Bir su damlasının hayali | Selim Gündüzalp

Bir su damlasının hayali

“Bir şeyi başarabilmek için, onu gerçekleştirdiğinizi
hayal etmelisiniz.”
— Alex Morrison


MİNİ MİNNACIK bir su damlasıydı… Küçük mü
küçüktü ama hayali büyüktü. Bir çınar ağacının
son kalan yapraklarından birinin üstünde,
en son damlaydı o.
Yağmur dinmiş, güneş bulutların arasından yüzünü
göstermek üzereydi. Bu yaprağın üstünden, nice sayısız
su damlaları akıp geçmişti. Fakat bu damla başkaydı.
Yaprağın, ağacın bir parçasıydı sanki. Durduğu yerden
razı, mütevekkil bir edası vardı… Ama kıpır kıpırdı…
Hafif hafif sıyrılıp, yapraktan aşağı doğru süzülüp,
çimenlerin içinden gülümseyen bir çiçeğin yüzünü mü
öpmeliydi; ya da bir böceğin, bir serçenin susuzluğunu
mu gidermeliydi; yoksa kara toprağın bağrında bir tohuma
hayat mı olmalıydı?..
Düşünüyordu damlacık; dedik ya, hayali büyüktü…
Fazla vakti yoktu… Güneş de birazdan çıkacak, bulutların
arasından yüzünü gösterecekti. Damlacığın dünyada
pek fazla vakti yoktu. Hayatın içine karışıp gidecekti ya
da hayalini süsleyen idealini izleyecekti. Damlanın bir
ideali vardı.
Evet, bir damlanın hayali olur da, duası olmaz mı?
Damla, şimdi bir su damlası değildi. Nasıl ki; ideali olan
bir insan, sıradan bir insan değilse, bu su damlası da
sıradan bir damla değildi. Bir ideal ve dava eriydi. Boş
yere akıp gitmeyecekti, erimeyecekti. Kendine yakışanı
yapacaktı.
Günün en erken saatinde hayalini süsleyen dualara
durdu su damlası: “Yâ Rabbi!” diyordu, “Beni sellere
atma, tufanlara katma, çevirme! Rahmetini eriştir
üzerime… Buharlaştırma, güneşin altında kurutma, bu
yaprakta beni bırakma. Gökler ötesine al, yüce katına
çıkar, arşından bir emir yetişsin: ‘Bu damla, bir deniz
olsun.’ diye. Rahmet yüklü bir buluta bindir de, yağmur
olup ineyim yeryüzüne. Bir göle karışayım, oradan nice
sayısız damlacık kardeşlerimle beraber yol bulup bir
çeşmeden akayım. Mü’min bir ağzın, bir bardaktan besmeleyle
içerken dudağına değeyim. Midesine gireyim.
Hayatına karışayım. Ona kan, can olayım. O kulun gözlerinde
yaşayayım. Onun gözbebeğinden kâinatı seyredeyim.
Ben bir küçük damlayım ama Sen büyüksün yâ
Rab! Hayalimi süsleyen dualarımı ne olur kabul eyle!”
Ve her dua gibi, bu damlanın duası da yüce katına
erişti yaratanın, kabul buldu.
Bir değil, milyon işlemden geçti. Bir bulutun içinden
süzülüp, yağmur oldu. Rahmet olup düştü duasını ettiği
bir gölün üstüne.
Oradan bir çeşmeye ulaştı, oradan da bir bardağa..
Ve derken mü’min bir dudağa… Hem de yeni abdestini
almış, sabah namazına durmak için suyla arınmış, aklanmış
bir mümin yüreğe.
Tazecik abdestinin hemen ardından, bir yudum suyu
da, sünnettir diye içmeye hazırlanmış olan bir mü’min
yüreğin dudaklarına değdi damla. İlk duyduğu söz, “Allah…”
oldu. Titredi birden bütün zerreler. ‘Bismillah’
deyip suyu içen adam da titredi, damla da. Besmeleli
dudağa ne de yakışmıştı bu damla…
Allah’ın adıyla girdiği bu lâtif bedende, şikâyet yok,
şükür vardı. Ve o sabah, ilk defa mü’min bir bedende
namaza durdu damlacık. Kıpırdanmayı bıraktı, kulak
kesildi ve okunan Kur’an’ı dinledi. O güzel sadâyı yakından
duydu, işitti ilk defa. Hem de bu kadar yakından.
