Annem annem güzel annem

“Ana sıcağından mahrum kalanları hayatları boyunca
hiçbir güneş yeterince ısıtamaz.”

— Selahaddin Şimşek

ANNELER GÜZELDİR… Ben hiç çirkin anne görmedim.
Ya siz?..
Anneler güzeldir… Çünkü annelik güzeldir. Bir
küçük çekirdek, içinde nasıl bir koca ağacı taşırsa, anne
de bir değil, bin can taşır içinde. Ve günü geldiğinde bir
değil, bin doğurur analar…
Anneler hep geleceği düşünür. Çünkü geleceği çocuklarıyla
analar doğurur, onlar yoğurur.
Bir imamın yoluna çıkmış bir ana:
“Niye kadınlardan imam olmuyor?” diye sormuş…
Hoca Efendi mahcup bir eda ile;
“İmamları onlar yetiştiriyor da onun için” demiş.
Dünden bu güne her toplumda, sade analık değil, hocalık
da eder kadınlar… Dünyayı yönetir onlar.
Mübarek eller, dünyaya yön verir, ruh verir. Beşiği
sallayan eller. Duâya duran o temiz eller… Evrimciler cevap
vermeliler; ve nasıl işliyorsa evrim, annelerin neden
hâlâ iki elleri var? diye oturup düşünmeliler.
Bir mucize arayan gözler, yorulmasın boşuna; bir
anne ile çocuğuna baksın yeter. Anne durmuş çocuğuna
bakıyor, çocuk yüzünü çevirmiş annesine… Birbirlerinin
ruhlarını, düşüncelerini okuyorlar… Kim bilir ne
düşlerde, ne hayallerdeler?
Annenin rüyası çocuklarda sürer… Hiç yaşlanmaz
analar; evlâtlar onları hayata öyle bir bağlar ki, ne mal,
ne mülk, ne de dünya zevklerinden birine hiç benzemez
bu. Bambaşka bir bağlanıştır. Ana gibi anaca bir kucaklayıştır.
Hormonlarla, tıpla açıklanamaz analık. Reçeteler de
yok, eczanelerde ilâcı da yok. Anlatacak kitap da yok.
Analık bambaşkadır.
Bilmediği bir kaderi, yavrusuyla baş başa yaşamaktır
analık. Kaderde olunca; Allah’tan bilince güzeldir
her şey.
Ufak tefek, narin bir bedeni vardır çoğu annenin
ama sakın ölçmeye kalkmayın, bir değil birçok kişinin,
kederinin ve neşesinin içine girip sığınacağı kocaman
bir yüreği vardır anaların. Ana sıcaklığının… Odanın sıcaklığını
ölçen termometreler ölçemez ana sıcaklığını…
Anlayamazlar…
Mırıl mırıldır dilleri, hiç bitmeyen duâları vardır anaların.
Duâ kitaplarında olmayan, hiçbir yerde bulunmayan,
kalbinin tâ içinden gözyaşıyla beraber dökülen
yağmur olup, rahmet olup inen, duâları vardır annelerin.
Yeşerir o dualarla çorak topraklar gibi rahmete susayan
gönüllerimiz ve bir kış günü hâlâ üşümüyorsa
içimiz, anamızın duâlarıdır peşimizden gelen… Geri
çevrilmeyen, Rabbimizin yüce katından boş dönmeyen
duâlarıdır annelerimizin.
“Sen geçen bir ömrü ararsın, ben ise geçen bir günü”
derdi bir ana. Ana gibi bir ana. Aşk başka nerede bu
kadar saftır, bu kadar temiz… Analık yolu, yolların en
uzunu, en zorudur. Çıkarın bir hele, yok farz edin annenizi
hayatınızdan; geriye ne kalır, sadece koca bir çöl.
Sütü, maması değil; annelerimizin ninnisi ve duâsı
da büyütür bizi. Bir anneden bir çocuğa neler geçer, neler
taşınır bilinmez, orası biyolojinin konusu.
Bir ömür neden silinmez, neden üzerimizdeki anne
kokusu?
Neden bebekler o kadar güzel kokar, neden?
