Allah ve Aşk’tan alıntılar

“Her ne var ise âlemde
örneği var bu âdemde.”

Şimdi sevgili okuyucu;
Kitabımıza adını veren yazıların arasında bir yolculuğa
çıkıp tekrar zihnimizi tazeleyelim. Fikir bahçemizden
bir demet yapıp verelim, Allahaısmarladık diyelim.
Buyurun efendim.

1
Deniz kıyılarındaki minicik çakıl taşları bile birbirine
benzemez bu dünyada. Öylesine bir denge, öylesine güzel
bir ahenk vardır. İnanılmaz çeşitlilik vardır.

2
Dünya ve içindekiler, hepsi güzeller… Güzellerin güzeli
olan Rabbimizin eseridirler. Ondandır bu güzellik.

3
Hiçbir an, hiçbir yerde bizi yalnız bırakmayan Rabbimiz;
doğruyu bulmada tek yardımcımızdır. Yanlış seçimler,
istenmeyen yollara gitmeler, yaratılış gayemizin
zıttına bir hareket olur, özümüzü inkâr olur.

4
Gönül O’nsuz olmaz.
Gönülden ‘Allah Allah’ demeyince, o gönül, gönül
olmaz.

5
Allah için seven, gönülden sever. Gönülden seven,
boşa sevmiş olmaz. Bunun dışında kalan aşk da yalan,
söz de yalan, sevgi de yalan.
Allah aşkıyla yanan yanmaz.

6
Kimler geldi, kimler geçti şu dünyadan. Her biri bu
aynaya baktı da geçti. Kimi elinde bir tasla, kimi başucunda
bir taşla geçti bu dünyadan. Kimi de malını değil,
adını bile götüremedi. Tacı tahtı burada bıraktı gitti,
çünkü mülk Senindi.

7
Nerde bir zamanlar o ışıldayan genç ve güzel yüzler?
Şimdi eser yok hiçbirinden. Gençti, güzeldi hepsi, gül
gibiydi. Ömürleri, güller kadar kısa sürdü.

8
Nehirler aktı geçti, / Kurudu vakti geçti.
Nice han, nice sultan / Tahtı bıraktı geçti
Şu dünya penceredir, / Her gelen baktı geçti…

9
Güneşi bulan, mumu ne yapsın? Ey güneşler güneşi!
Ey nurlar nuru! Bir zerre tecellin bile neler yapmaya
kâdirdir Senin.
Gün gelip kendinden kaçan hatta kendini bile sevmeyen
insanın, şükür ki onu seven bir Rabbi var.
Ümidini yitirme ey insanoğlu, işte seni böyle seven
sevgili bir Rabbin var!

10
Bir dikenin duasını güle çeviren Rabbim, bizim en
karanlık hâlimizi bile dilerse en güzel bir şekle çevirmez
mi?

11
Biz kendimizi bile sevmezken, bizi seven bir Rabbimiz
var. Şükür ki bir Rabbimiz var.

12
Seni sevenler, seviyorum diyenler, ancak sen var
olduktan, sen yaratıldıktan sonra bildiler ve çok sonra
sevdiler seni. Öyle değil mi?
Seni seviyorum diyenler için; önce senin ve sonra da
sevgi denen şeyin var olması gerekliydi. Öyle değil mi?
Eğer Rabbin seni yaratmasaydı kim bilecekti seni?
Kim haberdar olacaktı senden?

13
“Sevemez kimse beni ‘Senin’ sevdiğin kadar
Allah’ım!”

14
Bir tek Senin sevgin…
O sevginin bir katresi, bir zerresi bile yeter bize…

15
Aşkı, sevgiyi, muhabbeti, bu güzel sermayeyi yanlış
yollarda sarf etmemeyi kimden öğreneceğiz, kimden?
Elbette o duygularımızı yaratan Rabbimizden.

