Zafer Dergisi Yazıları | Selim Gündüzalp
Zafer Dergisi Yazıları için Arşiv"
Kas 19, 2017 - Tefekkür    Yorum Yok

Niye geldik bu dünyaya?

Bu soruya vereceğiniz cevabı az ya da çok tahmin edebiliyorum. Ama bu bapta demem o değil. Bu defalık bir başka açıdan bakalım bu soruya:

Kimimizde az, kimimizde çok. Hepimizde eksik olan bir şeyler var. Bunları gidermeye, noksanlarımızı tamamlamaya geldik bu dünyaya. Nasıl tamam olur, kemale erer insan? Noksanını bilmekle ve de kusurunu görmekle.

Devamını Oku »

Eki 28, 2017 - Hatıra    Yorum Yok

Cennet kuşu konuştu

17 Ağustos’tan hemen sonraki gecelerden birinde seni rüyamda gördüm. Şimdi o rüyanın üzerinden on bir yıl geçti. Bazı kareler silinse de, bazı sahneler tüm canlılığıyla hafızamda.

Beyaz giysiler içindeydin. Yeni Camii’nin musallasında yatıyordun. Bir tabut içinde upuzun.

“Ne olur ölme, ne olur ölme!” diye yalvarıyordum Rabbime. Hemen kucakladım. Kaptım, götürdüm seni. Şaşkındım, ne yapacağımı bilmiyordum. Yolda Dr. Sâdık Ağabey’i gördüm. “Ne yapayım?” diye soran bakışlarla, ondan yardım istedim. “Çabuk hemen soğuk bir suya batır, çıkar.” dedi. Ben de seni bir su yalağının içine art arda daldırıp çıkardım.

Yine aynı cümleleri tekrarlıyordum: “Ne olur ölme, ne olur ölme!” diye Rabbime yalvarıyordum. Sen beyaz elbiselerinin içinde upuzun yatıyordun.

Devamını Oku »

Eki 27, 2017 - Hatıra    Yorum Yok

Azdan Çoğa Gidilir

Öyle derdi annem…

Nedense bu söz bana iki dilim kızarmış ekmeğin ve üzerine sürülmek için bekleyen tereyağının, rafadan bir yumurtanın, bir avuç peynir, bir de yedi tane zeytinin, güneşin bütün haşmetiyle vurduğu bir sabah sofrasının neşesini, gülümseyen dâvetkâr yüzünü, şen şakrak hâlini hatırlatır.

İnsan misafirdir. Evinde de, dünyada da. Allah’ın dâvetlisi bir misafirdir. Hayalim, ne hikmetse, bu söz ve bu manzaraya takılır kalır.

Kaç tane mutluluk vardır? Say sayabilirsen… O kızartılmış ekmekten sıçrayan kırıntılar da dâhildir buna. İşaret parmağımızı dudağımıza götürüp, ıslattığımız ve tek tek topladığımız o kırıntılar da dâhildir.

Ne bereketli sofralardı… Anne; çocuklarının yüzüne bakardı. Çocuklar iştahla ve neşeyle yemeklerini yerdi. Kalpler sevgiyle beslenirdi.

Devamını Oku »

Eki 25, 2017 - Tefekkür    Yorum Yok

Üzümünü ye, sapını ters çevir

Yazın yaşadığım hayret verici olaylardan biri…

Küçük Ahmet Zafer’im, bir Pazar sabahı, misafirimdi. Birlikte kahvaltı yapıyoruz. Sonra meyve faslına geçiyoruz. Elimizde birer salkım üzüm. Her zamanki gibi ben hızlı hızlı yiyip elimdeki salkımı bir kenara bırakıyorum.

Az sonra Ahmet Zafer de bana yetişti. Fakat o, elindeki boş salkımı hemen bir kenara bırakmadı. Elinde evirip çevirmeye başladı. Sonra öyle bir şey yaptı ki, “Daha önce ben bunu niye düşünmedim” diye içimi bir pişmanlık kapladı.

Evet, üzüm salkımını aşağıya değil, yukarı doğru tutup bana baktı ve:

“Dede! Tıpkı bir ağaca benziyor, değil mi?” dedi.

Devamını Oku »

Eki 18, 2017 - Tefekkür, Yaşam, Yazılar    Yorum Yok

Adını andım, rahatladım Allah’ım!

 

İstediğim gibi gitmiyor bazan işler..
Dokunuyor ruhuma her ne var ise..
İncitiyor kalbimi..
Zindanda boğazı sıkılan bir adamım sanki..
Ellerim titriyor..
Dizlerim de öyle..
Artık merdivenleri sayıyorum,
Yolları, yokuşları hesaplıyorum..
Gözüm kesmiyor..
Birkaç dakikada hem de çifter çifter..
Bilmem o kaç basamaklı merdivenleri,
tek nefeste çıkmak geçti artık..
En az basamak,
En az merdiven neredeyse oradayım..
O yolu tercih ediyorum..

Devamını Oku »

Eki 16, 2017 - Tefekkür, Yazılar    Yorum Yok

Geçip de Aynaya Soran Var mı?