Neden bir annenin gönlünde gök kuşağının her rengi
bulunur, neden acaba?..
Ah annem, ah anneler, bu bilmeceyi çözmeye sizin
ömrünüz yetmez deyin. Deyin de kurtarın bizi anneler…
Ah güzel kalpli anneler, ah duâlı diller. Hiç kimsenin
bilmediği, söylemediği en derin bilgileri sizden öğrendik…
Kalbinizle, sevginizle yetiştirdiniz.
Sonra okullara gittik. Oralarda sizden öğrendiğimizin
milyonda birini öğrenemedik. Ne kutsal bir okulsunuz
siz analar. Yaşlandıkça daha iyi anlıyoruz. Ana okulu,
okulların en başı ve en anasıymış meğer.
Ne kadar da cahilmişiz. Her şeyi bildiğimizi zannettiğimiz
bu günde bile, sana muhtacız anne. Haydi bir
daha salla beni anne. Bir daha salla o güzel ninnilerinle,
ilâhilerinle. Ruhuma nakış nakış işle, bir daha işle Allah
aşkını, Yunus diliyle kalbime koy, peygamber sevgisini.
Bir daha, ne olur bir daha, yalvar dualar et benim için
Allah’a. Küçüldüm, ufaldım anne. Sevginle besle, şefkatinle
doyur beni yine… Sen neysen biz de oyuz anne…
Boşuna dememiş Hz. Ömer; “İnsanlar, babalarından
çok annelerine benzerler” diye…
Aramızda bir sırdı sanki, kulağıma fısıldadığın o
sözler de. Ve gözlerin, ruhuma bakan o gözlerin. Her
defasında onları, bir damla yaş ile mühürlerdin.
‘Anne;’ ne tatlı bir kelime. Şimdi daha iyi anlıyorum
anneciğim; Allah’ın anneleri niye yarattığını. Dünyada
da cenneti yaşayabilelim diye, değil mi anneciğim?
Allah, ne kadar büyük, ne kadar şefkatli ve merhametli
anneciğim. Rahmetinin bir damla tecellisini sizinle
gösteriyor. Onun sonsuz rahmet denizinden bir damladır
sizdeki.
Kalbi senden büyük, bilgisi ve şefkati senden daha
ileri, daha güvenli bir öğretmen görmedim. Senden daha
yüksek okullarda okumadım.
Mutluluğun tohumlarını hayatımıza vakti vaktine
öylesine serptin ki, kalbimiz en yararlı bilgilerle, sönmeyen
sevgilerle bezendi, yeşerdi.
Kelime bulamıyorum anlatmaya, sözcükler yetersiz
kalıyor anneciğim bu kalbî beraberliği açıklamaya. Sabrın
çeliktendi, kayaları eriten cinstendi. Bağırsanız çağırsanız
da, sözleriniz yürek incitmeyen cinstendi. Saflık
ve sadelik içindeydiniz hep. En samimi ve en halis
sevgileri sizde ve sizinle tattık.
Ey güzel anneler, yüreğiniz, okulumuz oldu. İlk dersimizi
aldığımız dershanemiz oldu.
•••
“Anne,” çocukların dudaklarında ve dillerinde, Rabbimizin
yarattığı belki de en güzel bir kelimedir. Mesafe
tanımaksızın sadece anneler bilir; Allah’ın ilhamıyla çocuğunun
neye ihtiyaç duyduğunu onlar bilir ve ard arda
sıralar duâlarını:
“Güneş gibi parlayan günlerin olsun evlâdım. Allah,
her daim seninle olsun. Allah, imanla göçmeyi nasip etsin.
Allah, her şeyin hayırlısını nasip etsin.”
İnanın o duâlar, geri dönmeyen duâlar olur. Hedefini
ok gibi bulur. Anaların duâları, gökler katından geri
dönmez. Annenin evlâdına en güzel armağanı duaları
olur. Anne duâsı, anne sevgisi yetiştirir, büyütür bizi.
Anaya hakkını ödememek, analara teşekkür etmemek,
Allah’a şükretmemektir. Ana hakkı, kul hakkından da
ileridir. Ana hakkı, Allah hakkı demektir.
