Bir anlamı yoksa hayatın… | Selim Gündüzalp

Bir anlamı yoksa hayatın…


YENİ GÜNÜN getirdiği ışıklar için insan, Rabbine
karşı şükran duymalı. Yataktan kalkmasının
bir anlamı olmalı. Uyanmasının, yaşamasının ve
konuşmasının bir anlamı olmalı. Bir tüy, bir yaprak, bir
kelebek kadar hafif olmalı. Korka korka değil sadece,
ümitle ve çığlık çığlığa, sevinçle yaşayabilmeli hayatı.
Sadece kendini değil, herkesten bir parça taşımalı üstünde.
Bir gece yarısı kalkıp ıssız sokakları arşınlamalı.
“Çocukluğum, gençliğim bu sokaklarda geçti. Bu evler,
bu insanlar üzerimde hakları var.” demeli.
Işık yanan evleri ve içindekileri selâmlamalı, dualamalı.
Hele de çocukları, hastaları, ihtiyarları hiç unutmamalı.
Bir helal lokma için gün boyu didinen babaları
ve anneleri de hatırlamalı. Bir de gençler, kim bilir,
hangi derdi, hangi sevinci vardır paylaşılmayı bekleyen.
Onları da dualarına almalı. Kalbi ve dili bir olmalı.
Kalbin fezası geniş. Her birine yer var orada. Sevebildiği
kadar sevmeli. Hayır ve saadetler dilemeli. Kalbini
saf, dilini temiz tutmalı. Belli mi olur, hangi duanın
Allah katına ulaşacağı.
Sadece kendimiz için yaşamıyoruz dünyada. Hayatımızı
süsleyen ne çiçekler, ne yıldızlar var. Gözlerimizin
görmediği nice güneşler var. Allah bize hafızayı ve
hatırlama nimetini niye vermiş? Bu nimetlerin kimden
olduğunu bilip, hatırlayalım diye. Rabbimize şükredelim.
Günde, gecede birkaç defa yapmalıyız bunu. Düşünmeliyiz
bunca nimetin nereden geldiğini, kimin gönderdiğini…
Şükrünü yaptı mı insan, kalbi huzurludur.
Düşünmekten kaçmamalıyız. Tefekkür, Rabbimize karşı
bir teşekkürdür. Bir şükürdür…
Ayaklarını götüren, bedenini yürüten ruhuna bir not
düşmeli: “Yanlış yolda değilsin, çizginde gidiyorsun. Hiç
kimse olmasa da bu yolda, tek başına çoğunluksun…”
Aklının, kalbinin ve ruhunun güzelliğini derinde hissetmeli
insan. Bazen diplerde yaşamayı bırakıp, biraz
da yüzeye çıkmalı. Dünyanın üstünde dolaşmalı. Hasta,
garip dostlarını aramalı, kapılarını çalıp onları kucaklamalı.
Yıllardır ihmal ettiği dostlarını; vefasızlığını ve
hatalarını affedeceklerini umarak bir bir arayıp bulmalı.
Bulamadıklarını kabrinde ziyaret edip helâlleşmeli, dualaşmalı.
Hayatın bir mânâsı olmalı. Fuzulî şeyler huzurunu
bozmamalı. İnandığı yolda tek başına da kalsa yürümeli
insan. Sadece kendi başarısını değil, başkalarının başarılarını
da görmeli, en az kendi başarısı kadar insan ve
mümin kardeşlerinin başarısı için de sevinmeli.
Hayatı geriye alma şansı yok insanın. Ama hayata
yeniden başlaması mümkündür her zaman. Geçmişin
hatalarından ders alıp, yeniden hayatın anlamına tutunmalıdır
insan. Nereye gittiğini bilene, kararlı yürüyene
kâinat yol verir. Elhak, bu böyledir.
Hayatın anlamı küçücük bir karede gizlidir. Ufacık
bir an parçasında… Günlük güneşlik işlerimizin ve heyecan