16
Kalbim, Rabbimden haber veriyor. “Beni kör kuyularda
bırakma” diyor. “Beni hakiki gıdam ve ihtiyacım
olan marifetullahtan, Allah’a giden yoldaki bilgiden,
O’na ulaştıran muhabbetten, sevgiden, Allah’la olan
ilişkiden uzaklara koyma.” diyor.

17
İnsan; kalbi durduğu zaman değil, o kalbin manevî
ihtiyacı karşılanmadığı zaman gerçekten ölüyor. Kalp,
ihmale gelecek bir yanımız değil. Ama en çok da onu
boşluyoruz.

18
Merkezinde Vahid-i Ehad’dan başka bir şeyi kabul
etmiyor kalbimiz. Şöhret mi, alkış mı? Dünyanın peşinden
koştuğu ne varsa… Aşk mı, para mı? Kalp için onlar
hiçbir şeydir. O bitmeyenin peşindedir.

19
“Kalbin varsa seveceksin.” diyen çok. “Kimi? Neyi?
Neden?” sorularına doğru dürüst cevap veren yok.

20
Her şeyin bir ölçüsü, bir sınırı vardır; sevmenin yok
mu, aşkın yok mu?

21
Aşk denilen bu şiddetli ve karşı konulmaz duygunun
peşinden insan nereye kadar gitmeli ve nerede durmalıdır?

22
Kalbin gıdası sevmekledir. Ama kimi ve neyi ve niçin?
Gençlerin elinde, aşkın cazibesine karşı koyacak ve
duygularını frenleyecek güçleri de yoktur bu yıllarda.

23
Aşk başa beladır ama söyleyin bakalım, bu belaya
düşmeyen var mıdır?

24
Aranan bilinmezse, bulunan da bilinmez.

25
Misk kokusundan bellidir, âşık da sözünden ve gözünden.
Aşk ağlatır, dert söyletir. Gönül, buldu mu içini dökecek
bir kafa dengini, neler der, neler kim bilir? Aşkın
ateşini gözyaşı söndürmüyor artık.

26
Aşk, Allah’a götüren yolda bir araçtır. Dikkat edelim
de, araç amaca dönüşmesin.

27
Aşk bir ummandır, sevgi bir deniz. Kim bilir kaç kişinin
kayığı battı bu denizlerde?

28
Evet, aşk, var olmaktır. Var olduğunu cümle âleme
duyurmaktır.
Var olmak, yok olmayı göze alanların kârıdı
Hangi tohum, çiçeği görebilmiştir ki; hangi çiçek
meyveyi görebilsin?
Var olmak, aslında yok olmaktan geçen uzun ince
bir yoldur.

29
Aşk, ilâhî bir iksirdir, ama adam gibi aşksa, Allah
için ise… Aşk işte böyledir. Aksi halde, bir değil bin parça
olmuş camı güneşe karşı tutsan, ne fayda.

30
Ümide doğru giden yol, aşktan geçiyor.
Aşkla ıstırap gibi, ümitle korku, endişeyle dua bir
aradadır hep. Ayrılmazlar birbirinden…

31
Aşk, hayatın anlamını arayıştır, kendinden geçiş ve
göklere yükseliştir. Romantik aşklarda birçok gencin
aradığı da belki budur. İlâhî bir yolu bulma çabasıdır.
Belki de Mecnûnvâri:
“Leylâ diye diye buldum Mevlâ’yı
Ben neyleyeyim şimdi Leylâ’yı?” demektir.

32
Aşk işte böyle bir denizdir. Ayağını değdirenin bedeni
de girmiş demektir. Ama güzel olan birçok yanı
da vardır: Ruh eksiğini tamamlar ve ilâhî bir dünyanın
eşiğinden pır pır atan bir yürekle ve heyecanla geçer ilk
defa.

33
Aşkı ancak aşkın kendisi açıklar.
Evet, Fuzulî gibi; “Aşk imiş âlemde her ne var ise,”
diyelim, kalbimizi bir nebze dinlendirelim.

