Aşk işte böyledir


SİZ DE gazetelerde okumuş, radyo ve televizyon
programlarında çok duymuş ve dinlemişsinizdir.
Bir genç kadının, kendisine eziyet eden, parasını
pulunu tüketen, üstelik kendisinden de yaşça büyük
olan bir adamı, yaşadığı onca eziyete rağmen sevdiği
gerekçesiyle terk edemediğini… Bir başkasının ise, eski
bir sevdayı kırk yıldır kalbinden atamadığını… Terk
edilseler, ayrılsalar da sevenler sevdiğini bir türlü unutamıyor.
Bir diğeri de hercai birine takılmıştır. Karabatak gibi
bir görünüp, bir kaybolur aşkın sularında. Arada bir
sevdiğini söyleyen birinin çekim alanına girmiştir, peşinden
koşturup duruyordur. Yaptıklarının doğru olduğuna
kendileri de inanmazlar ya. Yine de huylarından
ve alışkanlıklarından vazgeçmezler. Neden, niçin?
Aklın alacağı ya da tartacağı hâller değil bunlar…
Ayrılık gibi aşkın da meydanı geniş. Önce bir boşluğa
düşeriz ve oradan yeni bir dünya kurup çıkmak isteriz.
Geç de olsa tek başına olunamayacağını anlarız…
Sevmek ne demektir?
Sevmek, birbirine benzemek demektir.
Sevdiğini bulamamış bir kalp yarımdır. Kalp bir ömür
arar, devamlı arar. Kaybolan bir evladını arar gibi arar.
Yarım kalan bir yanını tamamlayacak olanı arar durur.
Aşk işte böyledir.
İki yarımı bir bütün eder aşk. Ayrı yöne bakan gözler,
aynı yöne bakmaya başlar. İdealler büyür, birleşir.
Aşk, hayatın anlamını arayıştır, kendinden geçiş ve
göklere yükseliştir. Romantik aşklarda birçok gencin
aradığı da belki budur. İlâhî bir yolu bulma çabasıdır.
Belki de Mecnûnvâri, “Leylâ diye diye buldum Mevlâ’yı
Ben neyleyeyim şimdi Leylâ’yı?” demektir.
Aşkın görünmeyen yüzü budur. Ruhun asıl ve asil
yönünü, özünü, yarım kalan yanını tamamlama teşebbüsüdür.
Bir arayıştır. Bütünlük hasreti ve özleyişidir.
Ancak aşkla ya da sevgiyle eksik kalan bir yanımızın
tamamlandığını hissederiz. Eksik kalan bir parçamızın
bize tekrar geri verildiğini aşkla, sevgiyle anlarız, yaşarız.
Bu ilâhi duyguları ifade edemeyince insan; aşkı en
masumane bir biçimde kendi içinde saklamak ister. O
sevgiyi kirletmekten çekinir. Açmaktan korkar, içinde
saklar. Bir göçtür belki de romantik aşklar.
Sevende öyle bir isteyiş, öyle bir arzulayış vardır ki;
ne olacaksa o anda olmalıdır her şey. Çok güçlü bir taleptir
bu. Bazen Allah bir mucize yaratır, ve kulunun
dileğini geri çevirmez, şaşırtır onu.
Gümbür gümbür gelir, sevdanın ayak sesleri daha
gelmeden duyulur. Analarda babalarda olan bu duygu,
her canlıda da vardır. Seve seve ölüme koşan, hayatını
hiçe sayan her canlıda.
Evet, seve seve ölüme koşan, ölümü göze alan bir
aşkı, bir tutkuyu anlamak çok zor, ama oluyor, yaşanıyor
işte.
Aşkın dizginine de tutunsa insan, çılgın bir tayın üstündedir
artık. Bu hıza denk bir taşıt yok yeryüzünde.
Uçtun bil artık. Her yükselişin, bir de inişi vardır bunu
da bilmeli insan.
Yere çakılmak ya da bir ağaca takılmak da vardır sonunda…
Ama olsun, aşk takmaz, aldırmaz. Aşk engel
tanımaz…
Aşk ya da sevgi, her neyse; isimlerin değişmesiyle
gerçekler değişmez…
Aşk, hayatın anlamını arayıştır. Aynayı güneşe tutmayan
ışık alamaz. Aşk öyle güçlü bir ışıktır ki, güneş
bile onun yanında sönük kalır.
