hiç unutmadım.
Tek arzum, burada yine beraber olmak. Bir daha hiç
ayrılmamak. Rabbimden bunu mahşer günü isteyeceğim,
dileyeceğim inşallah. Hepiniz için tek tek isteyeceğim
Rabbimden. Şehitlerin dualarını Rabbim geri çevirmeyecekmiş.
Öyle diyor bizimle olan bir melek. Dünyada
soğuk – sıcak, yaz – kış, hastalık, ayrılık, acı, keder…
Neler yoktu ki, neler… Hepsi orada kaldı.
Burada sadece sevinç var. Elemsiz lezzet var. Kedersiz
zevk var. Anlatılmaz ki, yaşanır ancak. Binbir güzellik
var burada.
Uçuyoruz, geziyoruz. Rabbimizin sonsuz nimetlerini
tadıyoruz. Bir an bile olsun, hiç ama hiç burada sıkılmıyoruz.
O hâlleri ve kelimeleri bile unuttuk burada. Hepsi
dünyadaymış meğer.
Ağlamayın, ne olur… Ben emin ellerdeyim. Sizler de
yanıma gelmeye çalışın. Görevlerinizi tam yapın, aksatmayın.
Sizinle beraber olmak istediğimi bilin ve beni
sakın unutmayın.
Buralarda buluşmak dileğimi, sizlerle olmak duamı
mahşer günü Rabbime arz edeceğim inşallah. Ama
sizler de görevlerinizi eksiksiz yapın, aksatmayın, ne
olur…
Sevdim hepinizi. Sizler de beni çok sevdiniz. Özlemez
olur mu hiç sizleri çok seven Hande’niz?”
•••
Güzel yeğenim konuşmasını bitirirken:
“17 ve 56” dedi. Eliyle de ‘3’ işaretini yaptı.
“Şimdi neye işaret ediyor bunlar?” dedim.
“Takvime bakar mısın?” dedi. Baktım. Yine 17 Ağustos
değil mi?
“Peki, 56 ne?” dedim.
“Kur’an’a bakar mısın?” dedi. Açtım, baktım. 56.
sûre, Vâkıa Sûresi ve 17. âyet:
“Etraflarında hiç yaşlanmayan (ebedi yaşamağa erdirilmiş)
çocuklar dolaşır.” (Vâkıa Suresi, 17)*
“Bir 17 daha vardı?” dedim.
“Hani o kırmızı kaplı kitaplar vardı ya bana zaman
zaman okuduğun, benim de çok sevdiğim bir bölüm
vardı ya onların içinde…”
Hatırladım hemen. “Mektubat mı?” dedim.
Başını salladı.
Hemen Mektubat’ı bulup orayı açtım. Bir de ne göreyim?
Sayfa 77’de, “17. Mektub, Çocuk Tâziyenâmesi.”
Gözlerim buğulandı. Güzel yeğenim tatlı bir tebessüm
edip:“Gerisini ordan okursunuz inşallah.” dedi.
“Allahaısmarladık” demeden gitti. Demek ki yine gelecek.
Veda etmediğine göre, uzaklara gitmedi demek.
Bizimle çok alâkadar demek ki…
Neydi bunlar? Neydi bu hissettiklerim? Bir hayal
miydi? Yoksa bir rüya mıydı? Tam bilemiyorum. Ama
sizin gerekli dersleri alacağınıza tüm kalbimle inanıyorum.
Bazen bir hakikat hayal suretinde de görünebilir.
Ama işaret ettiği manalar hem hak, hem de hakikat olabilir.
17 Ağustos 1999 depreminde şehit düşen biricik yeğenim
Hande’ye ve o gece vefat eden tüm şehitlerimize
rahmet dualarıyla, fatihalarla inşallah…
* Âyet mealleri: Prof. Dr. Suat Yıldırım

(1441 kelime)



Yorum Bırakın