Çamurla elmas arasında insan

İnsanın güzelliği, ahlâk güzelliği iledir.
— Hacı Bektaş Velî

BÜYÜK IRMAKLARIN sularını her an yenileyişi gibi,
ruhum da her an yenileniyor.
Bazen hayat bir masal kitabı gibi geliyor.
Çocukluğumda okuduğum o masal kitapları gibi…
Sabah oldu mu unuturdum okuduklarımı…
Ama hayat masal değil.
Ağlayan gözden, dökülen her damladan sorumluyuz.
Hayat bir duruş; hayat bir bakıştır.
Ruhun penceresi olan gözlerden inançlı bir bakıştır.
Her an bir saf belirlemedir.
Ya nefsin ardındasın, ya şeytanın yanındasın.
Ya da Allah’ın safındasın.
Çamurla elmas arasında insan…
Sen kim olduğuna karar veremediğin zaman, senin
kim olduğuna başkası karar verecektir.
Kim olduğunu, neden dünyada bulunduğunu, vazifeni
bil, öğren.
Sen kendini yönetemediğin zaman, başkası seni yönetecektir.
Nefsine hâkim olmayı Nurlarla öğren.
Sen gemini yürütemediğin zaman, korsanlar onu yürütecektir.
Nurlardan dersini al da, geminin dümenini doğru
tutmayı öğren.
Her şey ama her şey Allah’ın bilgisi dâhilindedir.
Yarın doğacak güneş, hangi yönden doğacak diye
sorarlarsa de ki:
“Bunu ancak Rabbim bilir.”
Öleceğimizi bile bile yaşıyoruz.
Bundan daha büyük bir gerçek yok.
Bu hayat böyle mi yaşanmalı?
•••
Ey Rabbim!
Ey güneşin, ayın, yıldızların, ışık veren her şeyin yaratıcısı
Rabbim!
Ey dalgaların, kuşların, rüzgârların, denizlerde akıp
giden gemilerin, batan güneşlerin yaratıcısı…
Her şeyin yaratıcısı Rabbim! Kapanan pencerelerimizi
aç, zindanımızın kapısını aç…
Senin gücün karanlık geceleri de aydınlatmaya yeter.
Meded! Ey Rahman’ür Rahimim, meded!
Kozamın içindeki ipekböceği gibi uyuyorum.
Sevgisiz, şefkatsiz, sorular içinde çözüm arıyorum.
Bir Sen varsın Rabbim, bir de Habibin…
Geçiyor, gidiyoruz aynalara baka baka. ‘Ne görüyorsunuz?’
diye ya da ‘Ne gördünüz?’ diye soran yok.
Şimdilik her şey yolunda gözüküyor. Yanlışa, günaha,
haksızlığa razı olmayan bir yanımız da yok değil. O devamlı
dövüyor, tozunu alıyor bir yanımızın. Gözünü kapamayan,
aldanmayan bir yanımız var.
•••
Ne yapsak da güzel bir iz bıraksak şu dünyada, şu
dünya sahillerinde?
Çamurla elmas arası dönme dolap…
Bir o yanda, bir bu yanda insan.
Çamurla elmas arası insan…
Dalgalar çabucak örtüyor ayak izlerimizi.
Sabırla bir iz bırakayım diye çabalıyorum, olmuyor…
Bir dalga hemen de haber almışçasına yetişiyor. Dalgalarla
konuşa oynaşa yürüyorum sahillerden. Bir iz
bırakamıyorum. Geriye doğru baktığımda hiçbir iz göremiyorum.
Dalgalar da dalga geçiyor benimle. Siliniyor geride
bıraktığımız ne varsa her şey, siliniyor birer birer. Sıfıra
sıfır, elde var sıfır…
Dünya bir kararda kalmaz, insan da öyle…
Dünya dalgalı deniz, insan da öyle…
Dünya bir değirmendir döner; insanoğlu bir fenerdir,
bir gün söner…
Siliniyor sahildeki izler gibi her şey.
Bir teselli var ama.
Dünyada eken, âhirette biçen olacak.
Şişeden dökülen su gibi akıp gidiyor hayat, su gibi
akıp gidiyor.
Su, yolunu arar, ben ise kana kana içmek için çeşmeler
ararım. O çeşme, bu çeşme… Bitmez yolculuğum…
Her çeşme başında daha da artar susuzluğum.
Ayaklarım çıplak. Sahilde bir iz de yok… Dalgalar
yuttu…
Her yönden saldırıya geçiyor. Kim mi? Kim olacak?
Fanilik elbette…
İçimi eritiyor, buz gibi esiyor rüzgâr.
“Sana burada hayat yok. Sesini kısacağım, susturacağım”
diyor.
Baskın çıkıyor deniz kokulu rüzgâr. Fanilik ruhumu
üşütüyor. Sahilde iz yok.
Çeşmelerde su yok. Aynalarda görüntü yok. Yok,
yok, yok…
Nerdeyim ben Allah aşkına, nerdeyim?
