Allah ile olan yalnız değildir


YOL HİÇ BİTMESİN isteriz ama biter. Dünya yolculuğu
mezarda biter. Aslında orada da bitmez
ya, ötesi var. Biri biter, biri başlar. Yolculuğun
hakkını vermeli, tadını çıkarmalı insan. Yolun hakkı ise,
Yaratanın istediği şekilde yaşamaktır hayatı. Elde imkân
ve fırsat varken, yaşadığına aldanmamak, yolculuğunun
çok süreceği zannına kapılmamaktır.
Baharın, akasyaların kokusunu, dalların, çiçeklerin
çağrısını duymak…
Kuşlar dallarda kıpır kıpır şimdi. Dallar, rüzgârın
elinde zikirdedir şimdi.
Kalbim sonsuz bir denizde yüzer gibi. Korkusuz ama
huzursuz değil.
Kulağıma eğilmiş fısıldıyor Bediüzzaman:
“Evet, baharımızda yeryüzünü bir mahşer eden, yüz
bin haşir numunelerini icâd eden Kadîr-i Mutlak’a, Cennetin
icâdı nasıl ağır olabilir?” (Sözler, s.72)
•••
Bak ne söylüyor Mevlânâ da; “Dalların el çırpışını
görmüyorsun değil mi? Buna can kulağı gerek… Ten
kulağıyla duyulmaz ki.” Ve bizi diriliğe, canlılığa çağırıyor;
“Bin bahar görse, taş yeşermez” diyor.
Ne çok bakan var, oysa gören gözler öyle az ki. Ne
çok kulakları olan var; oysa gerçekten duyan öyle az
ki.
Bir atın düşen nalından, koca bir ordunun bozguna
uğrayışına kadar uzanan zincirleme olayları bir düşünün
hele. Bir kerecik olsun, Allah namına kâinata bakmayanın
ve dünyadaki değişimlere, inceliklere şahit olmayanın
hâli ötede yamandır. Hesabı kolay değildir.
Kalbinin Allah sevgisiyle taştığı bir gün ve sana senden
daha yakın bir Rabbinin olduğunu hissettiğin bir an
geldi mi kaçırma o fırsatı. Alnını toprağın bağrına bas.
Bir secde et Rabbine. Sonsuz huzuru işte orada duy.
Kalpten bir isteyişle, derinden bir titreyişle secdeye git.
Baharı, dışarıda değil içinde hisset…
Bırak artık şu mızıldanmayı; “Bunca yıl yapamadım,
edemedim” nazlanıp sızlanmalarını bırak. Mazeretleri
koy bir kenara, eğil bir kerecik.
Secde et Rabbin için,
Bahara dönsün için…
Nice perişan, nice pişmanlık dolu yıllar, bir secdede
çözülsün. Şeytanın kaçınıp yapamadığı bir emri, bir ibadeti
sen yapıyorsun, dikkat et. Kıymetini bil.
Allah için eğilmek, secdeye varmak ve öylece kalmak.
Hıçkıra hıçkıra ağlamak: “Ben ne yaptım. Bir ömrü nerelerde
heder ettim yâ Rabbi. Sana gelen yollarımı kesmiş,
oyalamış onca lüzumsuz şey. Affet Allah’ım, affet.”
Sesine ses, ruhuna yeni bir nefes mi katmak istiyorsun?
Düş toprağa bir tane gibi, kır dizlerini, sağına soluna
bakınmadan. Arif Nihat Asya gibi; “Kulun olarak
doğmasaydım, gelir fahri kulun olurdum Allah’ım,” diyerek
diz çök ve eğil. Toprağa, anne toprağa eğil. Başka
bir gaye için değil, Allah rızası için eğil. Secdelerin de
dili vardır. Kalbin kulağıyla dinlersen eğer:
“Nerde kaldın evlât, ölünce mi gelecektin bağrıma,
o kadar geç mi? Vefalı ol düş yanıma. Buradan seslen
Rabbime. Benim üstümden, tam da işte buradan…”
Hiçbir şey geçmiş, yitirilmiş değildir aslında, yeter
ki insan yeniden başlayabilme cesaretini gösterebilsin.
Şeytanın ve nefsin esiri olduğunu fark edebilsin yeter
ki. Bu anlı şanlı savaşın adı; cihaddır.
Hem de her savaştan büyük ve çetindir bu savaş.
Çünkü kendi kendine karşı mücadelesi zordur insanın.
Ama başaracak kadar donanımlıdır. Yalnız değildir. Allah
ile olan yalnız değildir. Kösteği kadar desteği de vardır.
Geçmiş de gelecek de işte bu âna bağlıdır. Bu ânı
kullanmamıza bağlıdır.
Allah ile olanı kim yıkabilir? Allah ile olmak isteyeni
kim bozabilir? Cevabı bizdedir. Engeller var elbette önümüzde.
Engeller takılmak için değil, aşılmak içindir.
Düz bir koşu değildir hayat. Elbette engelleri, inişleri
çıkışları da olacaktır.
Haydi, bir ezanla, bir namazla dirilişe. Haydi… Düşmeden,
ölmeden önce girelim o yatağa, başımızı secdeyle
uzatalım toprağa. Haydi…
Besmeleyle çık yola.
Haydi uğurlar ola.
Haydi secdeye. Haydi, özgürlüğe kavuşmaya.
İnsanın içinde nice uçurumlar vardır. Hem de ölçülemez
derinliktedir bunlar, Allah’tan başka kim çıkarabilir
oraya düşeni?
Bir düşüş, bir de yükseliş korkusu var içimizde. Uzatılan
elleri görmeliyiz. Öyle bir el tut ki, o da seni tutsun
hiç bırakmasın.
Kendimize, var oluş sebebimize bakıp, Hz. Peygamberimize
(asm) salât-ü selâm getirerek doğrulmalıyız
düştüğümüz yerden. Silmeliyiz ellerimizdeki kirleri,
kalbimizdeki günahları. Silkmeliyiz, temizlemeliyiz tövbeyle.
Tövbe sularıyla yıkanmalıyız.
Sınanmak için varız yeryüzünde. Zor sorular ise
Yaratan’a sığınmak için. Acz içindeysen korkma, yardımına,
imdadına yetişecek biri var demektir. O seni bilir
ve asla unutmaz:
“Şüphesiz ki, yerde ve gökte, Allah’a (cc) hiçbir şey
gizli kalmaz.” (Âl-i İmran Suresi, 5)
Ey vaat ettiği zaman vaadini yerine getiren ve tehdit
ettiği zaman affedip cezalandırmaktan vazgeçen
Allah’ım!.. Çoktur, büyüktür günahım. Hata ve günahlarımı,
o sonsuz geniş olan rahmetinin içine al ve affet
Allah’ım. Sen, rahmeti geniş ve bağışlaması çok bol
olansın.

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

(669 kelime)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.