Bir anlık düşünce

BIRAKIP ŞÖYLE her şeyi bir kenara, bir anlık düşüncenin
tahtına çıkmalıyız bir an. Gül mü çağırıyor
bahçelerden, başını uzatmış? Biz de başımızı
uzatalım. Güllere yakın duralım sabahın davetkâr
ikliminde. Gökyüzü armağanı şebnemleri seyredelim bir
gül yüzünde, bir anlık…
Ayna aramaya gerek yok. Aslında her yer ayna. Her
şey Ondan, Onun sanatından. Aynadarlık ediyor her
şey. Yüzümüzü nereye çevirsek, elimizi nereye uzatsak,
göreceğimiz bin bir güzellik var. Bir anlık düşünce bu.
•••
Beş dakikalık bir farz namazın içinde bile ne kadar
da zor odaklanıyoruz hedefe. Namaz biter, vesveseler
gider. Hayâlimizden ne geçerse geçsin, namaz sonrasında
hiçbirini bulamazsınız. Bir an farkına varır insan;
her daim bir mücadelenin içinde olduğunun. Yalnız değildir.
Melek ilhamı ile şeytan tuzakları arasındadır insan.
Bir anlık düşünceye yelken açar. Açabilirse eğer,
kazanır insan.
•••
Bir anlık düşünce bu.
Bir âna ömür sığar da, iki düşünce sığmaz bazen.
Gölge, gölgedir işte. Aslı gibi olamaz. Aslı yoksa, gölge
de yok zaten. Hayâl düşüncenin gölgesidir; yaşamaksa
kendisi. Tut ki, bir çeşme başındasın. Elini yıkayıp,
yüzüne götürmedikten sonra serinliğin ne faydası var?
Hayat böyle bir çeşmedir işte.
Bir anlık düşünce, düşünce eline; bir serinlik getiriyor
ve sürebiliyorsan ellerini yüzüne, şükredebiliyorsan
Rabbine bu temiz duyguların için, çeşme başı hayâl; düşünce
başı hakikat olur…
Tut bir sarmaşığın elinden. Çıngıraklı eski kapıların
üzerinden sarkan, o top top olmuş, yuvarlanmış, zarif
duruşuyla taç olmuş bir hanımeli sarmaşığının, gözlerini
kapamadan, sakın ola ki çekmeyesin kokusunu içine.
Sesler, kokuları keser. Gözler kapanmalı gülleri öperken.
Hanımelinin kokusunu içine çekerken kapanmalı
gözler şöyle hafifçe. Ve sonra ilk defa görüyormuşçasına
açılmalı. Eller ne güne duruyor? Lâtif bir çocuk yüzünü
okşar gibi okşanmayı bekliyor kadife güller, hanımelleri,
hercai menekşeler…
•••
Bir anlık düşünce…
Yaşadığın sokakta kaç ev var? Kaç insan âhirete
göçmüş, sayabildin mi? Hangi evin önünde dursan, o
pencerelerin gerisinde durup sokağa bakanların anlatacağı
hikâyeler var… Kaç insan yaşadı o sokaklarda kim
bilir? Kaç insan geçti o taşların üstünden? Kaç insan su
içti o çeşmelerden, o sarı kurnalardan kim bilir?
•••
Bir anlık düşünce… Hayat böyledir. Sen yaşamayı
beklerken, olacak olan olur.
Kenarda, bir duvara yaslanmış, küçük bir bisiklet.
Binip de gidesin gelir. Kollarda, dizlerde o eski derman,
o eski heyecan şimdi nerde?
Hayâl imdada yetişmese bisiklet hâlâ duvarda kalacak,
yazık ki paslanacak. Hayâl işletir, çalıştırır düşünceyi.
Şükür ki, hayâli yaratmış Allah. Şükür ki, hayâlin
de ibadeti var. Şükür ki, hayâlini israf etmeyen insanlar
da var.
•••
Bir anlık düşünce…
Uzaklarda bir ses duyardım çocukluğumda. Tık tık
tık tık tık tık… Aralıksız ve hep aynı seslerdi bunlar.
Nerden geliyordu bu ses diye merak ederdim. Masanın
altında oynarken de kulağım o sesteydi hep.
Yıllar sonra o sesin ne olduğunu öğrendim. Meğerse
paslı bir tenekenin üzerine bir evin oluğundan düşen
yağmur damlalarının sesiymiş. Yanına yaklaşınca o güzelliği
bulamadım. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.”
derler ya, damlaların zikri de uzaktan güzelmiş…
•••
Damlalar, düştüğü yerde tarih yazıyor. Zikrediyor
bir düşünceyi uyandırmak için. Sürekli uyarıyor damlalar.
Bir zambak nasıl açmayı bekliyorsa, bir fikir de
öyle uyanmayı bekliyor insanın içinde. Gelip dürtmesini
bekliyor. Bir şey, bir şeye temas edecek de o şey uyanıverecek,
zambak gibi açılıverecek. Bekliyor işte heyecanlar.
Bir kelebeğin bahçedeki raksını seyrettim sabahların
birinde. Çiçek açmış, güzelliğe durmuş, Rahman’ın
bin bir güzellikleriyle donanmış, bodur bir kayısı ağacının
beyaz çiçeklerine konsun diye heyecanla bekledim.
Kondu da… Bir dalda iki çiçek; iki beyaz çiçek. “Hah!”
dedim, “Şimdi yakıştılar birbirlerine…”
Düşünce, bir anlık düşünce işte… Kelebek gibi kanatlanır,
heyecanla pır pır atar yüreği düşüncenin. Düşünce
kelebekte ve çiçekte devam eder düşünmeye.
Böyledir işte…
Göğü çaprazlamasına yaran, iki ayrı yönden geçen
kargaların geçişine de bîgâne kalamaz insan ve sorar:
“Kim gökyüzünün trafiğini ayarlıyor?” diye… “Evleri
nerde bu kargaların? Nerelere sığınırlar? Nerde yaşarlar?
Arkadaşları, çocukları kimlerdir? Kim bilir hâllerini
Rablerinden başka, kim bilir?…”
•••
Bir düşünce, bir anlık düşünce…
Ve yaşlı bir kadın, balkonundaki çiçeği okşar, azar
azar suyunu içirir susamış toprağının. Çiçekler bir coşar
ki, sormayın… Şapır şapırdır sanki ağızları.
•••
Yâ Erhamerrahimin ve yâ Erhamerrahimin…
•••
Huzurun sabahında… Uykunun elinden kurtardığınız
bir andı bu.
Ellerim duâya nasıl da acıkmış.
Dualı bir andı bu. Ve o an Allah’ın katındadır artık.
Ah anlar, ah… Bizi tam anlamıyla anlatan bir an olacak
mı hayatımızda böyle? Her an, bir diğer âna kapıdır.
Her an işte Allah’a bu kadar yakındır.
Bırak ânı yakalamayı, an seni yakalasın.
Böyle bir an diliyorum derdimi bilen, hâlimi anlayan
Rabbimden.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

 

(699 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.