Öyle bir Var’ın yanındayım ki, o kadar yokum işte…
Varlığımdan utanıyorum…
Akıntıya kapılıp gidenler, çöpten bile meded beklerler.
Yokluğunu bilmek de O’nun varlığına nispetle mümkün.
O zaman, “O kadar varım” mı demeliyim, öyle mi
bilmeliyim?
Yok olmadan, kaybolmadan, bir köşede eski bir eşya
gibi fırlatıp atılmadan güneşe çıkmak yok, ışığı görmek
yok…
Özlemeden kavuşmak yok. Aşk yok…
Gönlü kaynamayana, içi kıpırdamayana yok işte, aşk
da yok…
Âşığın gönlü dağlar yıkardı eskiden.
Şimdi öyle sâfî, öyle gölgesiz aşk da yok.
Kuru gözde yaş da yok, bu derde ilaç da yok…
Bitti artık nasibim, ne varsa hepsi bu kadar.
Gün bitimli, hayat ölümlü…
Bu tüllenen ve gölgelenen dünyada, nasibim bu kadar
mıydı?
•••
Bir kuş bir çalıya sığınır da kendini kurtarır.
Bir kuş kadar da mı olamam? Merci ve melce bilip de
Rabbime niye sığınmam? Yazık…
Ayak izin bile yok. Kendine özgü bir sesin bile yok…
Bir rüzgâr aldı nefesini götürdü, bir dalga da ayak
izlerini…
Sor bakalım şimdi, senden yarına ne kalacak?
Soracaklar bir gün, ne dersin, neylersin, kalbini neyle
teselli edersin?
Sana lazım olacak reçete Nurlarda işte. Aç, neresi
rast gelirse gelsin Mesnevî-i Nuriye’nin, her sayfadaki
her cümle, dalgalı sahillerin ışıldayan deniz feneridir.
Bilesin, kendine gelesin. Açıp okuyasın inşallah.
Uyandım uykulardan şükür ki…
Hem de ne derin uykulardan o Nurlarla..
Bir lokma karın doyurmaz ama bir Söz ruhu doyurur.
Nurların kapısını çal.
Bir müşteri için de olsa dükkân açılır.
Belli mi olur, bir yiğit kırk yılda meydana gelirmiş.
Nefsine söz geçirenden âlâ yiğit mi olur?
•••
Yanan yakar.
Bir mumdan bin mum yanar.
“Hatam, günahım çok, eğriyim.” deme.
Eğri bacanın da dumanı düzgün çıkar.
Eğri ağaçsız orman bile olmaz.
İnsanda her zaman için ümit var.
Çamurla elmas arasında insan…
Nurların ışığında kâinat kitabını okumalı.
Okuduğunu anlamalı, anladığını anlatmalı ve yaşamalı.
Dağın içinde ne var diye bakmak gerek dağlara.
Ara vermeden bakmak gerek.
Bulutların içinde ne olduğunu, çiçekte, çekirdekte
ne olduğunu öğrenmek için aralıksız onların da yüzüne
bakmak gerek. Bulutlar, yağmurlar, karlar, baharlar..
Gerçekten onların da içinde ne olduğunu öğrenmek için
ara vermeden bakmak gerek.
Hayatın içinde bir yerlerde gizli olan ölüme de öyle
bakmalı…
Ne olduğunu öğrenmek için gerçek yüzünü görmek,
öğrenmek için.
Hiç ara vermeden hayatın içindeki ölüme de bakabilmeli
insan.
•••
Gencecik birinin, ‘Ölmek istemiyorum’ diye ağlayan
birinin sesine de kulak vermeli insan.
Nasıl susturabiliriz, nasıl teselli edebiliriz bu sesi?
Elimizde yoksa bu asrın reçetesi, Ayet-el Kübra’sı,
Haşir Risalesi, yoksa elimizde bir Nur risalesi, nasıl cevap
verebiliriz bunlara?
Sahilde yoksun, yollarda, aynalarda yoksun.
Dikkat et izlerin, görüntülerin kaybolduğu gibi sen
de kaybolmayasın.
Çamurla elmas arasında bir yerdesin.
Dikkat et, kayıp gitmeyesin. Kaybetmeyesin en kıymetli
sermayeni, yitirmeyesin.
Yetişin ey kıymet bilenler!
Yetişin ey insana insan olduğu için değer verenler…
Bir dal uzatın Nurlardan. Boğulmak üzere olanları
görenler…
Yetiş ya Hak! Yetiş ya Rab! Yetiş Allah’ım, yetiş!
Aradığınız inci işte burada desinler.
Çamurdan inciye, elmasa dönüştürsünler seni.
Kıymet bilen ellerde değerlensin hayatın.
Nurun kucağına, bağrına düşsün.
Çekirdeğimiz ağaç olsun, binler meyve veren…
Budur Rabbimizden niyazımız.
Çamurla elmas arasında insan…
Ya çamurda kalacak, ya elmas olacak…
Seçmek bizim elimizde…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(978 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.