Mevlânâ ne güzel der;
“Annenin merhameti de Allah’tandır. Ona hizmette
bulunmak da hem farzdır, hem de yerli yerinde bir iştir.
Annen sana ‘geber’ dese, bil ki, kötü huyunun, kötülüğünün
gebermesini ister.”
Ah analar, duânız olmasaydı ne olurdu halimiz. Katlandığınız
dertler, çektiğiniz acılar, belki de sizin gıdanızdı.
Kim bilir?.. Kim bilebilir, anneliğin nice yüce bir
san’at olduğunu sizi yaratan Allah’tan başka, kim bilebilir
ki?
•••
W. Pudolph; “Doktorlar, asla yürüyemeyeceğimi söyledi,
ama annem, Allah’ın izniyle yürüyeceğimi söyledi.
Ben de Allah’a ve anneme inandım” diyor. İşte en karanlık
işlerde ve en karanlık eşiklerde güneş gibi aydınlatan
bir ışık…
•••
Victor Hugo, bir annenin, savaş sırasındaki fedakârlığını
bir eserinde şöyle anlatır:
“Ekmeği ikiye böldü ve aç çocuklara verdi. Çavuş,
‘kendine hiçbir şey ayırmadı’ diye homurdandı. Bir asker,
‘çünkü o aç değil’ dedi. Çavuş, ‘hayır, o bir anne’
diye karşılık verdi…”
Anneler, sevgili anneler, sizin destanınızı yazmaya
ne kalem ne de kelimeler yeter…
Adınız yeter her şeyi anlatmaya, Rabbimizin sonsuz
rahmetini coşturmaya adınız yeter. Siz anneler iyi
ki varsınız. Duâlarınız iyi ki var. Ey başucumuzdaki
ışıklar, bir ömür peşimizden koşuşturan aziz varlıklar,
bizleri büyütüp kendi kanatlarımızla uçmamızı sağladığınız
için binler teşekkürler, binler dualar sizin o aziz ve
temiz ruhlarınıza.
Yavuz Bülent Bâkiler’den bir ana duâsı, bir ana hatırası
ile tamamlayalım sözümüzü:
“Anamın duâları üzerimde olmasa
Yıkılır sırtımı verdiğim duvar
Kopar, elime gelir tutunduğum dal
Kapımı çalmaz bahar.”


Bir imamın yoluna çıkmış bir ana:
“Niye kadınlardan imam olmuyor?” diye sormuş…
Hoca Efendi mahcup bir eda ile;
“İmamları onlar yetiştiriyor da onun için” demiş.
Dünden bu güne her toplumda, sade analık değil, hocalık
da eder kadınlar… Dünyayı yönetir onlar.
Mübarek eller, dünyaya yön verir, ruh verir. Beşiği
sallayan eller. Duâya duran o temiz eller… Evrimciler cevap
vermeliler; ve nasıl işliyorsa evrim, annelerin neden
hâlâ iki elleri var? diye oturup düşünmeliler.
Bir mucize arayan gözler, yorulmasın boşuna; bir
anne ile çocuğuna baksın yeter. Anne durmuş çocuğuna
bakıyor, çocuk yüzünü çevirmiş annesine… Birbirlerinin
ruhlarını, düşüncelerini okuyorlar… Kim bilir ne
düşlerde, ne hayallerdeler?
Annenin rüyası çocuklarda sürer… Hiç yaşlanmaz
analar; evlâtlar onları hayata öyle bir bağlar ki, ne mal,
ne mülk, ne de dünya zevklerinden birine hiç benzemez
bu. Bambaşka bir bağlanıştır. Ana gibi anaca bir kucaklayıştır.
Hormonlarla, tıpla açıklanamaz analık. Reçeteler de
yok, eczanelerde ilâcı da yok. Anlatacak kitap da yok.
Analık bambaşkadır.
Bilmediği bir kaderi, yavrusuyla baş başa yaşamaktır
analık. Kaderde olunca; Allah’tan bilince güzeldir
her şey.
