Biraz şefkat iyi gelir insana… | Selim Gündüzalp

Biraz şefkat iyi gelir insana…

Şefkatsiz kucakta ruhu acıkır bebeğin.
— Suat Ünsal


HEM KENDİMİZE, hem de çevremize…
En keskin ilâçtan daha şifâlıdır şefkat.
Biraz şefkat iyi gelir. Hem ruhumuza, hem de
kalbî yaralarımıza.
Dertler içinde yüzse de, acılar içinde kıvransa da şefkat
iyi geliyor insana.
Kendi derdini unutan, başkalarının yaralarını sarmaya
koşanın da ruhuna iyi geliyor. Onun da yaraları
sarılıyor.
Annem, “Verene verirler evlâdım” derdi. Şefkat ki;
duyguların en hası, en hâlisi. Allah’ın eşsiz bir rahmet
hediyesi. Hiçbir karşılık beklemeden vermek, analar
gibi, babalar gibi vermek. Fedakârca ve içtenlikle. Verdiğimiz
bizim. Bizde kalan bizim değil.
Şefkat dünyayı ve insanlığı ayakta tutar. İnsanlık denilen
o geniş ailenin, orta direğidir. Zaman zaman sarsılsa
da o direk, onu yeniden iyileştirmek ve o madeni
işlettirmek gerek. Maddenin mânâyı boğmaya çalıştığı
bir dünyada, şefkat de kahramanlarının yolunu gözlüyor.
Kendisini çoğaltacak elleri ve erleri bekliyor.
Nasıl bir rahmet ve şefkat ile kuşatıldığımızı görmek
istiyorsak, yakınımızdaki bir ağacı seyredelim. Durduğu
yeri, meyve verdiği mevsimi bir düşünelim. Tek ayak
üstünde duruşunu da. Yıllar yılı yıkılmadan, kaykılmadan,
basit bir gövdenin üzerinde nasıl durup yükseldiğine
nazar edelim.
Oradan kendimize geçip yaşadığımız hayatın içindeki
nimetleri bir düşünelim.
Bin bir rahmetle ve şefkatle yön yön sarılmış ve kuşatılmış
olduğumuzu göreceğiz.
Biraz şefkat iyi gelir…
Hem kendimize, hem çevremize…
Yıkanıp abdest aldığımızda nasıl bir ferahlık hissediyorsak
içimizde, şefkat de öyledir. Elimizdekini verip,
bizde olanı paylaştıkça, o da coşar. Biraz şefkat, bu fânî
dünyaya katabileceğimiz, en şirin bir nimettir. Buna
çevremizde herkesin ihtiyacı var.
Bu bazen bir tebessüm olur, bazen karşınızdakini
samîmiyetle dinlemek olur.
Bazen bir hastayı ziyaret olur, bazen de bir yetimin
başını okşamak…
Şefkat adına vereceğimiz bir şey illâ vardır bizde. Bu
dünyaya katacağımız azıcık da olsa bir şefkat vardır.
İnsan olarak yaratılmış olmanın gereğini yapmak,
muhatabınıza şefkatli bir nazarla bakmak, bir şey değil,
her şeydir.
Yoldan bir taşı kaldırmak, yoldan geçeceklere şefkattir.
Kardan buzdan çevreyi temizlemek de öyle. Hepsi
birer şefkat ve rahmet eseridir. Kimse bilmese de, Allah
biliyor ya, o yeter. Şefkatin tesiri kalplerde hemen hissedilir.
Yaratılanlara merhamet etmeyene merhamet edilmiyor.
Bugün merhametsizliğin içinde boğuluyorsa insanlık,
şefkat eksikliğindendir. Önce biz kendimiz merhamet
etmeliyiz. Merhamet gösterilmeyi de ancak ondan
sonra hak edebileceğimizi düşünmeliyiz.
Suat Ünsal kardeşim o birbirinden güzel özdeyişlerinden
birinde; “Şefkatsiz kucakta ruhu acıkır bebeğin.”
diyordu.
Bir yolun kenarında durup seyredin geçenleri. O rahmet
elinin her yeri nasıl kuşattığını göreceksiniz. Daha
çok çocuklar, ihtiyarlar ve bir de ağaçlar dikkatimi çeker.
O mübarek kahramanlar nasıl oluyor da, tek ayak
üstünde, bir ömür, aynı yerde, hiç kımıldamadan duruyorlar?
Rızıkları ayaklarına geliyor, yani gönderiliyor. Siz
hiç çarşı pazarda kendine gübre, su arayan ağaç gördünüz
mü?
Oysa Allah dilerse, ağaçlar da yürür. Hz. Peygamber
(asm) bir bedeviye Allah’a iman etmesi için delil göstermek
istediğinde, “Gel” diye eliyle işaret ettiği vadi kenarındaki
o ağaç yürümedi mi, kökleriyle beraber huzur-u
Nebevî’ye gelmedi mi? Madem gelip konuştu ve şahitlik
etti, o hâlde gerekirse ağaçlar da yürüyebilir, hatta konuşabilir.
Allah’ın (cc) bir mucizesidir bu. Aslında onlar yerlerinde
durmakla daha büyük bir mucize gösteriyorlar.
İncecik köklerle toprağa tutunup, kimin kudretine dayandıklarını
âleme ilan ediyorlar. Bazıları için yürümek