dolu çabalarımızın arasında unuttuğumuz o küçücük
bir anda gizlidir her şey. Muhteşem bir hayatın
içine doğru yürüdüğümüzü belki o anda anlamamız
zordur ama bizi hedefe götüren yol budur.
Hayatın bir anlamı yoksa niye yaşıyoruz ki hayatı,
niye? Hayat, tüketilmek için ya da buruşturulup bir
kenara atılmak için verilmiş değildir. Hayat öylesine
yaşanmak için verilmiş bir nimet de değildir. Anlamlı
kılmak ve Allah adına yaşamak için verilmiştir. Gönlünü,
yüreğini bu yola koyanın mağlup ve mahcup olduğu
nerede görülmüştür?
Yusuf (as)’ın yaşadıklarını bir hatırlayalım…
Büyük aşkların olduğu yerde; büyük imanlar, büyük
imtihanlar ve büyük mucizeler, zorlu mücadeleler vardır
daima. Peygamberler bu yolun en zirvesindeki örneklerdir.
Söylediklerini yaşamışlar, ellerindekini paylaşmışlardır.
Mutluluk, paylaşa paylaşa çoğalır. Bunu biliyor,
bunu yaşıyordu onlar. “Bir mum, diğer bir mumu
tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.” diyordu
Mevlânâ. Belki de bu gerçeğe işaret ediyordu.
Bir anlamı olmalı hayatın. Hayat kısa olabilir ama
onu anlamlı kılma çabası, en kısa hayatı bile uzun ve
ebedî yapmaya yeter.
Belki de önemsiz birçok şeyi dert ettiğimizden hayatın
anlamını yitiriyoruz. Yeri ve zamanı geldiğinde,
önemli olana da gerçek değerini veremiyoruz. Öyle değil
mi?
Hayatı derinden ve anlamlı yaşayan insanlar, ölümden
de korkmazlar. Çünkü her korkunun içinde bir ümit
vardır. Ümidin kaynağı da güçlü bir imandır.
•••
Bir öykü anlatılır:
Tanınmış bir trapez ustası öğrencilerinden hünerlerini
göstermelerini ister. İçlerinden birinin yüreği korkuyla
kaplıdır. Yere çakılacağını düşünür. Korkudan her
tarafı buz kesmiştir. Kasları gerili ve hiçbirini hareket
ettiremez hâldedir. “Yapamayacağım, başaramayacağım”
diye söylenir durur.
Trapez ustası, öğrencisinin o anda başarılı olmazsa
bir daha aynı cesareti asla gösteremeyeceğini düşünür.
Onu karşısına alır ve şunları söyler: “Yüreğini trapez çubuğuna
at; vücudun onu takip edecektir” der. Öğrenci,
ustasının dediğini yapar ve başarır. Cesaretin kaynağı
güçlü bir imandır.
Hayatın bir anlamı varsa, işte budur. Ayağını götürdüğün
yere gönlünü ve yüreğini koymaktır. O cesareti
gösterebilmektir. Bir anlamı yoksa hayatın, niye bu
dünyadayız, niye yaşıyoruz? Hayatın anlamı, hayatın
kendisinden daha kıymetlidir.
Trapez ustasının öğrencisine söylediğini bir de biz
düşünmeliyiz.
İnandığımız yolda, tek başına da kalsak yüreğimizle
beraber yürümeliyiz.

(684 kelime)



2 Yorum

  • Paylaştığınız için Allah binlerce kez razı olsun.Selim abimize Allahtan rahmet diliyorum.Allahım merhametiyle muamele etsin.Cennet bahçelerinde beraber olmayı nasip etsin.Amin.

  • Allah gönül rehberliğinde cennet bahçesine çıkan bir hayat nasip etsin cümlemize. Bu salih yazı tüm gönlü güzel fikri güzel dili güzel Mümin kardeşlerimize ışık olsun inşallah..

Şeyma için Yorum Yap