34
Kendini ne kadar kollarsa kollasın, yıldırım gibi düşer
kalbine aşk.
Aşkı takip eden, çileye taliptir. Zahmetlidir ama sonu
rahmettir onun. Kemâlini bulursa eğer. Seveni, sevdiğine
yani Rabbine ulaştırırsa aşk, işte o zaman cümle
eksikler tamam olur. “Aşk gelince cümle eksikler biter.”
der Yunus Emre ya, sözü o zaman bir derece gerçek
olur.

35
Aşk bir levhadır yolun bir kenarında.
Altında bir işaret: “Allah’a gider.”

36
O aşk, o muhabbet olmasa, ne her sabah güneş doğar,
ne insan yataktan kalkar, ne de o yorgun ruhlar ilk
adımını atar…

37
Kalbin gücü, Allah ile olmakta, aşkın gücü ise Allah’ı
bulmakta.

38
Yolunu, yönünü kaybeden, ne yapacağını bilmeyen,
aşkın sadece adına tutunan, içini, özünü açamayan,
Allah’a kavuşamayan bunca insan bin pişman ve bin
perişan…

39
Aşk sahibini arıyor, kalp Rabbini arıyor ve buluyor.
Aşk, Allah ile olunca daire tamamlanıyor.

40
Aşk, en yüce olmasa da yüce bir hâldir. Ölüm gibi bir
şeydir, geldi mi önüne katar, sürükler sizi. Ne kendinize,
ne iradenize hükmünüz geçmez. Sözünüz yetmez.
Aşk geldiğinde, boşluk bırakmaz, tamamlar…

41
Hesaba kitaba, yarın kaygısına dayanan tüccar kalplerle
işimiz yok. Böylesi sevgiler, asla yer etmesin, girmesin
hiç dünyamıza. Kalplerimiz, kapalı dursun onlara
karşı.
Ucuz sevgilerin peşinden koşanlar, kendilerine âşıktırlar
aslında.
“Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz” diyor, bu yolun sevdalısı.

42
Yüreğiniz varsa, buyrun…
Sevmek yürek ister…
Hem de koca bir yürek ister…

43
Sevginin, aşkın da, birçok duygumuzda olduğu gibi,
iki yönü var: Biri aşk-ı hakikî, yani gerçek aşk, diğeri
ise mecazî, yani geçici aşk. Bediüzzaman Hazretleri,
bunu mealen şöyle ifade eder:
“Aşk, şiddetli bir sevgidir. Fanî olan sevgililere yöneldiğinde,
o aşk ya insanı acılar ve elemler içinde kıvrandırır
ya da insanın sevdiğini zannettiği o fanî sevgili;
kalbindeki o sonsuz muhabbetin fiyatına değmediği
için, ebedî ve gerçek bir sevgiliyi arattırır. İşte o zaman,
o mecazî aşk, yüzünü fanîlerden hakikî aşka çevirir.”
(Mektubat, 37)

44
Allah’ın sonsuz güzellikteki yaratışı, kendisini bildirmeye
yönelik olan münezzeh sevgisinden doğmuştur.
Onun için, eskiden, bir yere gelene “Hoş geldin”
mânâsına, bir şey yiyenlere içenlere yine “Afiyet olsun”
yerine, “Aşk olsun” derlermiş. Muhatap, bu söz karşısında
ya “Eyvallah” ya da “Aşkın cemâl olsun” dermiş.
Sözümüzü, sevgiyle yoğrulmuş bir duâyla bağlayalım.
Dedi:
“Aşk olsun.”
Dediler:
“Aşkın cemâl olsun.”
Dedi:
“Cemâlin Nur olsun.”
Dediler:
“Nurun alâ Nur olsun.”
Biz ne diyelim, gönülden bir ‘hu’ ve ‘âmin’den başka…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
(1140 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.