Küçük şey yoktur

“En büyük mutluluk, başkasını mutlu etmektir.” — Victor Hugo ANDRE GİDE, zevkle okuduğumuz ve büyük dersler çıkardığımız Küçük Prens’in yazarı Antoine de Saint Exupery ile tanıştıktan sonra şöyle der: “Ben yıllar boyu eserlerimde kahramanlar koydum ortaya. Tabii ki onları sevdim, onlarla yaşadım. Okurlarım da onları…

“Azdan çoğa gidilir”

ÖYLE DERDİ ANNEM… Nedense bu söz bana iki dilim kızarmış ekmeğin yanında üzerine sürülmek için bekleyen tereyağını, rafadan bir köy yumurtasını, bir avuç peyniri ve bir o kadar da zeytini hatırlatır. Güneşin bütün haşmetiyle vurduğu bir sabah sofrasının neşesini, gülümseyen davetkâr yüzünü, şen şakrak hâlini…

Bir gece yolculuğu

“Gece gündüz ömrünüz kısalıyor. Yaptıklarınız ise kaydediliyor.” — Abdullah ibni Mesud BİR GECE VAKTİ, rüya mıydı neydi bilmiyorum, “Kalk!” dediler şaşkın bakışlarımın arasında. Çekip çıkardılar yatağımdan. Soramadım “Nereye?” diye. Uzun ve hızlı bir seyahate çıktık, doğduğum güne, çocukluğuma.

Saatçi Dükkânı

— Kadim dostum Saatçi Burhan’a… YILLARA meydan okuyan iki katlı ahşap evin altında bir dükkân. Babadan oğula devreden eski saatçi dükkânı. Müşterileri gibi konukları da eski. Ara soğutmayan dostlar, sayılı, sade insanlar… Genç bir adam telaşla girdi bu dükkâna. Ne aradığını anlatmak için epey zorlandı.

Bir gencin uyanışı

“Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız.” — Max de Pree HERKESİN zihnindeki ve hayalindeki kötülükleri unuttuğu günlerden bir gündü. O gün böyle bir gündü. Günlerden bir gün değildi. Özeldi… Peki o günkü hayatı farklı kılan neydi? Öyleyse dinlemeye hazır olun. •••

İnci ile sedefin aşkı

“Sebatsız sedef, inci tutmaz.” — Mevlânâ “BENİM görevim ne zaman bitecek?” diye sordu. Sorusuna cevap alamadı. Belki de bu sorunun cevabını kendisi bulmalıydı. “Sıkılıyorum ama bu dar yerde…” dedi. “Bu karanlık bir gün bitecek mi?” Yine cevap yoktu, yine sustu. Cevabı kendisi bulmalıydı. Ama sorular…

Bir su damlasının hayali

“Bir şeyi başarabilmek için, onu gerçekleştirdiğinizi hayal etmelisiniz.” — Alex Morrison MİNİ MİNNACIK bir su damlasıydı… Küçük mü küçüktü ama hayali büyüktü. Bir çınar ağacının son kalan yapraklarından birinin üstünde, en son damlaydı o.

Kuyu başında iki insan

BİR GÜN tozu dumana katarak geldiler. Yağız atlara binmiş ve siyahlar giyinmiş, yüzleri örtülü efendiler, çölün ortasında küçük bir vahada durdular. Kuyunun yanına perişan iki insan bıraktılar.

Cennet kuşu konuştu

— Sevgili Yeğenim Hande’ye… 17 AĞUSTOS’TAN hemen sonraki gecelerden birinde seni rüyamda gördüm. Şimdi o rüyanın üzerinden on bir yıl geçti. Bazı kareler silinse de, bazı sahneler tüm canlılığıyla hafızamda. Beyaz giysiler içindeydin. Yeni Camii’nin musallasında yatıyordun. Bir tabut içinde upuzun.

Eyüp Sultan’daki emanet

“Yetişmez mi bu şehrin halkına bu nimet-i Bârî? Habîb-i Ekrem’in yâri Ebâ Eyyûb el-Ensârî…” YEMEN pâdişâhlarına, Melik Tubba derlerdi. Bu Melik Tubba’lardan birinin adı, “Esad” idi. Künyesine de, “Ebu Kerb” denirdi. İki Nasranî bilgini, Yemen Meliki Esad’a; Allah’ın habibi, âhir zaman nebisi, iki cihan güneşi,…