mucize ise, bazıları için de yürümemek bir mucizedir. O
sonsuz ve engin şefkatten nasibini her varlık gibi ağaçlar
da alıyorlar.
Işık mı lâzım? Milyonlarca kilometre mesafeden
ulaştırılıyor. Yağmur mu gerek? Binlerce metre mesafeden
üzerlerine rahmet serpiliyor. Hem de inci taneleri
gibi… Aldığına bir bakın, verdiğine bakın… Bir ağacın,
bir odun parçasının eliyle, en güzel meyveleriyle besleniyoruz.
Belli ki şefkat ağaçtan değil, onun eliyle o
nimeti bize gönderen sonsuz bir rahmet ve şefkat sahibi
olan Allah var.
Ellerini o sonsuz rahmete karşı uzatan, boş kalmıyor.
Hemen elleri rahmetin bin bir hediyeleriyle dolduruluyor.
Kesilen bir ağaca üzülürüm. Kesildiği için değil sadece.
Üzerinde barınacak olan kuşların, bilmediğimiz nice
mahlûkatın evleri de yıkıldığı için. Bir ağacın pek çok
hizmetleri vardır.
Kâinata şefkatli bir gözle bakana kapılar açılır.
Ruh, bu güzel iklimden istifade etmek için çareler
arar. Nefis ise görevden kaçar. Nefsin terbiyesi, aklın,
vicdanın ve kalbin el ele vermesiyle mümkün. Nefis ateş
gibi. Nasıl ki ateşin üzerine bir saç geçirilince soba olarak
ondan istifade ediyorsak, nefis de öyle. Terbiyeden
geçince, ondan da istifade edebiliriz inşaallah.
Kâinata rahmet nazarıyla bakan bir göz, kendine de
hayret eder. Her şeyi göremediği hâlde niye kendini göremediğine
de hayret eder göz. Hatta gözkapaklarının
nasıl çalıştığına bile hayret edebilir.
Rahmetli Kenan Üsküp Ağabey anlatmıştı. Gözkapakları
çalışmayan bir kahveci varmış. Müşteriler “Usta,
çay!” diye seslendiğinde, bir elinin iki parmağıyla önce
gözkapaklarını açıp sesin geldiği yöne bakarmış. Sonra
da bin bir zahmetle çayı bardağa koyarmış.
Rabbimizin rahmet ve şefkati olmasaydı, gözkapaklarımız
bu kadar kolay açılıp kapanmazdı. Kolayca açıp
kapattığımız ve açınca gördüğümüz bunca güzellik için,
Rabbimize sonsuz şükürler olsun.
Allah vardır. Kalplerde Allah’a olan muhabbet de o
yarattığı için vardır. Sevgiler, şefkatler, Allah olduğu için
vardır, Allah yarattığı için vardır. Ne varsa üzerimizde,
hepsi Ondandır. Bir su damlası nasıl geldiği kaynağı
gösteriyorsa, bu rahmet tecellileri de Rahman’dandır,
Rabbimizin sonsuz rahmetinden sadece birer damladır.
Şu kış mevsiminde kuru dalların üzerinde, az zaman
sonra gönderilecek bahar hediyelerini, erzak paketlerinin
gelişini alkışlayan kuşlar gibi, Rabbimizin nimetlerini
haykırıp şakıyan, hiç susmayan diller ve bülbüller
olmayı niyaz ediyoruz. Tâ ki, bir nebze de olsa, bu sayısız
nimetlerin hakkını verebilelim.
Biraz şefkat iyi gelir. Hem kendimize, hem hayatımıza…
Bizde var olan ne ise, onu verebiliriz ancak. Şefkat
ise hepimizde vardır. Vermesi de en kolay olandır. Hepimizin
hiç zorlanmadan paylaşabileceği bir nimettir. Yeri
gelir, tebessüm olur, bazen bir gözyaşı olur, bazen de
dillerden ve dudaklardan yükselen samimi duâlar olur.
İnsanların ihtiyacı var.
Biraz şefkat iyi gelir…
Nice insan var, bu kapıdan geçemediği için, daha geniş
âlemlere doğru bir yol bulamıyor. Kendi içinde kilitlenip
kalıyor. Ve sonunda olanlar oluyor. Nice olumsuz
haberler yansıyor gazetelere, ekranlara. Her birinin
arkasında, o sonsuz rahmet denizinden içimize damlayan
şefkati paylaşmamak, çoğaltmamak yatıyor.
Şefkate ve merhamete muhtaç bunca insan varken,
arkamızı dönemeyiz. Vermemezlik edemeyiz. Biraz olsun
kımıldamak gerek. Haydi bakalım, bir küçük adım
atalım. Bu küçük adım, kâinatı değiştirmeye yetmezse
de, büyük bir kâinat olan bir insanı değiştirmeye yeter o
küçük adım. Denemeye değer…
Var mısınız bir adım atmaya?
İyiliklere kucak açmaya…
Hayırlara doğru yol almaya…
Var mısınız?
Biraz şefkat iyi gelir, hem bize, hem çevremize…
Haydi paylaşalım.
İnsanların ihtiyacı var.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(1004 kelime)



Yorum Bırakın