Evet, vermeden alınmıyor. Anaların babaların, sevdalıların
zenginliğine ulaşılmıyor. Cömerttir aşıklar. İstemeden
verirler. Dünyanın en zengini bile onların yanında
fakirdir. Aşk işte böyledir. Bir kalbin içine düştü mü
o ateş, kalbin sahibini, kâinatın sahibine yani Allah’a
muhatap eder. Allah ile olana yok yoktur. Allah’ın mülkü
olan bu kâinat, Allah’ı gerçekten sevenin de mülkü
gibi olur. Allah namına bakar. Allah namına yaşar. Küçücük
kalbi kâinattan büyük olur. Bir kalbe Allah sevgisi
düştü mü işte böyle olur. Dilenci, sultan olur. Işığımız
karşı tarafa vurmadan bize de ulaşmıyor.
İşte aşk, böyle bir ışıktır.
Gelmiyor dediğin anda gelir, hiç beklemediğin bir
anda kapını çalar. Gönüllerde sevgiyi yaratan her şeyi
gören ve her derdi bilendir. Her derdin devasını da o
derdin içinde gönderendir O.
Aşk yolunda yürüyenlerin işi buzda yürümek gibidir.
Kalpleri hassas ve duyarlıdır. Aşk üzerimizde derin
izler bıraksa da, bir ömür yarası kapanmasa da, yine de
vazgeçmez hiç kimse bu dertten. Ruhun yaraları kolay
kabuk tutmaz. Aşkın izleri kolay kolay silinmez.
“Mâzîyi nasıl taşlara çizmişse denizler,
Aşkın ebedî tarihidir yüzdeki izler.”
Belki de bu yolda yürüyenler, bu yaralarından tanınsınlar
diye bir nişandır, bir işarettir bunlar. Kim ne derse
desin. Aşk yolunun delisi olmadan, velisi olunmuyor.
Kimi insanlar da akla hayale gelmez kişilere sevdalanırlar.
Belki çocukluğundan beri en yakınlarıyla, anne
– babalarıyla halledemedikleri bir meseleleri vardır, görülmemiş
bir hesapları vardır belki. Kimileri de kendi
gibi yaralılara sevdalanır. Ortak acılar belki de insanları
birbirine bağlar. Akıl almaz bir şeydir işte. Aşk böyledir
işte.
Aşk işte böyle bir denizdir. Ayağını değdirenin bedeni
de girmiş demektir. Ama güzel olan bir çok yanı
da vardır: Ruh eksiğini tamamlar ve ilâhî bir dünyanın
eşiğinden pır pır atan bir yürekle ve heyecanla geçer ilk
defa. İnsan baştan aşağıya kadar değiştiğini hisseder.
Hayatında belki de ilk defa anlatılmaz bir duyguya ulaşır.
Yüreği, kabaran, coşkun bir deniz gibidir aşık. Seven
için zaman işlemez, durur âdeta. Uzak, çok uzak
denizlere açılmaya ve kulaç atmaya başlamıştır.
Koskoca bir mıknatıs, bir zerrecik demir tozunu nasıl
çekiyorsa, aşk denizinin cezbesi de bir damlacık olan
insanı kendisine böyle çeker işte.
Gerçek aşk, insanın bu duyguyu kalbine koyanı aramasıdır.
Onu Yaratana yönelmesidir. Aşk; Allah’a doğru,
Onun yarattıklarının üzerinden çıktığı bir yolculuktur
insanın. Aşk bazen yakar. Kapanmayan yaralar açar ruhumuzda.
Aşk gerçek sahibini buldu mu, Allah’a vardı
mı sonunda tamamlanır, sükûnet bulur. Yaralar iyileşir.
Aşk yarasının devâsı yine aşkın kendisindedir. İnsanî
bir aşkı ancak ilâhî bir aşk iyileştirebilir.
Gün gelir aşk biter ama şefkat bitmez. Aşk kitabının
sonunu âşıklar getiremez. Şefkat pınarı analar ve babalar
tamamlar bu kitabın sonunu. Buna mazhar olan, bir
adım öndedir her zaman. Ama aşksız olmaz, yapamaz
insan. Bu yolda akıl susar. Bu yolda başını verenin aklı
mı kalır?
Aşk akıl işi değildir, gönül işidir. Mevlânâ, aşkı anlatmak
ve açıklamaktan âciz kalan akıl için; “Aşkın
açıklamasında akıl, çamura saplanmış eşek gibi yatıp
kalır” der.
Aşkı ancak aşkın kendisi açıklar.
Evet, Fuzulî gibi; “Aşk imiş âlemde her ne var ise,”
diyelim, kalbimizi bir nebze dinlendirelim.
Sevenlere katılalım, iyilik edenlerden olalım, kötülüklerden
kaçınalım. Allah için sevip, Allah için işleyelim
inşallah. Aşkın zaferine erelim… Aklımızın almadığı
aşkın halleri için; “aşk işte böyledir” deyip geçelim…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(956 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.