Geçip de aynanın karşısına yüzüme bakacak gözüm yok. Verdiğin emanet ne güzeldi Allah’ım. Onu lâyıkınca taşıyamadım. Yüzüme bakacak gözüm yok. Ellerimde kirlendi emanetin. Elmas iken, âdî bir cama döndü. Kıymetini bilemedim. Kırk-elli yılda eskidi derim, pörsüdü cildim. O güzellikten bir eser yok. Yok yakınımda kimsecikler. Bir Sen varsın, bir Sen. Hâlimi, derdimi bilen. Bir an olsun beni yalnız bırakmayan. Sadece Sen… Gerçek Sahibim, Mâlikim, Efendim, Rabbim, İlahım, Allah’ım, sadece Sen…

Devamını Oku »

Eki 16, 2017 - Tefekkür, Yazılar    Yorum Yok

Bahar Bahçelerinden Geçtik Bu Sabah

Mis gibi toprak kokuyordu her yer. Toprak ki mayamızdır. Hayat kokar, insan kokar… Üstünde taşır bizi… Bahar bahçelerinden geçtik bu sabah… Geçtik gözlerimizle okşaya okşaya ağacı ve toprağı… Ne kadar da hasretlenmiş yüreğimiz bahara.

Her mevsim güzeldir ama bahar bir başka… Bahara hasret, bahara sevda bir başka… Her mevsim çağırır ama bahar çağırmakla kalmaz, bahar bağırır. Bağrına basmak için bahar bağırır. Bu çağrıyı duymayan ya kör ya sağır…

Bahar bahçelerinden geçtik bu sabah. Konuştuk ağaçlarla, kuşlarla… Kış, kışlık ibadetini yaptı ve gitti. Bu kış bizi hiç üzmedi. Bilelim bilmeyelim, duyalım duymayalım, bir duası, bir dili var her şeyin…

Devamını Oku »

Eki 16, 2017 - Tefekkür, Yazılar    Yorum Yok

Hazreti Peygamber (sav) Sizi Seviyor

Bir yayın evinin kataloğunda: “Darwin sizi seviyor.” isimli kitabın resmini görünce tepem attı. “Kim bu adamlar?” dedim. Darwin’i, Freud’u, Nietzche’si, bilmem daha nicesi… Kim bu adamlar? Bizi neden sevsin bunlar, neden sevsin ki? Bunlar, kendileriyle bile zaten barışık olmayan tipler. Bizi niye ki sevsinler? Ne yani? Yamyamlar da insanları seviyor diye, kucak mı açalım? Sevmez olsun, olmaz olsun bu tarz sevgiler. Bıktık bu sözleri duymaktan…

Medyada her gün bir başkası sahne alıyor. Filan ve falan kişi sizi çok seviyor diye. Allah aşkına, bu adamların bizi sevmekle işi ne ki? Kim zorluyor onları? Sevmesinler, sevmez olsunlar. Sadece “kalp” denilen yumruk kadar bir et parçasını taşıyanlar sevmez olsunlar. O kalbin etrafındaki binlerce duygudan ve maneviyattan habersiz yaşayanlar, sevginin adını lütfen kullanmasınlar. “Sizleri seviyoruz.” diye diye insanlığı sevk ettikleri bu uğursuz yolda kısılsın sesleri. Kendileriyle beraber çekilip gitsin sevgileri.

Sevgisiz insanların sevgileri, bütün insanlığın başına belâdır. Ve onların bugünkü kalıntıları, yaşayan fosil tipler; sözüm ona, bu meş’ûm meşhurların arkasına sığınıp da gerçek yüzlerini saklamasınlar. Açıkça konuşsunlar: “Aslında sizi seviyoruz demekten maksat, hayatınızı karartmaktır. Düştüğümüz çukura sizi de yuvarlamaktır.” desinler. Varsa yürekleri, gerçeği söylesinler.

Bunlar, Allah’ın, ahiretin, meleklerin varlığına inanmazlar ama şeytansız da yapamazlar. Şeytanın ağızlarına çaldığı bir söz de; “Sizi seviyoruz.” olsa gerek.yalan sözlerle aldatmak, huyları bunların. “Hileli adam kendini sevdirir, kendini çekmez. İğfal ve aldatmaya daima çalışır.” diyor Bediüzzaman. (Mektubat, On Altıncı Mektup, 70)

Şeytanlar maskesiz dolaşsaydılar, bunların yanında çok daha masum kalırdılar. Hiç olmazsa dostumuzun düşmanımızın kim olduğunu bilirdik. Gerçek yüzüyle dolaşmaktan mahrumdur düşmanlar. Sevgilerine asla güvenmeyeceğimiz tiplerdir bunlar. Her ne kadar meşhur olsalar da, bir yığın takipçileri bulunsa da…

Peki, bizi gerçekten seven biri yok mu? “Bizi seven, nasıl sever, sevdiğini bize nasıl gösterir?” derseniz işte cevabı.

Devamını Oku »

Eki 16, 2017 - Tefekkür, Yazılar    Yorum Yok

Bir Su Damlasının Hayali

su damlasi

Mini minnacık bir su damlasıydı… Küçük mü küçüktü ama hayali büyüktü. Bir çınar ağacının son kalan yapraklarından birinin üstünde, en son damlaydı o.

Yağmur dinmiş, güneş bulutların arasından yüzünü göstermek üzereydi. Bu yaprağın üstünden, nice sayısız su damlaları akıp geçmişti. Fakat bu damla başkaydı. Yaprağın, ağacın bir parçasıydı sanki. Durduğu yerden de razıydı, mütevekkil bir edası vardı…

Devamını Oku »