Ufak tefek, narin bir bedeni vardır çoğu annenin
ama sakın ölçmeye kalkmayın, bir değil birçok kişinin,
kederinin ve neşesinin içine girip sığınacağı kocaman
bir yüreği vardır anaların. Ana sıcaklığının… Odanın sıcaklığını
ölçen termometreler ölçemez ana sıcaklığını…
Anlayamazlar…
Mırıl mırıldır dilleri, hiç bitmeyen duâları vardır anaların.
Duâ kitaplarında olmayan, hiçbir yerde bulunmayan,
kalbinin tâ içinden gözyaşıyla beraber dökülen
yağmur olup, rahmet olup inen, duâları vardır annelerin.
Yeşerir o dualarla çorak topraklar gibi rahmete susayan
gönüllerimiz ve bir kış günü hâlâ üşümüyorsa
içimiz, anamızın duâlarıdır peşimizden gelen… Geri
çevrilmeyen, Rabbimizin yüce katından boş dönmeyen
duâlarıdır annelerimizin.
“Sen geçen bir ömrü ararsın, ben ise geçen bir günü”
derdi bir ana. Ana gibi bir ana. Aşk başka nerede bu
kadar saftır, bu kadar temiz… Analık yolu, yolların en
uzunu, en zorudur. Çıkarın bir hele, yok farz edin annenizi
hayatınızdan; geriye ne kalır, sadece koca bir çöl.
Sütü, maması değil; annelerimizin ninnisi ve duâsı
da büyütür bizi. Bir anneden bir çocuğa neler geçer, neler
taşınır bilinmez, orası biyolojinin konusu.
Bir ömür neden silinmez, neden üzerimizdeki anne
kokusu?
Neden bebekler o kadar güzel kokar, neden?
Neden bir annenin gönlünde gök kuşağının her rengi
bulunur, neden acaba?..
Ah annem, ah anneler, bu bilmeceyi çözmeye sizin
ömrünüz yetmez deyin. Deyin de kurtarın bizi anneler…
Ah güzel kalpli anneler, ah duâlı diller. Hiç kimsenin
bilmediği, söylemediği en derin bilgileri sizden öğrendik…
Kalbinizle, sevginizle yetiştirdiniz.
Sonra okullara gittik. Oralarda sizden öğrendiğimizin
milyonda birini öğrenemedik. Ne kutsal bir okulsunuz
siz analar. Yaşlandıkça daha iyi anlıyoruz. Ana okulu,
okulların en başı ve en anasıymış meğer.
Ne kadar da cahilmişiz. Her şeyi bildiğimizi zannettiğimiz
bu günde bile, sana muhtacız anne. Haydi bir
daha salla beni anne. Bir daha salla o güzel ninnilerinle,
ilâhilerinle. Ruhuma nakış nakış işle, bir daha işle Allah
aşkını, Yunus diliyle kalbime koy, peygamber sevgisini.
Bir daha, ne olur bir daha, yalvar dualar et benim için
Allah’a. Küçüldüm, ufaldım anne. Sevginle besle, şefkatinle
doyur beni yine… Sen neysen biz de oyuz anne…
Boşuna dememiş Hz. Ömer; “İnsanlar, babalarından
çok annelerine benzerler” diye…
Aramızda bir sırdı sanki, kulağıma fısıldadığın o
sözler de. Ve gözlerin, ruhuma bakan o gözlerin. Her
defasında onları, bir damla yaş ile mühürlerdin.
‘Anne;’ ne tatlı bir kelime. Şimdi daha iyi anlıyorum
anneciğim; Allah’ın anneleri niye yarattığını. Dünyada
da cenneti yaşayabilelim diye, değil mi anneciğim?
Allah, ne kadar büyük, ne kadar şefkatli ve merhametli
anneciğim. Rahmetinin bir damla tecellisini sizinle
gösteriyor. Onun sonsuz rahmet denizinden bir damladır
sizdeki.
Kalbi senden büyük, bilgisi ve şefkati senden daha
ileri, daha güvenli bir öğretmen görmedim. Senden daha
yüksek okullarda okumadım.