Şimdi bu bedende misafirdi. Hayalini süsleyen dualarına
ulaştığı için, o da ‘âmin’ diyordu. Bu duayı Allah’tan
başka hiç kimse bilemez ve duyamazdı. En sonunda, bir
mü’min yüreğin gözlerinden süzülüp giden ve dua sonrası
eline düşen bir gözyaşı oluyordu damla…
Damlanın yolculuğu bitmedi, bitmeyecek…
O bir damla değil, bir denizdi. Duası kabul olmuştu.
Bunca yaşadığı bize meçhûldü damlanın ama Yaratanına
mâlumdu. Artık damla da biliyordu; bir mü’minin
niyetinin amelinden hayırlı olduğunu.
Şimdi bize bir ders veriyor su damlası: “Ey insanoğlu!”
diyor. “Sen de bir su damlası değil miydin? Aslına
baksan, sudan, kandan ve çamurdan yoğrulmuş bir
varlık değil miydin? Seni unutmayan beni unutur mu
hiç? Beni yaratan ve yaşatan seni unutur mu hiç? Ben
bir ağacın, son yaprağının ucundaki bir damlaydım, sen
kâinat ağacının başında, bir meyvesin ve o meyvenin
ucundaki bir damlasın.
Dualarına tutunup, ideallerine yaslanıp göklere çıkmak
varken, rahmet olup oradan tekrar yere inmek
varken, buhar olup uçmak niye? Kurumak, kaybolmak
niye? Kalabalıklara karışıp hayatın mânâsını yitirmek
niye?
Ben yaprağın ucunda bir damla, sen kâinat ağacının
dalında son meyvesin. Ey insanoğlu, ey Allah’ın kulu!
Ben unutmadım aslımı, Yaratanımı; sen de unutma! Yaratanın
cemâline, kemâline mazhar bir ayna olmak varken,
bir gönül almak varken ve hayat içre bir hayat bulmak
varken; niye taşkın sular gibi akıp, etrafını yıkıp
geçersin ki insanoğlu? ‘Utan bir damladan’ diyemem
sana, haddimi bilirim. Ne çare ki, dilim sussa da gönlüm
durmuyor, konuşuyor işte. Şunu da içtenlikle derim:
Bakma sağına soluna, sığın, gir Rabbimin yoluna.
Çıkmamış canda ümit vardır. Allah katında senin yerin
başkadır. Haydi eğlenme gayrı… Ne varsa dirilerde var.
Tövbeyle tazelen, canlan. Ölülerden olma. Bir damla ol
ben gibi, bırak kendini, Allah yoluna sal. Bak dünyaya
ibret al. Haydi, sağlıcakla kal…”
Damla deniz olmuş, coşmuştu. Diyeceği daha çok
vardı ama sözü uzatmanın mânâsı yoktu. Söz ki, emanetti.
Ârif olana bir işaret yeterdi.
Damlanın insanoğluna güveni tamdı; bugün olmasa
yarın dediğini anlayacaktı. Yaratanın rahmetinden hiç
kimse uzakta kalmazdı, kalmayacaktı.
•••
Bir gün gözünüze ilişen bir ağacın son yaprağının
ucundaki bir damlayı gördüğünüzde, sakın onu küçümsemeyin.
Bir damla, bir denize gebedir. Bir küçük damlanın
duası, kâinat kadar büyük olabilir. Duanın da, damlanın
da küçüğü yoktur. Çünkü Allah nazarında küçük
– büyük diye bir ayrım yoktur. Allah (cc), Azîz, Kadîr ve
büyük olduğu için, her şey güzeldir, kıymetlidir. Küçük
de büyük kadar sanatlıdır, önemlidir.
İşte bir damlanın macerası…
Ey aslı esası, özü özeti bir su damlası olan insanoğlu!
Damlanın da dediği gibi, hayat yolunda akıp gitme,
yitme… Duayla göklere yücelmek, kula kulluktan kurtulmak,
Allah’a abd olup miraca çıkmak varken, küçük
işler içinde kaybolma, mahvolma!
Söz ki, emanettir. Sözü özüne, emaneti sahibine bırakıp
tekrar buluşmak üzere ‘Allahaısmarladık’ deyip ayrılıyoruz.
Bir su damlasının hayalini, idealini ve duasını
biz de hayatımıza örnek alıyoruz ve almalıyız inşallah.

(887 kelime)



Yorum Bırakın