Ölümü nasıl bilirsiniz?

ÖLÜMÜ her ne kadar hayattan çıkarıp uzaklaştırmaya çalışsak da, yine aynı hızla geri dönüyor her gün. Biz ölümü unutsak da, ölüm bizi unutmuyor. Şehrin dışına götürüp taşısak da mezarları, ölüm şehirlerde kol geziyor. Mezarları şehrin dışına taşımakla, ölüm yanımıza gelmeyecek zannediyoruz. Büyük aldanış…

Gençliğine güvenme; ölen hep ihtiyar mı?

DALLARDA tomurcuklar, çatlamaya hazırlar… Yakındır, emir geldi gelecek… Bekliyorlar… Hayat fışkırıyor dört bir yandan, bunca ölmüşler arasından. Hayat görünen ve gizlenen bir mucize. Görenedir görene… Köre ne? Çoktandır baharı özledik. Ne zaman gelecek diye yolunu bekler olduk. Baharın müjdesi insanın içine düşünce, bir kıpırdanmadır başlıyor….

Hasretle geçer ömrümüz

Asr-ı saadetten bir hatıra ki, ömre bedel Ömrün içinde bir hasret ki, o ömür kadar güzel… DÜNYA ve biz… Dalgalı deniz… Bazen iner, bazen yükseliriz. Bir kararda kalmayız. Hepimiz ama hepimiz. Az ya da çok, bir şeyler bekler, hayattan bir şeyler ümit ederiz. Sayısız şeylere…

Bir yanda mahşer, bir yanda dertler

    Yiğit düştüğü yerden kalkar. — Atasözü GECE, bir uçurum gibi. Düşersin içine birden. Hiçbir şey anlamadan. Anladığını da anlatamazsın zaten. Düşersin işte. Bir derdin varsa, inlersin. Elini böğrüne kor, kanlı bir bıçak gibi saplarsın bir yanına. Akan kanın da sızısını duymazsın ya… Gecenin…

Şimdi kim bilir neler anlatır sana ölüm…

Hiç aklına gelir miydi bir gün öleceğin? ÖLDÜN İŞTE… Şimdi kim bilir neler anlatır sana ölüm… Öyle ya, eninde sonunda başına gelecek hâllerden birinin de bu olacağını yaşarken hiç düşünmedin. “Yeryüzünde yaşayan bunca insan arasında bana mı sıra gelir? Beni mi bulur bu ölüm?” derdin….