Mutluluğun tohumlarını hayatımıza vakti vaktine
öylesine serptin ki, kalbimiz en yararlı bilgilerle, sönmeyen
sevgilerle bezendi, yeşerdi.
Kelime bulamıyorum anlatmaya, sözcükler yetersiz
kalıyor anneciğim bu kalbî beraberliği açıklamaya. Sabrın
çeliktendi, kayaları eriten cinstendi. Bağırsanız çağırsanız
da, sözleriniz yürek incitmeyen cinstendi. Saflık
ve sadelik içindeydiniz hep. En samimi ve en halis
sevgileri sizde ve sizinle tattık.
Ey güzel anneler, yüreğiniz, okulumuz oldu. İlk dersimizi
aldığımız dershanemiz oldu.
•••
“Anne,” çocukların dudaklarında ve dillerinde, Rabbimizin
yarattığı belki de en güzel bir kelimedir. Mesafe
tanımaksızın sadece anneler bilir; Allah’ın ilhamıyla çocuğunun
neye ihtiyaç duyduğunu onlar bilir ve ard arda
sıralar duâlarını:
“Güneş gibi parlayan günlerin olsun evlâdım. Allah,
her daim seninle olsun. Allah, imanla göçmeyi nasip etsin.
Allah, her şeyin hayırlısını nasip etsin.”
İnanın o duâlar, geri dönmeyen duâlar olur. Hedefini
ok gibi bulur. Anaların duâları, gökler katından geri
dönmez. Annenin evlâdına en güzel armağanı duaları
olur. Anne duâsı, anne sevgisi yetiştirir, büyütür bizi.
Anaya hakkını ödememek, analara teşekkür etmemek,
Allah’a şükretmemektir. Ana hakkı, kul hakkından da
ileridir. Ana hakkı, Allah hakkı demektir.
Mevlânâ ne güzel der;
“Annenin merhameti de Allah’tandır. Ona hizmette
bulunmak da hem farzdır, hem de yerli yerinde bir iştir.
Annen sana ‘geber’ dese, bil ki, kötü huyunun, kötülüğünün
gebermesini ister.”
Ah analar, duânız olmasaydı ne olurdu halimiz. Katlandığınız
dertler, çektiğiniz acılar, belki de sizin gıdanızdı.
Kim bilir?.. Kim bilebilir, anneliğin nice yüce bir
san’at olduğunu sizi yaratan Allah’tan başka, kim bilebilir
ki?
•••
W. Pudolph; “Doktorlar, asla yürüyemeyeceğimi söyledi,
ama annem, Allah’ın izniyle yürüyeceğimi söyledi.
Ben de Allah’a ve anneme inandım” diyor. İşte en karanlık
işlerde ve en karanlık eşiklerde güneş gibi aydınlatan
bir ışık…
•••
Victor Hugo, bir annenin, savaş sırasındaki fedakârlığını
bir eserinde şöyle anlatır:
“Ekmeği ikiye böldü ve aç çocuklara verdi. Çavuş,
‘kendine hiçbir şey ayırmadı’ diye homurdandı. Bir asker,
‘çünkü o aç değil’ dedi. Çavuş, ‘hayır, o bir anne’
diye karşılık verdi…”
Anneler, sevgili anneler, sizin destanınızı yazmaya
ne kalem ne de kelimeler yeter…
Adınız yeter her şeyi anlatmaya, Rabbimizin sonsuz
rahmetini coşturmaya adınız yeter. Siz anneler iyi
ki varsınız. Duâlarınız iyi ki var. Ey başucumuzdaki
ışıklar, bir ömür peşimizden koşuşturan aziz varlıklar,
bizleri büyütüp kendi kanatlarımızla uçmamızı sağladığınız
için binler teşekkürler, binler dualar sizin o aziz ve
temiz ruhlarınıza.
Yavuz Bülent Bâkiler’den bir ana duâsı, bir ana hatırası
ile tamamlayalım sözümüzü:
“Anamın duâları üzerimde olmasa
Yıkılır sırtımı verdiğim duvar
Kopar, elime gelir tutunduğum dal
Kapımı çalmaz bahar.”

(1037 kelime)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.