Bana yıldızları anlat | Selim Gündüzalp

Bana yıldızları anlat


SEVERİM bir adını söylemeyi, severim o iki heceyi…
Durmaksızın “Allah Allah” demeyi…
Severim geceyi.
Severim Seni anlatır diye her şeyi…
Ayı, yıldızları, dünyayı severim. Küçük – büyük her
şeyi. Seni anlatır diye her şeyi…
Çocukluk günlerimin tadı orada saklı. Yıldızlarda. Ne
var ki beni oraya çeken? Başımı, bakışımı alamadım gitti
oralardan…
Bana yıldızları anlat. Bana beni anlat. Bana Rabbimi
anlat.
Dağları, çiçekleri anlattığın gibi. Kurdu kuşu şahit
tuttuğun gibi. Avuçlarındaki taşların zikrettiği gibi.
Bir zaman hiçbir şey yoktu. Yok bile yok iken, Allah
vardı. Ve bir gün “Ol!” dedi Allah (cc), oldu her şey,
gözümüzün önünde ne varsa. Emir âleminden bir nidâ
geldi “Ol!” diye. Biz de o emrin içindeydik.
Beden verdin Allah’ım, ruh üfledin. En güzel isimlerinle
yarattın, bezedin bizi. İnsan olmak yetmez miydi?
Bir sıfat daha ekledin: Şereflerin en yücesini, “mü’min”
olmak vasfını bize nasip eyledin.
Ete kemiğe büründük ve Sen nasıl murat ettiysen biz
öyle göründük.
Ruhum bu âleme gönderilip bir bedene sahip olduktan
sonra acaba ne yapabilirdi? Yöneleceği hedef ne olmalıydı?
Tek bir şey vardı yapacağı, tek bir hedef vardı:
Sana olan sevgisini yâd etmesi, Peygamberine (asm)
sevgisini hasretmesi.
Misafirim. Alacağım nefesler belli. Ne yiyip ne içeceğim
de belli. Bu kısa vadede neyi, nasıl öğreneceğim?
Bana doğruyu kim anlatacak?
Sevgili Peygamberim (asm), Sen olmasaydın, bu karanlıklardan,
bu yollardan nasıl çıkabilirdim?
Yâ Rabbi, hayretimizi artır, marifetimizi artır. Faydasız
bilmeklerden Sana sığınıyoruz.
Sana gelelim, Sana varalım diye önümüze işaretler
koydun. Sevgimizi dökmek, kaybetmek istemiyoruz bu
yollarda yâ Rabbi! Biliyoruz ki, “Her insanın Allah sevgisi
ancak Allah’ı bilme derecesi kadardır.” Sana hayretimizi,
muhabbetimizi artır yâ Rabbi!
Nasıl ki bedenimiz topraktan geldiği için gıdasını o
topraktan alıyor. Ama ruhumuz topraktan gelmediği
için, Rabbimizden geldiği için onun gıdası da Rabbimizden
geliyor.
O gıda bir zamanlar Tevrat idi, Zebur idi, İncil idi.
Ve sonra kıyamete kadar gelecek olan insanlar da
ruhî gıdalarını alsınlar diye Kur’an’ı gönderdin, Hz.
Peygamber’i (asm) gönderdin. En güzel sözü duyalım
diye Allah’ım, son kelâmını gönderdin. Ona kulak veriyoruz,
onu dinliyoruz. O kelâmı bize ders veren Habib-i
Erkem’in (asm) dersine can-ı gönülden bel bağlıyoruz.
Ey şefkatli Nebî! Ey refetli Rasul! Uyurgezer olmaktan
çıkıp içimde bir yerde, en diplerde çağıldayan hayata
ulaşmak istiyorum. Uyandır beni.
Bana yıldızları anlat. En uzak yıldızı ve en yakın duran
meleği anlat.
Hayat ne ki?
Bana hayatın ötesini anlat.
Boğuluyorum dünyanın içinde. Bir pencere aç. Çıktığın
yoldan, gittiğin yerden bir ışık uzat.
Ne var ki beni oraya çeken? Başımı, bakışımı alamadım
gitti oralardan.
Yıldızlar yetmiyor artık. Ötesini, daha ötesini anlat.
Gökler bir kapı ise, o kapının ardından açılan yolları anlat.
Merak ediyorum, Rabbimi anlat.
Susarak konuştuğun zamanlar daha çoktu. Sükûtunu
söz, sözünü sükût kabul ederim. İçimdeki tellere bir dokun,
yeter. Bir âyet, bir işaret yeter. Ne kadar uzaklara
bakarsam bakayım, beynim ve düşüncelerim daha fazlasını
arıyor. Ötelere, daha ötelere odaklanmayan her
akıl, her bakış, kaplumbağa hızından farksız. Aklı fikri
bu kadar hızlı hareket ederken, kendisi yerlerde kalsın,
yerlerde sürünsün, yakışmıyor insana.
Bizi ötelere taşıdın, Hakk’ın katında elçimiz oldun.
Belki de Ondan güzel bu gökler, belki de o yollardan
Sen geçtiğin için. Senden bir toz bulutu kaldı diye geriye.
Onun için… Nurundan izler taşıyor her şey.
Ve bir an mesafeler geride kaldı. Düşüncenin, hayâlin
hızını da aştı ve bir anda atomlar, siyahlar, maviler, ışıklar,
güneşler, yıldızlar, ne varsa yaratılmış, mâsiva geride
kaldı. O an kâinat hazır oldaydı. Sevgili Peygamberim
(asm), Rabbinin huzurundaydı.
O davetin içinde biz de vardık, ben de vardım, bütün
mü’minler de vardı. “İbâdillahis-salihin” cümlesi buna
işaret ediyor. Bizi dünyada yalnız bırakmadın. Dünyada
bizi nurundan, sevginden mahrum etmedin ki, orada
edesin…
Onun için başım ve bakışım hep oralarda, yıldızlarda.
Bana bir daha anlat, bir daha o geceyi. O geceyi, o
mübarek hatırayı doya doya bir de Senden dinleyeyim.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(608 kelime)



Yorum Bırakın