İnsanın hayatı, kalbinin hayatıdır…

İnsanı kalbi çeker götürür… Kalbi kucaklayacak, kalbi içine alacak temiz düşünceler ve hamleler gerek… Kalbimizi sarsmayan hiçbir fikir, hiçbir olay üzerimizdeki etkisini uzun süre sürdüremiyor. Kalbimizi yumuşatan, onu derinden derine etkileyen her şey, hayatımızda yer buluyor. Orası, hayatın merkez üssü… İnsanın hayatı, kalbinin hayatıdır aslında.

Niye geldik bu dünyaya?

Bu soruya vereceğiniz cevabı az ya da çok tahmin edebiliyorum. Ama bu bapta demem o değil. Bu defalık bir başka açıdan bakalım bu soruya: Kimimizde az, kimimizde çok. Hepimizde eksik olan bir şeyler var. Bunları gidermeye, noksanlarımızı tamamlamaya geldik bu dünyaya. Nasıl tamam olur, kemale…

Cennet kuşu konuştu

17 Ağustos’tan hemen sonraki gecelerden birinde seni rüyamda gördüm. Şimdi o rüyanın üzerinden on bir yıl geçti. Bazı kareler silinse de, bazı sahneler tüm canlılığıyla hafızamda. Beyaz giysiler içindeydin. Yeni Camii’nin musallasında yatıyordun. Bir tabut içinde upuzun. “Ne olur ölme, ne olur ölme!” diye yalvarıyordum…

Azdan Çoğa Gidilir

Öyle derdi annem… Nedense bu söz bana iki dilim kızarmış ekmeğin ve üzerine sürülmek için bekleyen tereyağının, rafadan bir yumurtanın, bir avuç peynir, bir de yedi tane zeytinin, güneşin bütün haşmetiyle vurduğu bir sabah sofrasının neşesini, gülümseyen dâvetkâr yüzünü, şen şakrak hâlini hatırlatır. İnsan misafirdir….

Üzümünü ye, sapını ters çevir

Yazın yaşadığım hayret verici olaylardan biri… Küçük Ahmet Zafer’im, bir Pazar sabahı, misafirimdi. Birlikte kahvaltı yapıyoruz. Sonra meyve faslına geçiyoruz. Elimizde birer salkım üzüm. Her zamanki gibi ben hızlı hızlı yiyip elimdeki salkımı bir kenara bırakıyorum. Az sonra Ahmet Zafer de bana yetişti. Fakat o,…

Sözler yetmez seni anlatmaya

Eskiden böyle değildi. İçim ürperirdi sonbahar deyince. Kapanırdım eve, bir köşeye çekilirdim öylece. Sonra sonra, okudukça Risaleleri ve Sözleri, açıldı ufkum, barıştım bu mevsimle. Düpedüz haksızlık ettiğimize inanıyorum sonbahara, kış bu öncesi bahara… Üzülürdüm yazın geçişine. Çok şükür şimdi, “Yaz geçti” diyebiliyorum. O kadar çok…

Adını andım, rahatladım Allah’ım!

  İstediğim gibi gitmiyor bazan işler.. Dokunuyor ruhuma her ne var ise.. İncitiyor kalbimi.. Zindanda boğazı sıkılan bir adamım sanki.. Ellerim titriyor.. Dizlerim de öyle.. Artık merdivenleri sayıyorum, Yolları, yokuşları hesaplıyorum.. Gözüm kesmiyor.. Birkaç dakikada hem de çifter çifter.. Bilmem o kaç basamaklı merdivenleri, tek…

Her Ölüm Bize Kendi Ölümümüzü Hatırlatır

  Rahmet yağıyor sicim gibi… Dökülüyor gökten sayısız hazineler üzerime… Acaba bir şey mi var? Bir yerden bir haber mi? Evet, çok sevdiğim Şener ve Şeref kardeşlerimizin babaları vefat etmiş. Haberini alıyorum. Dilim, kalbim duâya duruyor. Çok değil, daha geçen hafta odasına girip elini öpmek…

Geçip de Aynaya Soran Var mı?

Geçip de aynanın karşısına yüzüme bakacak gözüm yok. Verdiğin emanet ne güzeldi Allah’ım. Onu lâyıkınca taşıyamadım. Yüzüme bakacak gözüm yok. Ellerimde kirlendi emanetin. Elmas iken, âdî bir cama döndü. Kıymetini bilemedim. Kırk-elli yılda eskidi derim, pörsüdü cildim. O güzellikten bir eser yok. Yok yakınımda kimsecikler….